EID AL ADHA HATIRALARI

 22/10/2010

                                                                                                                                   22/10/2010
EID AL ADHA HATIRALARI                                                                                         Doha
Merhabalar,
Bu aralar biraz dagildim konsantre olamiyorum.  Kafamda degisik dusunceler yazilarimdan uzaklasmama neden oluyor. Yillardir beynimin en dip koselerinde saklamis oldugum hayallerim bir bir ortaya cikmaya basladilar. Bazilari gercege donusur gibi olunca hemen o tarafa yoneliyorum. Bu durumda da yazilardan uzaklasiyorum. Icimde yapmak isteyip de yillardir yapamadigim birbirinden bagimsiz her konu basligi ayni oranda dikkatimi cekiyor. Hangisine yonelecegime bir turlu karar veremiyorum. Ruhumdaki bu arsizca saldirilara son derece musamahaliyim. Varsin saldirsinlar deyip ruhumun bu kesfetme donemine elimden geldigince firsat veriyor, hatta kenarda kosede bir yasanmamislik kalmasin diye de tum firsatlari degerlendirerek uyarmaya calisiyorum. Anlayacaginiz tam anlami ile  zevkini cikartmaya calisiyorum. Ben buna ” ruhumun kesfetme sureci” diyorum.
 Aslinda yazacak cok konu var ama yazmaya baslamaya  cok zorlaniyorum. Ekranin karsisina  yazmak icin oturuyorum. Ancak orayi karistiriyorum, burayi karistiriyorum bir turlu yaziya basliyamiyorum. Arada sizlerden ihtarlar geliyor “hadi nerde yeni yazi’ diye. Bu seferde cocuklarina ekmek goturmesi gereken bir ebeveyn gibi yeterince calismadigimi dusunuyor vicdan azabi cekiyorum. Bu konuda en buyuk destekcim Kemal . Yazilarimi muthis sahiplendi. Oyleki her turumuzda yazilarima faydali olmasi icin resim cekiyor, fiyat soruyor, bilgi topluyor, yol gosteriyor. Aramizda espri oldu, insaatin tozlu, toprakli, stresli dunyasindan cikarip kurtarmak icin kendisine is teklif ettim. Ilerde onemli bir seyahat yazari olursam o da bana eslik edecek ve ben sadece yazilarima konsantre olabilmem icin alt yapidaki tum isleri halledecek. Adini da koyduk: Lojistik Mudurum…   Insaatlarin zorlu dunyasindan kurtulup benimle birlikte maceralara atilmak daha cazip geldi bu nedenle bogaz tokluguna calismayi memnuniyetle kabul etti.
Bu kadar uzun surede neler yaptik. Oncelikle bayrami nasil gecirdigimizi anlatayim.
Burada bayrama EID (arapcada tatil anlamina da geliyor) deniliyor. Ramazan bayrami; Eid Al Fitr (fitre bayrami gibi ama yaptigim literature incelemesine gore Fitr arapca kahvalti demekmis) kurban bayrami ise Eid Al Adha. Adha’da kurban. Sizlere mesaj attim.” EID MUBARAK” diye.” Yani bayraminiz kutlu olsun”. Herkes mesajimi almis. Anlamli geri donusler yasadim. Tesekkurler. Burada bayramlar ne gune gelirse gelsin istisnasiz 1 hafta tatil oluyor. Bu yil Turkiye’deki Kurban bayrami  gibi. Bu nedenle Kaan guzel bir tatil yapti. Ama ozel sektor calismaya hizla devam etti. Kemal gibi. Sadece bayramin ilk iki gunu tatil yapabildi.  Bayram sabahi saat 12:00de buradaki arkadaslarimizla Turk Lokantasina gidip bir guzel kahvalti yaptik. Kahvalti da cikartmamislar pide, kebap filan yedik. Turkiyedekiler kadar olmasa da idare ederdi. Ailecek pideci olarak Kircicegini cok severiz. Ozellikle de dil corbasina bayiliriz. Bos kasarli ve kusbasi-kasarli pideleri bizim icin muhtesemdir.  Turkiye’ye gidince hemen gitmeyi hayal ediyoruz. Neyse, kahvalti sonrasi yanimiza biraz da paket alarak uzun zamandir gitmeyi hayal ettigimiz denize dogru yola ciktik. Burasi bir yarim ada hatta nerede ise ada olacak denli karaya az bagli bir yarim ada olmasina karsin deniz kulturu yok. Ornegin  araplar pek balik tuketmiyorlar. Bunun devami olarak da denize girmiyorlar. Kemal’in bir sozu var. Arap deniz kiyisinda denize sirtini verip cole bakarak oturur diye. Dolayisi ile hic bir yerde tesis yok.  Kiyidaki herkes yabanci idi. Sozgelimi yanimizdaki grup Zimbabve’denmis. Hatta kucuk kizlarinin resmini cektim. Face’te. Cok sevimliydi. Diger  tarafimizdaki grup ise Avrupali di. Herkes kendi kulturune gore egleniyordu.  Zimbabveliler mangal yaptilar. Avrupalilar misir gevregi yiyip bol bol yuzduler, badminton oynadilar.  Araplar (Katari olmayanlar) ise erkek erkege oynak havalar calip kivirtarak muzik esliginde oynadilar. Ben denize girmedim cunku deniz beni hic cekmedi. Suyun sicakligi yazin Izmir sicakligi kadardi. Hatta Sigaciktaki koylar yazin ortasinda buradan cok cok daha soguktu. Bizim erkekler santiyeci olduklari icin yanlarina oglanlarida alip kocaman kumdan baraj yaptilar. Cok gulduk tatilde bari insaat olmasin dedik. Ama resmen sanat eseri yaptilar. Resimleri face’te. Tabiki yorgunluktan olduler. Hos bir gun oldu bizim icin. Buraya geldigimizden beri gormek isteyipte goremedigim denizi gorme sansim oldu.  Aslinda basta ne kadar deniz icin heyecanlaniyorsam da insanlarla konustukca a beklentilerimi epey dusurmus olmamin faydasini gordum. Insan yinede yarim ada olan bir yerin hic mi guzel denizi yok diye dusunmeden edemiyor.
Kisaca deniz ve balik burada cok yavan…
Yerel baliklar yemek istiyoruz. Aliyoruz kocaman heybetli baliklari benim klasik zeytinyagi, sarimsak ve tuzdan olusan sosumda saatlerce bekletip birde  baligin karnini acip lezzetlensin diye icerisine halka sogan, biber koyuyoruz. Nafile… Sanirim tatli su ve sicak deniz baliklari boyle oluyor. Soguk denizlerde baliklar soguga karsi yaglandiklari icin daha lezzetli oluyorlar.  Burada marketlerin balik reyonlarinda daha cok uzak dogulular oluyor. Onlar her turlu ivir zivir seyi aliyorlar. Mavi yengec dahil. Bir ara biz de alalim diye heveslendik ama nasil pisirecegimizi bilemedik. Ben mutfak konusunda cok da yaratici olmadigim icin cesaret edemedim.
Bayrami anlatiyordum konu nereye geldi. Bayramin ikinci gunu Katar Turk kadinlar Birliginin(KTKB) duzenledigi kahvaltiya katildik. Hatirlarsaniz gectigimiz bayramda gitmistik. Bu kez yeni acilan Turk restoraninda oldu. Hatta bu restorana ilk acildigi gunlerde gitmis ve sahibine fikri biz vermistik. Hosumuza gitti bu gelisme. Kahvalti saat 12:00 diye gittik baktik herkes cikiyor anlayamadik. Megerse kahvalti saat 09:30’da imis. Yemekler sogumus, azalmis, tadi kacmisti. Neyse oturduk yedik bu arada da organizasyonu duzenleyen uc kisi ile tanistik ve yaklasik iki saat suren hos bir sohbete dalinca yemeklerin tadini unuttuk gitti.
Bu tatli sohbetten sonra hava cok hos, tipki Turkiye’nin bahar havasi gibi, olunca Kornish’te (Kordonda) yuruyelim dedik. Upuzun bir sahil 10 km filan vardir. Bol bol fotograf cektik. Fotograflar Face’te. Burada ilginc bir de olaya tanik olduk acikcasi benim dikkatimi cekmemisti Kemal uyarinca dikkat ettim. Bu bolgede Arap fistanli polisler var. Bu polisler bekar erkek iscilerin kornishte dolasmasina izin vermiyor ve yanlarina yavasca giderek sessizce bolgeyi terketmelerini istiyor. Bir sure adami takip ettik ve resimledik. Face’te bu resimlerde yer aliyor. Artik isyerinizde bakamiyorsaniz evde bir firsat yaratip bakin derim. Kornishte geleneksel balikci tekneleri var. Gece mehtap turu filan da duzenliyorlar. Onumuzdeki hafta Cuma gunu KTKB’nin duzenledigi boyle bir geziye katilacagiz. Anlatirim.
Kornisten sonra karsi kiyida yer alan Pearl’e gittik.Kornish ve Pearl Izmirde Karsiyaka-Guzelyali gibi olarak hayal edin lutfen. Pearl buranin en prestijli bolgesi. Dubai’deki Palmiye adasina benzetilmeye calisilmis. Soyle bir genel bilgi vereyim deniz doldurularak  yaratilmis Limanda ultra lux apartmanlar bunlarla  uyumlu magazalar, kafelerden olusuyor.  Yani tekneni evin onune baglama imkani sunuluyor . Bu arada sehir hayatinin tum nimetlerinden faydalanarak tabiki.  Dunyanin en lux markalari giyim, otomotiv, puroya kadar  burda. Dubai’deki palmiye adasi buradan cok daha buyuk ve kapsamli idi hatta icerisinde birde meshur Atlantis oteli vardi. Orada sahildeki evler villa tipi dublex iken sadece icerdekiler daha yuksek katli  idi. Burasi ise sadece yuksek katlilardan olusmakta. Halen insaatlar devam ediyor zamanla belki olabilir. Ama cati dublex katlarinin manzarasi cok hos olsa gerek. Gectigimiz gunlerde bir Turk arkadas Pearl’de oturdugu evin gece ve gunduz manzarasinin olarak cektigi fotograi gosterdi  dogrusu cok hostu. Pearl’de insaatlar bittikce bolgeye bir ad verilerek halka aciliyor. Su anda Porto Arabia bolgesi acilmis durumda. Yesil, estetik ve tertemiz bir bolge olarak Katar’in farkli bir yuzunu temsil ediyor. Estetik dedim ama deniz kenarinda yurume yolunun epoksi gibi hastane , fabrika, okul zeminlerinde kullanilan bir malzeme ile kaplanmis olmasini anlayamadik. Ayrica  korkuluklarin demirleri de cok alakasizdi.Neyse face’te cektigimiz resimleri koyduk . Bir zahmet bakiverin. (artik face bakmaniz sart oldu) Bu arada o siyah korkuluklari temizleyen en az uc kisi gorduk ellerinde hani su toz alma supurgeleri varya onlardan. Adamlar tum gun boyunca korkuluklardaki tozlari aliyorlar. Korkuluklar siyah olunca toz hemen belli oluyor ya yaklasik 1 km.lik mesafeye 3 adam yerlestirmisler tum gun toz alsin diye. Lukse bak.
Pearl yakininda insanlar denize giriyorlardi. Ama denizin olu bir ic deniz hali vardi. Hic hareket yok. Deniz sahil boyunca dumduz giderken kiyiyi doldurarak girinti- cikinti yapmislar ki daha cok ev yapilsin sahile. Sonucunda daha cok ev satilsin para kazanilsin. Bu yaratilan suni sahillerde suyu bulandirmis.  Ancak su temiz ve denize girilebilyor. En azindan Turkiyedeki sehirlerdeki sahiller gibi degil. Hatta su hareketlensin diye dis denizden aldiklari suyu sahile basiyorlardi. Korniste cektigimiz resimler arasinda gorebilirsiniz. Ben ilk gordugumde” aaaa kanalizasyon” dedim. Kemal durumu acikladi. Basilan suyun debiside oldukca yuksekti.
Bayramin ucuncu gunu tekrar Pearl’e gittik. Bu kez Kaan gelmek istemedi. Iyice bir tavaf edip bol bol fotograf cektik. Hava da guzeldi. Tam bahar havasi. Bu arada fotograflarda gordugunuz teknelerin sahipleri hangi seyhtir nasil bir hayat yasar deyip hayal kurarken; aaaa baktik bir tanesi ve en cafcaflisi hareket ediyor. Icerisinde Endonezyali cocuk bakicisi da dahil oldugu halde. Ohh ne sansli kadin filan derken bol bol fotograflarini cektik. Yine face’te. Neyse yurumeye devam ediyoruz. Bir baktik kucuk bir tekne icerisinde 3 erkek 2 kadin Avrupali tipli. Bak dedik Avrupalilar gelir gelmez bir tekne almislar. Keratalar bilirler keyif yapmayi. Tekne durdu. 2 kadin 2 adam indi 3. adama hoscakal deyip el sikistilar hizmeti icin tesekkur ettiler filan. Aaaaa tekne meger kiralikmis. 2 ciftte kiralamis megerse bu tekneyi. Bizim neyimiz eksik bizde bir bakalim nasil kiralaniyor filan diye oradaki sirin zencimsi- asyalimsi  iskeletor gibi zayif delikanliya sorduk. Delikanli kosa kosa yanimiza geldi ve basladi aciklamaya. Aslinda buradaki gordugumuz teknelerin cogunun calistigi  sirkete ait oldugunu ve istenirse saatlik olarak bile kiralanabildigini soyleyince cok sasirdik. Hani o az once anlattigim o devasa yat mi denir ne denir o bile kiralik oldugunu soylemesin mi?  Yani arap seyhi de olsa ne kadar parasi olursa olsun tekneye yatirim yapmiyor. Bu sefer de” cani isterse kiralayip hevesini alip havasini basiyor” diye dusunduk. Neyse tekne turlari hakkinda bilgi almak icin bizi acentaya yonlendirdi. Hatta durum ben de sizinle geleyim dedi. Zaten acentada hemen oracikta imis. Yolda cok merak edip nereli oldugunu sorunca Seysel adalari demezmi. Oglum senin ne isin var buralarda o kadar guzel diyarlari birakip ne hikmet ile geldin diye sorunca da ( bu cumlenin Ingilizcesi tabiki my son diye baslamadi rating ugruna size ekzejere ederek anlatiyorum anlayin artik) herkesin ayni seyi soyledigini ulkesinde de Turizm isi ile ilgilendigini ve yurtdisi tecrubesi kazanmak icin geldigini belirtti. Neyse bu arada acentaya vardik ve tesekkur ederek vedalastik. Bu arada Lojistik Mudurum Kemal sizler icin acentada teknelerin turlari ve fiyatlari ile ilgili ayrintili bilgi aldi. Vallahi onun aklina geldi bak yazinda bu bilgiyi verebilirsin dedi. Sonucta ben sadece kiralamayi dusundugumuz tekne ile ilgileniyordum. Fikir vermesi icin soyluyorum 10 metrelik 1 tekneyi  1 yillik olarak 29.999 QR’a kiraliyabilirsiniz. 24 metreligi de 99.999 QR’a. (yaklasik 40.000TL) bilenler Turkiye ile bir karsilastirsin derim.  Bu arada korfezin disina suni bir ada yapmislar. Oglen 3 seanstan birinde tekne ile goturup birakiyorlar aksamda ayri uc seanstan birinde aliyorlar. Bu seanslari belirlemek yolcu insiyatifinde. 10 dakikalik bu yolculuk icin kisi basi 50 QR aliyorlarmis.  Turk parasi ile 20 TL filan. Turkiye’de yazin tum gun denizde yedirip icirip koy koy gezdiren tekneler 25 TL filan diye hatirliyorum. Zaten burada her sey cok pahali.
Bu yazinin konusu bayramda ne yaptik olunca size bayramda evimizi ziyarete gelen Arap genc ailden de bahsetmek isterim. Kadin adi Nur,  Gym’de tanistik. Suriyeli ve basi ortulu 21 yasinda genc bir ogretmen hanim ama cin gibi masallah. Kocasi ise Lubnan’li. Saniriz 30’lu yaslarda genc bir muhendis. Birde benim cok sevdigim 3 aylik ogullari var SALAH. Ismi Selahattin Eyyubiden geliyormus.
Neyse Salah’a donelim nasil sevimli ( cunku tombis) ve cok uslu. Guluyor  ve uyuyor. Huyunu hic degil ama tipini Kaan’in bebekligine benzetiyorum. Cok uyumlu bir bebek. Onlar bize ziyarete geldiler. Biz de cok mutlu olduk. Cok hos insanlar. Nur burada bebek oncesi calismis ve cin gibi oldugu icin bana cok hos bilgiler verebiliyor. Normalde Araplar ile iletisim kurmak farkli dunyalarin insanlari olarak zor. Ancak bu aile siradanaraplardan farkli olduklari icin kolaylikla iletisim kurabildik. Biz de Salah’a bize yaptigi ilk ziyaret nedeni ile yumurta , cikolata ayrica bayram icin de harclik verdik. Megerse onlarda da adetmis. Bayram tatlilari almistik onlara ikram ettik. Turk kahvesi icmek istediler. Hemen yaptim. Tum bu adetler onlarda da varmis. Onlar da bizi evlerine davet ettiler. Bu arada Salah ile cekildigim fotografim yine face’te.
Aldigimiz tatlilari bayramda sitede calisanlara ikram ettik. Cok memnun oldular. Bizi musluman sanmadiklari icin belki de bayramimizi kutlamamislardi. Olsun deyip biz yine de ikramimizi yaptik.
Kaan genel olarak, Turkiye’de bayramlari sevmezdim ama keske Turkiye’de olsaydik dedi. Eskisehir’de olmayi isterdim dedi. Orada bayramlar daha gelenekseldir. Ben burada yasadigimiz bayrami farkli ve kesfetme ile dolu oldugu icin sevdim. Seneye Allah kerim.
Yazilarimin sonunda sizlere okuduklarimi, izlediklerimi paylasiyorum biliyorsunuz.
Cok hos filmler izliyoruz tv’de her aksam.O kadar guzel aile filmleri yayinliyorlar ki bizim icin aksam 21:00 film saatini iple cekiyoruz. Koyuyoruz onumuze Allah ne verdiyse hem yiyip hem de film izliyoruz. Tabiki bu durum Ingilizce acisindan da gayet faydali oluyor. Hatta sabahlari da arka arkaya 4 film filan koyuyorlar. Firsatim oldukca bakiyorum.  Ayrica dun AVATAR’in DVD’sini aldik. Kemal izlememis. Hep birlikte soluksuz izledik. Bir suru seyi hatirlamadim. Tanrim ne unutkanim. Bu arada Kaan replikleri bile soyluyordu. Ben oyle bir sahne oldugunu bile hatirlamiyorum. Oysaki birlikte izlemistik. Film Superdi. Zaten boyle ozel filmlerin orjinal formda kolleksiyon yapmaya basladik. (Yazdan beri). Cok eski John Wayne ve Rita Hayworth filmlerini nerede bulabilirim bilen varsa soyleyebilirmi ltf. Sener Sen, Hababam Sinifi filan sahip olmak istedigim seriler. Su an isin basindayim. Neyse yine dagildim. Bu arada cok gitmek istedigim Social Network filmini kacirdik. Bir gittik seans 15 dakika olmustu baslayali. Haftaya geliriz dedik film gitmisti. Inanamadik. Turkiye’de nasildi durumu bu kadar kisa mi kaldi? Gidenler begendiler mi?
Bu donemde Soner Yalcin’in “Siz kimi kandiriyorsunuz” kitabini okudum. Altinda da “Yakin tarihin gayriresmi notlarinda gercekler ile yuzlesmeye hazir misiniz” yaziyor. Soner Yalcin’in okudugum ilk kitabi idi. Cok akici ve sade bir dille yazmis. Bizim gibi kendi tarihini cok beylik ifadelerin disinda verilmeyen bir egitim almislar icin son derece faydali bir kitap. Hatta tarihimizde arsivlemenin ozellikle de Ingilizlerin ellerinde oldugu icin tarihte bircok sahsiyetin iyi adam gosterildigini aslinda o adamin Ingilizler icin iyi ancak vatanini satan bir kisi oldugunun altini ciziyor. Ornekler veriyor. Oncelikle popular olaylardan turbanin cikisina deginiyor. Burada Erdogan ile karisinin tanismasina kadar gidiyor. Islami kesimin onemli isimi Sule Yuksel’in enteresan hayat cizgisinden soz ediyor. Bu arada birakiniz turbanla okusunlar okul bitince ne oluyor hepsi evinin hanimi deyip basliyor tektek isim vermeye. Cumhurbaskani, basbakan kizlari, bazi bakanlarin okumus esleri hatta Disisleri bakaninin karisi doktor (bu arada Kemal’in de liseden sinif arkadasi imis) okudularda da ne oldu hepsi ev hanimi diyor.Baska,Turkiyeyi cok uzun yillardir, Osmanlinin son donemlerinden beri,  Gumushanevi dergahinin yonettigini soyluyor. Su anda yonetimde kim varsa bu dergahtan gecmis. Isim isim veriyor. Bende kitabi okuyunca bizden ne kadar farkli dunyalar var ve biz catlasak patlasak ipin ote yanina gecemeyiz fikri olustu. Bu insanlarin aile kulturleri olmus artik. Aile buyukleri cocuklara bu dunyada yer aciyorlar. Sonucta o aileler soz sahibi oluyor. Bizler memurus modunda, kucuk dunyamizda,  yarini kurtarma cabasinda yasayip gidiyoruz piyon gibiyiz fikri olusuyor. Tarihi o kadar spesifik olaylara deginiyorki tarihci olmadigina inanamadim. Bir gazeteci gozuyle bu kadar arastirma yapmasi muthis. Ornegin Kurtulus savasindaki teyyarecileri anlattigi bir bolum var hakikatten cok iyi bir arastirmaci oldugunu iyice ortaya koymus.  Bundan sonra bay Pipo’sunu okuyacagim. Yazdiklarima bakip ne kadar entellektuel oldugumu sanmayin bu kitap 2008 de piyasaya cikmis. Bir turlu vakit ayirip okuyamamisim. Belki sizler okumus olabilirsiniz. Okumadi iseniz de tavsiye ediyorum. Simdi SAHBABA kitabina basladim. Vahidettin’i anlatan bir kitap. Tarihci Murat Belge yazmis. Aldigimiz tarih derslerinde Vahidettin’I vatan haini diye ogrenmistik hatirlarsaniz. Iste kitapta ailesi ozellikle de kizi Sabiha Sultan’in ve cevresinin destegi ile arsivlerine uzanarak Vahidettin’in insani boyutunu ve  ulkeyi terketmesine sebep olan o gunun kosullarini kendisine ait yazismalar araciligi ile ortaya cikartiyor. Kitabin basinda kizinin babasinin vatan haini imajini yillarca uzerlerinde tasimanin acisini anlatiyor. Gercekten etkileyici. Kitaba yeni basladim bir sonraki yazimda yorumlari verecegim.
Evet basta da belirttigim uzere yaziya baslamak zor ama gordugunuz uzere basladimmi da birakamiyorum bir turlu. Neyse bayram sonrasi isyerlerinize dondugunuzde bilgisayarda yazimi group gune guzel bir baslangic yapabilmenizi diliyorum. J Bu nedenle yazimi 15 dakika icierisinde yollamam  gerek. Su anda burada saat 08:44. Turkiye 1 saat geri.
Ancak firsatiniz oldukca sizlerden de geri donusler- yorumlar bekliyorum. Facebook’ta “neseylegezerken” bolumunde tum bu anlattiklarimin resimleri var. Lutfen bakiniz. Ayrica http://www.neseylegezerken.blogspot.com  adresindeki bloguma giriniz yorum yaziniz ankete katiliniz. Biraz calisiniz. Hep is, hep coluk cocuk nereye kadar. Bugun nese icin ne yaptim diye sorunuz kendi kendinize. Sayenizde blogumun hareketlenmesini istiyorum.
Herkese mutlu,saglikli,  guzel gunler dilerim. Guzel bir tatilin ardindan gununuzun mutlu gecmesi dileklerimle…HOSCAKALIN…
                                                                                                                                 

FACEBOOK’u SEVEMEDIM.

                                                                                                                                       23/10/2010
FACEBOOK’u SEVEMEDIM…
Yazilarima kaldigim yerden devam ediyorum.
Ara verince soguyor insan. Bu aralar blog olusturma isine kafami taktim. Bir taraftan da fotograf makinasini ogrenmeye calisiyorum. Yazilarimi resimler ile destekleyerek yazmak istiyorum. Blog olusturabilirsem sadece bana ait seyler olacak.
Resimleri iletebilmek icin mail yeterli olmuyor. Aslinda gonderdigim topu topu iki resim ama makinanin ozelligi nedeni ile oldukca yer kaplayan resimler. Bir turlu iletemedim. Blogumu da henuz olusturamadigim icin Kaan’dan oneri geldi facebook’a ekleyelim diye. Boylece ilk gunku gibi kullanilmamis facebook’uma islerlik kazandirmis olduk. Baslangicta eklemelerim sonrasi ziyaretcileri takip etmek, yorumlarini almak heyecan verici idi. Ama sonrasinda ben yazi ve resimler ile desteklemeyince heyecani gitti. Bundan sonra sizlere yazilarimi eskisi gibi mail ile gondermeye devam edecegim. Cunku benim eski halim gibi evde bilgisayara vakit ayiramayanlar ne olursa olsun bu sekilde devam etmemi istediler. Kendilerini anliyor ve devam edecegimi bildiriyorum. Ama tabiki resim gonderemiyecegim. Belki resimleri kucultebilirsem gonderebilirim ancak ziplesem de gonderemedim. Fotograf makinasinda degisiklik yapmam gerekecek. Bakacagim.
Baslik ile dunyada cigir acmis bu sosyal paylasim sitesine haksizlik yapmak istemem. Bence de buyuk devrim. Biliyorsunuz su gunlerde filmi bile yapildi. Belki Turkiye’de gosterilmeye bile baslanmistir. Hakikatten onemli bir yaraticilik ornegi. Ancak ben sevemedim.Facebook’u neden sevemedigime gelince. Bir kere benim anladigim veya bugune degin alisageldigim sohbet ortaminin zevki yok. Biri birsey yapiyor. Izleyenler ise sadece begendik tusuna basiyor. Benim iletisim tarzimda ise cok begendim veya begenmedim der uzerine de guzel bir sohbet acilir. Tabiki konulan yazilarda’ forward benzeri emek harcanmamis yazilar olunca, izleyiciler de fazla emek harcamadan cevap verebiliyorlar. Hersey emeksiz. Ekle gitsin kulturu.
 Ayrica sectigim kisiler ile gorusmek isterim. Arkadasimin arkadasi oldugu icin burnumun dibine sokulan kisiler ile gorusmek istemem. Ornegin dun sayfamda benim hayatta selam bile vermeyecegim tanimadigim bir kisi vardi. Baktim arkadasimin arkadasi imis. Attim gitti. Facebook tam anlami ile forward coplugu haline gelmis. Bence en iyi tarafi gormek isteyipte uzun zamandir goremedigin kisileri gorebilme firsati. Ama benim gibi iletisimde olmak istedikleri ile zaten iletisimde olan kisiler icin hic uygun degi. Bence teenager isi.
Ama resimler nedeni ile facebook’a simdilik devam. Ben yazilarimi epeyce emek harcayarak yazdigim icin sizlerden de mumkun oldugunca iyi – kotu onemli degil begendik yorumunun disinda bir iki cumle beklerim.
Bu aralar blogumu yavas yavas ortaya cikartiyorum.  http://www.neseylegezerken.blogspot.com
Vaktiniz olursa bir bakin bakalim nasil olmus. Bir de anket ekledim. Cevap verirseniz sevinirim.
Benim gibi, bu dunyalarin cok disinda biri icin idare eder, ancak sanirim bloglarin en basitidir.  Onerileriniz varsa daha da memnun olurum.Desteginiz ile gelismesini umut ediyorum.
Sevgilerimle, 

GOZUMU NOBEL’E DIKTIM…

                                                                                                         08/10/2010
GOZUMU NOBEL’E DIKTIM…
Arkadaslar, sagolun. Sizlerden yazilarimla ilgili cok guzel yorumlar aliyorum.
Halimiz nicedir diye herkesin merakini gidermek icin, ayni seyleri ayri ayri yazmaktansa ,’’ evde tek ama oldukca ayrintili bir yazi yazip, internette fazla zaman kaybetmeden ilistirip herkese gondereyim’’, diyerek baslayan bu yazilar, sayenizde aldi basini gidiyor. Hazir hayran kitlem olusmus ve bana yazmam icin cok yogun motivasyon veriyorken ve de 44 yillik su gencecik hayatimda bu durum durup durup Nobel edebiyat odulunun aciklandigi gunlerde gerceklesince ‘’bunda bir hayir var’’ deyip sayenizde HAVAYA GIRDIM, sayenizde benim neyim eksik deyip yarista olmaya karar verdim.
Evet sayenizde GOZUMU 2011 NOBEL EDEBIYAT ODULUNE DIKTIM!!!
Biliyorsunuz Nobel edebiyat odulu bu yil Peru’ya gitti. Seneye Turkiye’ye gelebilir.  Destekleyiniz.Bekleyiniz.
Tabiki vaktim bol olunca hayal dunyam isbasi yapti. Bildiginiz uzere Komite her odulu neden verdigini cok guzel bir dille acikliyor. Hemen benimkini nasil aciklar deyip, benden baska aciklayacak kimse olamayacagi icin basladim kendi kendime aciklamaya.’’
 Vatan, dost, aile hasreti ile yasadigi gunlerde sevenlerinin gonullerine,  yasadigi cehennem sicagindaki ulkenin sicagina inat, serin su serpmek, hasret gidermek icin yazdigi icten, sevgi dolu metinler nedeni ile bu odule layik gorulmustur. Verilen bu  odul bugune degin verilen agir, agdali, felsefik edebi eserlerin disinda ozel bir felsefe dayatmayan, sevimli, icten, ve esprili bulundugu icin verilen ilk odul olma ayricaligina sahiptir.’’
Nasil begendiniz mi?
Saka bir yana sagolun sizlerden cok mesaj aliyorum. Bu da beni oldukca motive ediyor. Dedigim gibi baslangicta amacim farkli idi. Ama interaktif iletisim ile olaylar bu noktaya geldi.  Her yaziyi gonderdikten sonra basliyorum sizlerden geri donusu beklemeye. Ay yazar olmak ne zormus. Elif Safak stresli bir kadinmis ya simdi anliyorum dogrusu.
Bu arada internette kalma surem cok kisitli oldugu icin sizlere tektek acil durumlar harici cevap veremiyorum. Bunun icin lutfen kusura bakmayin. Gonul ister ki sizlerle tek tek yazisayim ama nafile. Daha once defalarca acikladigim uzere eve internet baglanmadan pek mumkun gorunmuyor.
Konu yazi olunca size hos bir haber vereyim.  Yakinda bir dergide yazilarim cikmaya basliyor. Dergi benim gibi hem bilimsel, hem de sevimli. Takip etmenizi oneririm. Ayrintili bilgi verecegim.
Yogun hayal dunyasinda olmam nedeni ile bu yazimi kisa kesiyorum. Kisa olmakla birlikte yaninda kucuk bir surprizi var. Bknz ekler.
Bugunluk bu kadar olsun ama ileriki gunlerde yogun bir sekilde yazmam gerekecek cunku seneye kadar en azindan bir kitabim olmali ki Nobel yarisinda olabileyim.
Desteginiz rica ediyorum. J
Not: Ozellikle de tuvaletleri anlattigim yazi Nobel’den de ustun odulu (henuz icad edilmedi ama) hak ediyor diye dusunuyorum. Hoscakalin…

YURTTAN SESLER

                                                                                   04-07/10/2010

YURT’TAN SESLER…

Burasi ile ilgili ilginc durumlari anlatmaya devam etmek istiyorum.
Elektrik olayi burada bir alem dogrusu. Bir kere en onemli fark uc basli piriz kullaniliyor.Toprakli piriz mi deniyor bunlara. Amerika gibi. Bizim bazi aletlerimiz uclu, bazilari ikili. Ornegin bizim bilgisayar ikili. Bu nedenle hep yanimizda adaptor tasiyoruz. Geldigimiz ilk gunlerde Kafede bilgisayari kurmaya calisirken unuttugumuzu farkedince ilk anda eyvah olduk. Ancak hemen isin cakalligini garson delikanli ogretti. Size de anlatayim belki gun gelir lazim olur.Kafelerdeki icecekleri karistirmakta kullanilan tahta karistirici cubugu prizin ucuncu deligine sokup iyice bastirirken ayni anda diger iki delige de ikili fisi takiyorsunuz. Bu kadar kolay. Buraya ilk geldigimiz gunlerde surekli gittigimiz kafede Bill Gates gibi gordugumuz bu garson cocuktan allah razi olsun bir iki seferde gayet intensive bir course verdi. Sayesinde ondan sonra hayatimiz gayet rahat oldu. Kaan’in okuldan gelisini beklerken wireless’a girmeyi filan bilmiyorum hemen yardimci oluyordu. Sirin bir uzak dogulu idi. Neyse elektrik ile ilgili ikinci onemli farklilik ise elektrikli aletlerin veya lambalarin  bulundugu yerdeki duvarda da ayrica bir anahtar var. Bu anahtari on pozisyonuna getirince kirmizi lambasi yaniyor ve cihaza elektrik geliyor. Ancak ondan sonra cihazi kendi on dugmesine basarak calistirabiliyorsunuz. Bende acik lambalari kapatma, bosa elektrik harcamama hastaligi var. O nedenle isim bitince duvardaki dugmeyi kapatiyorum.  Aradan zaman gecip cihazi tekrar calistirmak istedigimde bu seferde cihaz calismiyor tabiki. Hemen ‘EYVAH!!!’ oluyorum. Ama aninda da aklima geliyor dugmeyi aciyorum. Her seferinde. Bikmadan usanmadan. Hala alisamadim. Bu arada bir de ara kablo kullaniyorsaniz ara kabloda da ayrica her pirizin ayri acma kapama dugmesi var. Isiniz is. Acaba bunlar uluslarasi standart geregi mi? Turkiye’de neden uygulanmiyor diye soruyorum. Bilen varmi?
Aslinda evimizde elektrik, su ve internete para vermiyoruz. Kiranin icerisinde. Yani istesem hepsini acik birakabilirim. Ama aldigimiz terbiyeye sigmaz. Ayrica konu enerji gibi hassas bir konu olunca aynen eski tas eski hamam terbiyemizi bozmadan yasiyoruz. Kaan’a da bu bilinci vermeye calisiyoruz. Evin her tarafi klima dolu. Klimasiz uyunmuyor. (Klimanin sesi ile de uyunamiyor gerci.) Ama ben en azindan gunduz saatlerinde klimalari kapatip camlari karsilikli acarak gayet guzel serinliyorum. Arada sicak basarsa aciyorum. “ Gereksiz ise sondur” terbiyesi halen devam ediyor anlayacaginiz.
Klimalar baslibasina bir konu. Her yer klima ile dolu. Bizim 2 oda 1 salon evimizde tam 5 tane klima var. Hatta salonda 2 tane. Biri yemek,  digeri ise oturma bolumunde olmak uzere pozisyonlarini guzel ayarlamislar. Direkt uzerimize gelmemesi acisindan biz de salonun neresinde isek diger tarafin klimasini aciyoruz. Dubai’de iken disarida terleyip icerde soguga girince Kaan sinuzit olmustu. Hayatinda ilk kez. Aylar surmustu iyilesmesi. Bu deneyim nedeni ile burada cok dikkatliyiz. Dikkat etmezsem benim de migrenimi tetikliyor. Burada kapali alanlari 180C’de tutuyorlar. Insanin iligi kemigi donuyor. AVM’lerde hirka ile oturuyoruz. Ayaginizda da corap, ayakkabi filan olmali. Ilk geldigimiz gunlerde ayaklarim o kadar usudu ki 2 gun boyunca isinamadim. Kaan’in okulu da boyle. Gecen gun Kaan’in ingilizce ogretmeni ‘donuyorum’ diyordu. Ki bilirsiniz Ingilizler soguga aliskindir. Kaan da sogugu sever ama en sonunda dayanamadi okula esofman alti ile gitmeye basladi.Kapali ortamlarin bu kadar soguk tutulmasinin nedeni ise asiri sicak nedeni ile cogalma riski bulunan mikroorganizmal faaliyetleri durdurmakmis.
-Su aralar hava sicakliklari 37-400C arasinda degisiyor. Dayanilabilir. Geldigimiz gunlerdeki dayanilmazligi kalmadi. Biz Eylul basina dayanamadik. Bunun Temmuz ve Agustos’unu hayal dahi edemiyorum. Yani 3 adim yuruyunce tukeniyor insan.Cildiriyor gibi oluyorsunuz. Ki ben sicagi cok severim bilirsiniz. Bu kadinlar o sicakta yuzleri tamamen kapali ve simsiyah carsaflari ile nasil dolasiyorlar inanilmaz. Bu, bu dunyada iskenceden baska bir sey degil. Erkekler rahat. Oh giymisler bembeyaz fistanlarini iclerinde baska birsey yok estire estire geziyorlar. Ayaklarinda acik terlikler. Klasik erkek kiyafetlerinden bence daha rahat. Cunku kadinlar bir de siyah carsafin icine normal elbiselerini giymek zorundalar. Bu arada erkeklerin terliklerinden soz etmek isterim. O kadar igrenc ki dunyanin en seksi erkegine giydirin karizmasi sifir olur. Resmini cekip gonderecegim. Iki renkte oluyor bu terlikler beyaz ve cogunlukla siyah. Cogunlukla bantli az da olsa tek parmak modelli. (Parmak arasi degil). Yaslilarda gormek ne ise de gayet hos genc delikanlilarda gormeyi cok garipsiyorum dogrusu.Burada erkeklerde hic ayakkabi giyeni gormedim. Hep bu terlikler. Neyse ben bu terlikleri asagiliyorum ama gecenlerde CAT ayakkabi aliyoruz. Baktim CAT’lerin nerede ise 2 kati pahali. Inanamadim. Megerse deri ve el yapimi imisler. Cok merak ettiniz sanirim. En kisa zamanda fotografini cekip gonderecegim soz. Tabiki bu arada benim yazilari artik fotograf ile de zenginlestirmem gerekiyor. Burada daha once anlattigim nedenle fotograftan uzaklastim. Neyse hemen toparlanmaliyim.
Bu arada erkeklerin bu kiyafetleri giymeleri devlet tarafindan zorunlu tutuluyormus. Ornegin giymeden resmi dairelerde isleri yurumezmis. Adamlar kendi kulturlerini birakmiyorlar.Tum sistemler expatlar tarafindan kuruldugu halde, kendilerini hep koruyucu ve on plana cikartici, fayda saglayici sistemler kurdurtmuslar. Takdir ettim dogrusu. Ornegin kapali yerlerde sigara icebiliyorlar, trafikte hic ceza almiyorlar, bir expat isyeri acmak isterse bir arabi kendisine ortak etmek zorunda olmasi gibi.
Burada ilginc gelen bir baska durumda normalde marketlerde alisveris yaptiktan sonra bir yandan posetleri doldurur bir taraftan da parayi odemeye calisirsiniz ya burada siz sadece para isi ile ugrasiyorsunuz. Cantayi her kasada bulunan bir vatandas doldurmakla gorevli. Cok luks. Ama doldurma konusunda o kadar usta olmuslar ki konu basligina gore posetliyorlar. Gida ve temizlik malzemeleri ayri yerlerde yada ayni maddeden cok aldiniz diyelim hepsini tek posete koyuyorlar filan. Insan gucu cok ucuz oldugu icin nerede tuvalete bile cagirip altlarini temizletecekler. Bu konu acilmisken tuvaletler de cok degisik. Bir tuvalet yapma yeri var ama bizdeki teharet  muslugu yok. Tuvalet yapildiktan sonra yaninda bir baska, sadece temizlik icin, lavabo deligi gibi kucuk delikli ayrica bir oturma yeri var . Yapilan yerden kalkiliyor temizlenilecek yere geciliyor. Akliniza temizlenecek yerde her ikisini birden yaparim cinligi iki nedenle gecmesin.
1.Deligi lavabo deligi kadar kucuk.
2. Oturma capinin genisligi nedeni ile oturmak mumkun degil.
Temizlenilecek yerde de su var ama nasil kullaniliyor hayal edemedim. Bir de her iki yerin arasina asilmis bulunan kucuk sifonlu bir dus diyelim kafasinda mandali var su ordan geliyor. Mandala basiyorsunuz su geliyor. Ilk geldigimiz gun  tuvaleti temizlerken kullanayim dedim bir bastim yuzume su geldi.IGRENC.
Bilmem anlatabildim mi? Hayal edebildiniz mi? Bunun da resmini gonderecegim.
Elektrik ve tuvalet konusu zor.
AVM’lerdeki tuvaletlerde ayrica abdest bolumleri var. Her yerde ibadet etmek icin imkan yaratmislar. Televizyon ve radyolarda ibadet saatlerinde yayin kesiliyor ve once ezan ve sonra dua okunuyor. Burada cok hos, modern  bir AVM var. Baktim robot mu denir bilmem ama (bildigimiz robotlar boyle isler yapmazdi da) iste oyle birseye fistan giydirip, takke filan da takmislar surekli namaz kildiriyorlar. Ve arkasindaki panoda da namaz nedir ne faydasi var gibi bilgilendirme yapiyorlar. Ancak genel olarak hic kimseye kiyafeti nedeni ile ilgili bir yaptirim uygulanmiyor. Ancak ulkeyi tanitan Marhaba kitabinda bu tanimlanmis. Diz ustu,transparan, acik elbise yok diye. Ama ben gayet acik dolasan insanlar goruyorum. Arap kadinlarinin sikayet hakki var deniliyor. Ozellikle de sikayet edilen Katarli olmasa bile Musluman ise sorun oluyormus diyorlar.
Ayrica bu Marhaba kitabinda yine kulturleri ile ilgili uyarici nitelikte su bilgileri veriyorlar.
  • Her ne olursa olsun bir Katarliya selam vermeden soze baslamayin. (Merhaba, gunaydin gibi)
  • Insanlara degisik kiyafetleri nedeni ile dikkatlice bakmayin.
  • Kadinlarin ellerini sikmak icin uzattiginizda karsilik almiyorsaniz bu size yapilmis bir saygisizlik olmayip bu kulturun ozelliginden kaynaklanmaktadir.
  • Arap kadinlarina information olarak tanimlanmis yol, adres vs.sormayin.
  • Izinsiz fotograf cekmeyin.
  • Muslumanlar ile yemek yerken sol elinizi kullanmayin. Inanca gore sol el kisisel hijyen(!!!) icindir.
  • Toplu yerlerde bagirip cagirarak konusmayiniz. Esinize fazla yakin olmayin gibi…
  • Icki icmeyin ozellikle de araba kullanmayin.
  • Bir Katar’li ile otururken ayaklarinizi uzatarak veya sirtinizi donerek oturmayin.
Gibi devam ediyor. Bana oldukca enteresan geldi.Bir de yapin dedikleri var.En basinda da bol su icin diye yaziyor.40o C sicaklikta min. 2lt olarak tanimlanmis. Idrarinizi rengini control ediniz. Koyu sari olmamasina dikkat ediniz. Koyu sari idrar dehydrasyon anlamina gelmektedir diye yaziyor.
Biraz da kendimden soz edeyim. Bugun tum gun boyunca yalnizdim. Kaan’in okulu Sali oldugu icin erken bitiyor.Bir arkadasina gitti okul sonrasi. Ben de o gelecek diye kiymali borek yapmistim. Neyse ne yapayim diye dusunurken hadi dedim spor yapayim. Hayatimda bugune degin hic bu kadar rahat bir sekilde spor yapmamistim. 2 saat boyunca oraya buraya yetisecegim sorunu olmadan gayet relax bir sekilde spor yaptim. Ardindan dus ve hafif bir sekerleme. Turkiye’de o kadar yetismem gereken is oluyordu ki spor ancak yuruyus ile sinirli ve en fazla 1 saat surerdi. Arkasindan dinlenmek ise hic olamazdi. Yani bugun hayatimda bir ilk yasadim. Hosuma gitti dogrusu. Zaten spor salonunda da yalnizdim. Gayet dinlendirici oldu. Devamini diliyorum.
Spordan soz ederken gectimiz gunlerde aksam uzeri hava serinledikten sonra Kaan’in bisikleti ile sitenin disinda bir tur atayim bugunku sporum da bu olsun dedim. Bulundugumuz yer bisiklet kullanmak icin cok ideal. Duz ve sakin. Ancak Pakistanli ve Hintli iscilerin kulustur bisikletleri haricinde kullanani da gormedim. Hatta Kaan okuldan donerken herkes bana bakiyor diyor. Cunku herkes te muthis arabalar var. Birak arabayi Jiplerden Jip begen. Bazisi ucak gibi. Aslinda Avrupalilar bisiklet severler ama. Neyse ben basladim kullanmaya tabiki bu arada bana da uzayliymisim gibi baktiklari icin hep tenha yerlerde kullanmaya calisiyorum ancak eve donerken baktim arap(zenci versiyonu) kadinlari cocuklari kapinin onune oynamaya cikartmislar. Beni gorunce sevinc cigliklari ile alkislamaya baslamasinlar mi? Kendimi tam bir devrimci gibi hissettim. Ben de onlara el salladim, sevgilerimi gonderdim. Kendilerinin de cok yapmak istediklerini hissettim.
Burada aman nazar degmesin yillarin ayriliginin acisini cikartircasina sakin ve huzurlu bir aile yasantisi icerisindeyiz. Kemal en gec 18:00de evde oluyor. 18:10’da yemekte oluyoruz. Inanmiyacaksiniz ama cesit cesit yemekler yapiyorum. Sonra butun gece otur, film seyret, sohbet et. Simdilik kimseyi aramiyoruz. Basit ve sakin bir yasam. Bazi aksamlar disari cikiyoruz. Alisveris yapip, internet icin bir kafede oturup bir seyler yiyip iciyoruz.
Alisveris deyince dikkat ettigim kadari ile burasi oldukca pahali bir ulke. Sebze meyve fiyatlarina hic girmiyorum. Onlar baslibasina bir uc. Birde o kadar paraya taze olsa canim yanmaz. Ilk gunlerde Kemal alisveris yaparken, ev yemegini ozledigi icin, surekli beni sebzelerin yanina goturuyordu. Ben de bu sebzeleri gorunce ayyy cok kotu, bayat, yenmez gibi yorumlar yapiyordum. Alismisim sebze ve meyvanin tazesine.  Sonra farkina vardim ki burasi hep boyle daha iyisi yok. Birkac kez iyi diye aldigimiz sebzeler kurtlu veya curuk cikti. Simdi genelde dondurulmus almayi tercih ediyoruz veya cok ozel birsey gorursek o zaman tazesinden aliyoruz. Yoksa besleyici ozelligi yok olmus,toplanali epey zaman gecmis, curumus veya boceklenmis  sebzeye bos yere dondurulmusunun 2-3 kati para veriyoruz. Dondurulmus sebzelerde besin degeri hic olmazsa vardir diye dusunuyorum.Neyse yemek, elektronik dahil Turkiye’den pahali. Simdiye degin henuz ucuz birseyini goremedim dogrusu. Karsilastirma yapmak icin gittigim Mark’s &Spencer magazasi ciddi pahali idi. Enteresan. BAE oyle degildi.
Havalar biraz serinlesin bir aksam Souq denilen bir pazar yeri var oraya gidecegiz. Kemal burayi cok seviyor. Sokak alisverisi. Geleneksel. Sokaktaki kahvelerde nargile filan da icilebiliyormus. Burada hersey AVM’lerde oldugu icin burasi eski Katar olmasi acisindan ilginc olacagini tahmin ediyorum. Ama Iran’da merak edip gitmistim de o aksam migren krizi yasamistim. Etrafta milyonlarca 2 tekerlekli motorsiklet vardi. Her bir motorsikletin uzerinde inanilmaz tepeleme yuk ve insan. Bir motosiklet bu kadar seyi nasil tasiyordu. Ve o milyonlarca motordan cikan ses ve eksoz dumani benim yeryuzu ile baglantimin kesilmesine neden oldu. O gunu kabus gibi hatirliyorum. Uzaktan gordugum kadari ile buradaki trafige kapali bir alan.
Kaan’in okulunda proje isine ogrencilerde yaraticiligi arttirmak acisindan, cok ciddi bakiliyor. Soyleki Subat 2011 de teslim edilecek proje odevi gecen yildan verilmis. Ornegin Bensu’da yaz tatilinde yapip bitirmis. Neyse okula bu yil katilanlara mart sonu teslim tarihi belirlemisler. Projenin de ne, neden, nasil yapilacagini anlatan birkac sayfalik bir not vermisler. Proje ornegi olarak,bir muzik bestesi yapmak, yeni bir deney yapmak gibi ornekler verilmis.Bu konu IB programinda daha da onemli olacagindan onun hazirligi olarak bakiliyor. Neyse, biz konumuzu belirledik. Kaan simdilik mimar olmayi dusundugu icin ev yapmak istedi ama DOHA iklimine uygun EKO EV yapacak. Iste  elektrik  enerjisini en cok gunes, sonra ruzgar enerjilerinden alacak. Bu ev bir compound icerisinde olacak. Atiklari ayristirilacak. Binalarda yalitim olacak vs gibi uzayip giden cok kapsamli bir calisma. Oncelikle ciddi bir literatur arastirmasi yapmasi gerekiyor. Eko ev nedir, neleri kapsar. Doha kosullarinda neler kullanilabilir gibi. Bu literature calismasini ya film ya da power point sunumu haline getirecek ayrica evin maketini yapacak ve tum yaptiklarini bu makette gosterecek. Ve bunlari cikip anlatacak. Calisma zor ancak cok guncel ve faydali olmasi bakimindan onemsiyoruz. Calismanin ses getirecegini dusunuyoruz. Gazamiz mubarek olsun.
Yazimi bitirirken taze bir yazar olarak ilk tekzip’imi yayinliyorum.
Bir onceki ‘Evimiz Colde’ yazisinda belirttigim pariteyi ters yazmisim Kemal uyardi. Dogrusu 1TL=2.51 QR olmali. Duzeltir ozur dilerim. (Zaten o zaman verdigim hesap dogru cikmaz. Kimseden de uyarici bir sey gelmedi. Sisirme okumayin lutfen. Yanyana gelince anlattiklarimi soracagim bakalim ne kadar hatirliyorsunuz. J)
Ayrica bilgisayar dili konusunda sizden yardim rica ediyorum. Yazilarimi, bilgisayarda program ve evde de internet olmadigi icin maalesef, istemeden Ingilizce karakterler ile yaziyorum. Bu durumda yazilar bazen anlasilmaz olabiliyor. Bilen biri bana yardimci olabilirmi? Ne yapabilirim? Internetsiz bu isi cozebilirmiyim?
Yaklasik 2 gun once basladigim ve iki oturumda bitirebildigim bugunku yazimi bitiriyorum. Genelde herkes uyuduktan sonra geceleri yazabiliyorum. Ortalik sakin.
Herkese gonlunce guzel gunler diliyor, sevgilerimi gonderiyorum.

EVIMIZ COLDE

EVIMIZ COLDE

‘’Evimiz Hollywood’da’’ diye yillar once bir Amerikan tv dizisi vardi. Hatirladiniz mi?  Hollywood’da yasayan bir gurup Amerikan gencinin maceralarini anlatirdi. Bugunku yazinin basligini o diziden esinlenerek belirledim.
Evet bizim de evimiz COL’de .Bugun sizlere yeni evimizden sesleniyorum.En sonunda, uzun aramalarimiz sonunda buldugumuz evimize, tasinabildik. Asagi yukari 1 hafta boyunca cok yogun bir sekilde ev aradik. Ama ne arama.Basimiz gozumuz dondu. Bu arada, bazen cok komik, zaman zaman da tum hijyen duygularimizi ayaga kaldiran, eve ulastigimizda hemen banyoya girip dus almamiza neden olacak kadar irite eden olaylar ile karsilastik. Bu maceralar ayri bir yazi konusu. Baktigimiz evlerin spektrumu oldukca genisti. Esyasiz ve klimasizdan baslayip,  full esyali, apartman, tower ve villa tipi olana kadar devam ediyordu. Esyasiz ozellikle de klimasiz olmasini garipsemeyin lutfen. Uzun yillar kalmayi planlayanlar daha ekonomik olmasi bakimindan tercih ediyorlarmis.  Aslinda biz de birara dusunduk. Yaptigimiz hesaba gore yaklasik 1 veya 1.5 yil icerisinde esyalar kendilerini amorti ediyorlar. Esyali ve esyasiz ev kiralari arasinda  min.2000 QR fark oluyor. Bu arada buranin para birimi Riyal. Suudi Arabistan, Iran da kendi Riyallerini kullaniyorlar. Ama hepsinin degeri farkli.               Parite  1 QR=2.51 TL. Yani ayda 800TL daha az para oduyorsunuz. Bizi esyasiz ev bakmayi dusunduren diger bir neden ise esyalari kendi zevkimize gore seceriz fikri idi. Daha once ev esyalari ile ilgili dusuncemi sizlerle paylasmistim. Ancak fiyat ve model arastirmasi yapmak icin bir aksam burada cok meshur olan Homes R’ Us magazalarina gittik. Marka Amerikan ama modeller inanilmaz Arap isiydi. Dusunun gece guzel bir sekilde uyuyup dinleneceksiniz. Gidin bu yatak odasi takimina bir yatin, uyunurmu bilmem ama uyunsa bile inanilmaz kabuslar goreceginize bahse girerim. Kahverenginin en kahverengisi ve en oymalisi. Bana Izmir fuarindaki Lunaparktaki korku tunelini animsattilar nedense. Sanirim renkleri nedeni ile. Bu ulke insanin koyu rengi cok sevdigini kesfettim.Soyle ki kolonya aldik o bile koyu sari. Bu arada Turkiye’de de, burada da ozellikle de burada yasayan Turkler arasinda cok moda olan meshur towerlarina baktik. Esyalarinin eski ve dairelerin kucucuk olmasinin yanisira bu towerlar bizde bambaska bir stress olusturdu. Soyleki kendi towerinizda mutlu mesut yasarken hadi bir havuzuna gireyim deseniz acik alanda bir yan tower kafaniza dusecekmis gibi durdugunu goruyorsunuz. Biz alismisiz tek katli eve. Her tarafta gogu delmis gibi duran towerlar bizi basti. Neyse tam parametreler birbirine cok karismis, bir turlu hicbiri icimize tam olarak sinmiyor ve Kaan’in servis problemi nedeni ile artik bir an once karar vermemiz gerekiyor ne yapmali nasil karar vermeli diye kafamiz oldukca karisik bir halde dusunurken su an yasadigimiz evi gorduk.Hepimiz birden cok begendik. En onemlisi iki katli villalardan olusan compound denilen kucuk bir site icerisinde. Alt ve ust katlari ayri evler.Girisleri de farkli. Evimizin kapisi direct disariya aciliyor. Bu benim icin cok onemli idi. Hava alabilecegimi hissettim. Cunku burada evlerde camlar cok kucuk hemen hemen yok gibi. Pencere camlari da ayrica disaridan icerisi gorulmesin diye film ile kapli. Karilari ne kadar da kiymetli bu adamlarin. Bizim bundan onceki evimizin salonunun disariya bakan penceresi bile yoktu. Dusunun bag, bahceden gitmisim. Surekli pencerelerimiz aciktir. Ayrica burada hic gunesi ve yildizlari direct gormuyorsunuz. Col kumu havada hep asili partikul halinde duruyor. Bu durum havayi hep kapali, gri yapiyor. Hava cok sicak olmasina ragmen gunes bakildiginda siluet gibi gorunuyor.Bu nedenle  gunesin yakici etkisi de olmadigi soyleniyor. Bu tanrinin bir lutfu sanirim. Aksini hayal dahi edemiyorum.Hakikatten ben de disarida bulundugumuzda hava yaklasik 40C sicak ve nemli oldugu halde bir yanma duygusu almadim. Yani zaten piril piril bir gunes yok havada, birde pencereler kucuk ve film ile kapli. Tam depresyonluk.  Turkiyenin en cok havasini, meyve – sebzesini ozluyorum. Urla’daki gokyuzu dunyanin neresinde vardir.O mavinin ve beyazin temizligi ve netligi inanilmazdir. Sanmayin ki buraya geldim de ozlemden boyle dusunuyorum. Orada iken de degerinin oldukca farkinda idim. Yoksa hergun iki saat yola nasil katlanalabilirdim.
Neyse geleyim evimize. Dedigim gibi iki katli villalardan olusan bir compound icerisinde. Evin onunde kocaman bir palmiye var. Bu bana EFES’teki ofisimi hatirlatiyor. Su an cok kucuk oldugundan pek anlasilmiyor ama saniyorum begonvil de dikmisler. Bu da ayni. Kapiyi aciyoruz bahceye cikiyoruz. Yeni bir site. Biz tasinan 3. eviz. Bizden sonra tasinmalar devam ediyor.Genelde Avrupalilar tercih ediyorlar. Su anda Italyanlar,  Hollandali ve bir Fransiz gorduk. United Nations gibi.Bir hafta icerisinde yasayanlar icinde tek kadin bendim bugun bir kadin daha gordum.  Adamlar gunduz yok. Evleri hep kapali sadece aksam geldiklerinde bol bol spor yapiyorlar. Baktim yeni tasinilan bir evin yarim gun boyunca kapisi acik kaldi. Hayret  kapi acik bu evde bir farklilik var derken, teyzem cikmis kapinin onune, eline de almis kitabini, okurken guneslendigini gordum. Kadinlar yasadiklari yerlere canlilik getiriyor dogrusu. Ben de arada kapinin onune cikiyordum ama simdiye degin hic bu kadar rahat olmamistim. Ayrica guneslenmek de zor bu ulkede cunku havada asili kum taneleri nedeni ile gunes  direct olarak gorulmuyor demistim. Ama soguk bir ulkeden geliyorsa onun icin ilginc olabilir.
Evimizin karsisi spor merkezi. Icersinde her turlu spor aleti var. Ust kati sosyal alan. Yan tarafi havuz ve ayrica barbeku yapmak icinde ayri bir bolum var. Ayrica 24 saat guvenlik ve tamir imkani sunuyor. Herhangi bir arizada hemen geliyorlar. Nepalli iki ustamiz var. Jim diye asyali tombis bir site sorumlumuz var ki, genelde tum sismanlarda oldugu gibi oldukca sevimli birisi. Evde her seyi ilk kullaniyor olmak cok hostu. Ikinci hosluk ev tamamen temizlenmis hatta yatak carsaflari bile serili oldugu halde verilmesi idi. 6 kisilik yemek ve catal bicak takimi ile birlikte. Tencereler filan. Biz elektrik supurgesi, kettle, tost makinasi, buharli pisirici,camasirlik, birkac ufak mutfak gereci ha birde utu aldik.
Bir de buradaki evlerde muhakkak duvarlarda tablolar asili oluyor. Sanirsiniz ki Ronesans Italya’da degil de Katar’da olmus. Bu tablolar evin niteligine gore degisiyor. En kulustur evde bile var. Yani catal, bicak gibi birsey.  Tablolar salonda,  biri oturma digeri de yemek grubunda olmak uzere toplam iki tane, yatak odalarinda da kac yatak varsa yataklarin uzerinde birer tane. Her evde ayni yerlerde  ama hep salonlarda manzara resmi, yatak odalarinda ise surrealistik resimler. Manzara resimleri dag, bayir, tepe. Ama deniz, gol, su birikintisi bile degil. Adamlarin resimlerinde bile su yok. Bizim eski  evimizde eskiden Turkiye’de de olan roproduksiyon kucuk bir manzara resmi varken simdiki evimizde orjinal resimler asili idi ve kirlenmesin diye naylon ile kaplanmisti. Bu tablolar o kadar standart , hayal gucunden uzak ve renkleri mobilyaya uygun ki mobilya magazasindan mi aliyorlar diye dusunuyorum. Yani koltuk takimi aliyorsunuz tablosu ile birlikte. Herhalde her mobilyacinin bir ressami var. Mobilya tamamlaninca cagiriyorlar ‘’ Hey ressam bey …….. renkleri hakim bir resim yaparmisin lutfen?’’diye hayal ediyorum durumu. Ha birde mobilyalar koyu renk olunca resimlerde buna parallel koyu renk tabiki.
Tasinmak cok kolay oldu.Ben zaten altyapiyi hazirlamistim.  Kemal kontrati imzaladim, hazirlan 15 dakika sonra oradayim deyince hazirlamis oldugum esyalarin yarisini  alarak Kaan’in okul cikisina yetismek icin hizlica evden ciktik. Kaan’i da alip yeni evimize  geldik.Yaptigimiz ilk kesif sonrasi acil alisveris listesi olusturduk. Kaan ile Kemal kalan esyalari almaya ardindan acil alinacaklar icin alisverise gidip donunceye degin ben hemen evde bir dezenfekte olmus bir alan yarattim. Ilk anda yasanacak bir alan yarattiktan sonra  aksam mutluluk ile kendimize guzel bir raki- balik ziyafeti cektik. Yasadigimiz bu siradisi tasinma cok hosumuza gitti dogrusu. Insan bu yasa gelince sanirim hayati kendine zindan etmeden kucuk mutluluk yaratma pesinde oluyor.
Hafta sonunu evde Kemal ve Kaan’in rahatini bozmadan sakin, huzurlu gecirdikten sonra onlar is ve okula gidince ben basladim temizlige. Ev her ne kadar temizlik yapilmis olsada burada temiz – kirli veya oranin bezi buranin bezi tasasi yok. Temizlik islerini yapan Pakistan- Hindistan ve ozellikle de Filipinliler son derece rahat insanlar. Tabiki bu durum da tam bana gore. Birisine anlatip sinir olmaktansa simdilik kendim yapayim dedim. Ev ne kadar temiz olursa olsun benim su dezenfeksiyon takintim ve nasil temizlendigini tahmin ettigim icin evi kirkladim.  Ama baktim ben cok rahatlar diye dusundugum Kemal ve Kaan’da da ayni tedirginlik var. Neyse 2-3 gun boyunca evi dezenfekte ettim.
 Duzenimiz kurduk cok sukur. Evimiz Kaan’in okuluna 2.5 km. uzaklikta oldugu icin hemen Kaan’a bir dag bisikleti aldik. Sabah babasi ile gidiyor. Arabanin arkasina koyuyorlar bisikleti okulda guvenlige teslim ediyorlar. Okul sonrasi Kaan atlayip geliyor. Yolculugu yaklasik 5 dakika suruyor. Arkadaslarinin servisi kalkmadan once Kaan evde oluyor.Okulun yanina tasinmakla cok iyi yaptigimiz dusunuyoruz. Aksi takdirde sabahlari 05:45 te servise binmis olacakti.Ve sabahin korunde cocuklari toplamak icin tum sehri dolasarak min. 1 saat serviste vakit gecirecekti. Donuste de yine min.1 saat. Servis parasindan da kurtulmus olduk. Benzinin bu kadar ucuz oldugu bir ulkede aylik 1200 QR. Azimsanacak bir rakam degil.Yaklasik  1.5 aylik servis parasina bisiklet alarak olayi da yillardir istedigi sekle sokmus olduk. Kaan bu isten cok memnun. Hatta sabahlari da bisiklet ile gitmek istiyor.
Okula da oldukca alisti. Ogretmenleri de gayet memnun. Matematik ogretmeni defterine guzel bir not yazmis. Burada dikkat ettigim egitimciler son derece tesvik edici. O kadar duzeyli ve tesvik edici davraniyorlar ki ogrenciler hata yapmamak icin oldukca caba gosteriyorlar goruntusu var. Gidip konusunca Kaan’in ivir zivir dersleri hayatindan cikartarak yogun Ingilizce vermeye basladilar. Simdilik problem yok. Bu arada Basketbol’da okul takiminin kaptani olmus. Cuma gunleri de acik sahada futbol yapiyorlar. Biyoloji Laboratuvarinda balik kesip incelemisler. Baska hayvanlari da keseceklermis. Tabiki koyun filan degil. (Arap ulkesi olunca akliniza gelmis olabilir diye dusundum.🙂)
Simdilik tek problemimiz ( sadece Kaan ve benim icin ) internet. Site yeni oldugu icin telefonlar yeni baglandi. Bugun yarin internet bekliyoruz.  Oturdugumuz bolge sehir disinda yuksek katli binalarin olmadigi villa , malikane gibi evlerin oldugu bir bolge. Yesil, agac , bag- bahce, bortu -bocegi cikarin Narlidere, Urla, Guzelbahce gibi bir yer. Tabiki onemli bir fark var. Inanamiyacaksiniz ama COL. Yani colun tam ortasindayiz. Etrafta alisveris merkezi, kafe gibi yerler yok. O nedenle internete 1 haftadir giremiyoruz. Bu hafta son olmasini diliyorum. Qtel(katar telekomun) basina her gun eksiyoruz ama… Arap ulkelerinde yavas olmayi ogreniyoruz.  Bu arada devlet ev ve isyerlerinden yapilan telefon gorusmelerinden ucret almiyor.
Ev ararken Kemal benim oyalanmam icin sehir merkezini dusunmus hep. Ama ben sehir merkezlerini sevmedigim icin, ayrica Lojistik acidan burasi daha anlamli oldugu icin burada olmayi onerdigimde Kemal canin sikilabilir cikip dolasacak yer yok, ayrica buralarin kum firtinalari meshur. Kum firtinasi olursa mahsur kalabilirsin deyince cok guldum. Bu kadar da koruma duygusu fazla idi. Ama anlayin artik o kadar col.
Col diyorum ama kumu oyle bildiginiz renk degil. Kirecli- killi beyaz bir toprak gorumunde. Ne burada ne de Abu Dhabi ve Dubai’de bugune degin hayal ettigimiz colu goremedim. Diger taraflarda da hani Texas’da gecen filmlerde gorursunuz ya col ama calili. Yani soyle purussuz kumlu bir col gormek henuz kismet olmadi. Belki daha icerlerdedir. Ayarlayabilirsek col safari yapmak istiyorum.
Buraya gelirken Digiturk’u getirmistik ama baglatamadik. Aslinda Ingilizcemizi ilerletmek icin baglatmayi da dusunmuyorduk. Evde uydu araciligi ile 1000 kanal aliniyor, ancak Turkiye’den sadece benim ilk kez gordugum TRT Turk kanalini alinabiliyor. Saniyorum TRT Int’in yeni versiyonu.Turkiye ve tum dunyadan son derece ayrintili haberler veriyor. Ayrica cok hos bilgilendirici  sohbet programlari var. Ornegin gecen gun anayasada eski ile yeni HSYK durumu tartisildi.
Cok igrenc arap kanallari var. Ayrica bir de bazi Turk dizilerini arap kanallarinda goruyoruz. Bizim sanatcilara arapca seslendirme yapiyorlar. Cok komik oluyor. Bu arada burada alisveris merkezlerinde THY reklaminda Kivanc Tatlitug’un resmi var. AVM’ye bir giriyorsunuz kocaman bir Kivanc Tatlitug sizi karsiliyor. Kendisini gorunce, hic boyle dusunecegimi sanmazdim ama,  sanki akrabami gormus gibi oluyorum. Biz BBC, Dubai one, Fox serisi ve birkac kanali daha takip ediyoruz. Dubai One, da cok guzel filmler oluyor. Burada hayat cok sakin oldugu icin bol bol film izliyoruz. Ingilizce yayin takip etmenin gercekten cok faydali oldugunu hissediyorum. Ozellikle de Kaan acisindan. Simdilik Digiturk’u taktirmamakla iyi ettigimizi dusunuyoruz.
Daha once bahsettigim uzere evin karsisi spor merkezi. Icerisinde spor aletleri hani su olcup bicenlerinden dolu. Para pul isteyen yok. Tum gun bombos duruyor. Yani artik kacacak yerim kalmadigindan spor yapmaya basladim. Aslinda cok da zevk aldim dogrusu. En guzeli de ailecek yapmak oluyor. Kemal ve Kaan benim performansima inanamadilar . Olacam bir Nadya Komanachi. Gectigimiz yil Cinde yapilan Olimpiyatlarda bir bayan yuzucu vardi. 42 yasinda. Cocuk mocuk sonrasi tekrar yuzmeye karar vermis. Hemen onumuzdeki Olimpiyatlara hazirlanmaliyim. Yuruyus banti diye bir sitil de yok ki. Bende yurume bantinda iyi oldugum icin kivirta kivirta yurume maratonu var ya (adini bilmiyorum) ona katilayim bari.(Kaan soyledi postaci yuruyusuymus.)
Yazimi bitirirken bu arada okudugum bir kitapla ilgili dusuncelerimi paylasmak isterim.  Buraya gelirken cok sevdigim bir dostum hediye etmisti. Hanefi Avci’nin meshur kitabi.”Halicte Yasayan Simonlar”. Kesinlikle okumanizi tavsiye ederim. Turkiye’de neler oluyormus  inanamazsiniz. Hanefi Avci’nin adini duyuyordum ama ne yalan soyleyeyim hic bir fikrim yoktu. Kitabi okuyunca epeyce oldu. Simdilerde de baska seyler one surup aslinda kitapta yazdiklari nedeni ile iceri aldilar biliyorsunuz. Gelismeleri takip ediyorum. Yazdiklari epey ses getirecek.Lutfen okuyun. Gorustugumuzde tartismak isterim. Aslinda disarida olsa kendisine de birkac soru sormak isterim.
Yazilarimi sizlerin vakitlerini almamak icin cevap yazanlara gonderiyorum. Herkesin isi gucu cok.  Rahatsiz etmek istemem. Aslinda hedefim kendi Blogumun olusturmak. Adresini vereyim isteyen girsin okusun. Hele su internet baglansin yapacak cok sey var.
Ilk yazidan sonra cok hos geri donusler aldim. Hic  hayal edemeyecegim son derece duygusal tepkiler aldim.  ‘’yazilarin devamini bekliyoruz nerede’’ diye mailler aliyorum. Oldukca uzun yazdigim icin cogunlukla print edip evde, bos zamanlarda okunuyormus. Benim de tanidigim es dost akrabaya da okuyan var. Onlardan da selam ve sevgiler aliyorum, iletiyorum. Ben halimden memnunum sizlerinde oldugunuzu dusunuyorum.
Hepinizi sevgi ile kucakliyorum. Vaktiniz oldukca cevaplarinizi bekliyorum.
Sevgilerimle,  KIZGIN COLLERIN CILGIN FATIHI NESE…

BACK to SCHOOL

BACK TO SCHOOL
 Katar’da her yerde ‘’Back To School’’ yaziyor. Okullar aciliyor, okula donus anlaminda. Sanki ‘’Back to school ‘’bayrami yasaniyor.
Bizde bu bayram ruzgari ile 19 Eylul sabahi hayirlisi ile okula basladik. Okul sabah 07:00 de derse basliyor. Bizim gibi freshman’lere 06:45 de  sunus ve tanitim icin amfide olmamiz gerektigini soylediler.  Bu kadar erken saati duyunca once bir irkildik. Okulun eve uzakligi araba ile ortalama 25 dakika kadar. Bu demektir ki en gec 05:30 gibi kalkmaliydik. Burada hayat oldukca erken basliyor. Bu durum buradaki  hayata bundan boyle bizim de katilmaya basliyor olmamiz anlamina geliyordu.
Normalde okul sabah 07:00 de basliyor. Sali gunu haric 14:00 te bitiyor. Sali gunleri 12:00 de bitiyor. Ogleden sonra isteyenler icin okulda aktiviteler varmis. Anlayacaginiz okul erken baslayip erken bitiyor. Ve koskocaman bir ogleden sonra size kaliyor.
Sabah yepyeni umutlar ve nese icinde kalktik. Kaan az da olsa heyecanli idi. Neyse evden ciktik ki sokaklar  okullarin acilmasi ile birlikte her millet ve irktan kucuk cocuklar ile dolmustu. Cogunlugu uniformali olarak.  Burada uniforma giyme zorunlulugu okula bagli olarak degismektedir. Bazi okullar uniformayi ciddiyetle tercih ederken Kaan’in okulu gibi bazi okullar ise serbest kiyafeti uygulamakta. Okulun serbest kiyafet olmasi bizim icin sevindirici oldu. Boylece Kaan okul kiyafeti giymekten kurtuldu.  Simdilik hepimiz hosnutuz.
Cocuklarin ozellikle de yeni baslayanlarin halleri hangi milletten olursa olsun ayniydi. Cekingen ve heyecanli. O kadar sevimli gorunuyorlardi ki. Zencisi,Cinlisi, Hintlisi, Avrupa veya  Amerikalisi… Sonucta hepsi ayni duygulari paylasiyorlardi… Yolda bir minik Hintli kiz gordum’ enikonu minicik. Uzerinde Hint okuluna ait bir kiyafet. Bu kucuk kizin artik neden bilmiyorum saclarini da sifira vurdurmuslar. Okulun kareli etekli uniformasi icinde, endise ile annesine sokulmus, sacsiz basinda iyice belirginlesmis zaten kocaman olan kara gozleri ile etrafini  inceleyisi vardi ki gormeye degerdi. Insanin icinden sarilip sarilip ’’korkma senin yanindayiz, seni hic birakmiyacagiz’’ deyip sakinlestirmek geliyor. Bu duygu, okula ilk basladigimiz gunlerde  hepimizin asagi yukari tattigi evrensel duygudur. Kizil sacli olanlar, asyanin cekik cizgi gozluleri,karalar, sarilar, cocuklarin hepsi ama hepsi ayri ayri cok sevimliydiler.
Bir gun once gazeteler uyarmisti ayni Turkiyedeki gibi okullar aciliyor trafige dikkat diye. Hakikatten sabahin 06:00-06:30 arasinda trafik cok yogundu. Hatta ilk defa yolda trafik polisi gorduk. Bu kadar emniyetli bir ulkede ortada hic polis gormemistik bugune degin. Zaten dikkat ettigim kadari ile hangi ulkede ortada polis dolaniyorsa orada emniyet sorunu var demektir.
Neyse sag salim okulumuza vardik. Ortalik ana baba gunu. Okulumuzda da yine her cins ve milletten insan var artik saymayayim.  Okulda ilgimi ceken olaylari aktarmak isterim.
Basi bagli ogrenciler, ogretmenler ve calisanlar var.  Turkiye icin ciddi sorun olan bu durum burada gayet siradan bir durum. Herkes inanci dogrultusunda  gayet rahat bir sekilde yasiyor. Buradan Turkiye’nin durumunu absurd karsiladigim anlasilmasini istemem. Her ulkeyi o noktaya getiren kosullari gozardi etmemek gerekiyor.
Dikkat cekici bir diger durum ise okulda fotograf cekilmemesi idi. Dusunsenize hicbir aile fotograf cekmiyordu. Ben asmisim makinami boynuma buyuk hayal kirikligi icinde Kemal’in uyarmasina ragmen bir ceken gorsem de cesaretlenip ceksem diye bekledim ama ellerim bos kaldi. Maalesef kimse cekmiyordu.Dayanamayip bu durumu Kaan’in mudur yardimcisina sordum. Kendisi de safkan Ingiliz.  Benim hic aklima gelmeyecek bir cevap aldim. Evet oncelikle arap aileler kizlarinin ozel yasantisinin baskalari tarafindan gorulmesin diye istemiyorlardi. Cunku bazi arap kizlari okulda baslarini aciyorlarmis. Bu durumu tahmin edebiliyorum. Genel olarak tum arap ulkelerinde fotograf sevilmez. Hatta Dubai gibi, en modern arap ulkesinde, degil insanlarin, Carrefor’da ilginc meyve ,sebze ve baliklarin Kemal’in uyarisina inanmayip resimlerini cekmek istemistim. Calisanlar uyardiginda inanamamistim.  Mudur yardimcisi ayrica bu fotograf konusunda baska bir sey de soyledi ki bu benim hic aklima gelmemisti.  Ingiltere’de de zirt pirt fotograf cekmek yasaklanmis. Bu durum  facebook ve internete izinsiz fotograf konulmasini onlemek icin alinmis kararmis. Olayi  insan haklari cercevesinde ele aliyorlar. Bizimki gibi, cocugunun resmini cekebilmek icin baska cocuklarin ve insanlarin onune gecip, dunyada sadece benim cocugum var diyen bir millet icin oldukca ilginc bir durum. Ben cok saygi duydum dogrusu. Dolayisi ile resim filan cekemedik. Bu duruma en cok Kaan sevindi. Cunku o benim onun resmini cekmemden hep nefret ederdi.
Neyse okulda amfide kisa bir tanitim oldu. Hersey saatine uygun gitti. Ogretmenler kendilerini tanittilar. Sorumluluk alanlari hakkinda kisaca bilgi verdiler. Tesekkur ettiler.
Saat 07:00 hava 40’C civari cok sicak oldugu icin okulun kapali avlusunda toplanildi ama bize ilginc gelen mars,  konusma gibi seyler olmadi. Her sinifin toplanma yerinde sinifin ismi ve subesi yazan bir pankart  ve cocuklarin ayakta beklememeleri icin kurulmus portatif masa sandalyeler vardi. Portatif masa ve sandalyeler aynen siniflarda olanlar gibi ogrencilere ozel  yaptirilmisti. Yani cocuklar ayakta toreni beklesin diye bir gorus yok. Genelde ogrenci ve ogretmenler selamlasip sakalasiyordu. Ogretmen ve ogrencilerin sicak ve samimi iliskileri rahatlikla gozlenebiliyordu.
Okulda bizi asil esas sasirtan olay ise herkes sinifina girdikten sonra gerceklesti. Bir sureligine  siniflarina giren bazi siniflar, yaklasik yarim saat sonra siniflarindan tekrar avluya cikmaya basladilar. Bizde ne kimler ne yapacak  diye merak ile bekliyoruz.Anladik ki disariya cikan bu grup 1-6.siniflar.Iilkokullar birinci siniftan itibaren subesine gore onde ogretmenleri arkada cocuklar 6. Sinifa kadar yuzlerce cocuk sira ile bagirip cagirmadan, kosmadan, itisip kakismadan, ayni avluda kendilerine ayrilan yerlere sakince oturdular. Cit yok. Yeni baslayanlarda da cit olmayisina cok sasirdik. Herkes kurallara uymayi ogrenmisti. Sadece yeni basladigini sandigimiz minik bir kiz ogretmeninin bacagina sarilmis olarak  icten ice agliyordu. Onda da ses yok. Ogretmende onun elini hic birakmiyordu. Biz neden toplandilar diye dusunurken ilkokulun muduru ortaya cikti ve kendisini tanitti. Cocuklari tekrar gormekten cok mutlu oldugunu belirtti. Guzel bir tatil gecirdiklerini umdugunu soyledi bir iki sakalasti ve inanmiyacaksiniz ama daha sonra icinde bol ‘’good morning’’  ifadesi olan cok sevimli bir okul sarkisi soyledi. Sarkinin sonuna dogru cocuklarinda sarkiya katilmasi icin tesvik etti.    Ardindan tum okulun ilk, orta ve lisenin muduru olan yoneticiyi sahneye davet etti. Bu kisiyi ’Kentucky Firied Chicken ’in sahibi resimdeki amcaya benzeyen sevimli, yasli bir kisi olarak hayal edin lutfen.  South Africa’dan okula Agustos ayinda atanmis. Artik buradan da emekliligini bekliyor. Bu amcada cikti yine digerinde oldugu gibi saygili bir sekilde kendini tanitti. Ozgecmisinden soz etti, cocuklarla epey bir sakalasti onalarla birlikte olmaktan cok mutlu oldugunu dile getirdi. Veeeee  en sonunda baslamasin mi buda sarkiya… Ay vallahi ikisininde sesi ne davudi  imis. Inanamadik dogrusu.
Bu durum dogrusu beni cok huzunlendirdi… Keske ulkemizde de egitimciler boyle sevimli olsa cocuklar ne kadar motive olurlar diye dusundum. Okullarini ve ogrenmeyi severler.Birakin sevimli olmayi,Turkiye’de de ogretmen korkusu , bir ust seviye mudur yardimcisi ve mudur korkulari vardir biliyorsunuz.  Korkularda bile hiyerarsi vardir. Bizim zamanimizda bu korkular nedeni ile ne cok can yanmistir. Simdi hala suruyormu bilmem ama bazen hic sucunuz yok iken siradayagi yersiniz. Ornegin bana birkac kez kismet olmuslugu vardir.Ayrica bazen sevdiklerinden – koruduklarinda da doverlerdi. Benim basima ilkokulda iken soyle bir olay gelmisti hic unutmam acisi hala durur yuregimde. Ilkokul 4.sinifa gidiyorum. Okulun tuvaletleri bahcede. Yagmurlu bir gunde teneffuste uzerime yagmurluk almadan tuvalete gidip islandigim icin nobetci ogretmen (kendisi dayagi ile meshur bir kadin ogretmendi) buyuk sinif cetveli ile bir kac kez elime vurmustu.  Aklinca fiziksel olarak hastalanmamam icin yapmisti. Ya ruhumda actigi yara…
Okul yoneticilerinin konusmalarinda dikkaatimizi ceken bir diger onemli nokta kesinlikle kurallardan, ogutlerden bahsetmemesi idi. Yani sunu, bunu yapmayin yok, ders calisin yok.
Burada haklarini yemek istemem Kaan’in okula basladigi sene okulu yeni acilmisti. Okul sadece 1,2 ve 3. Siniflardan olusuyordu. Kucucuk koylerdeki gibi bir okul izlenimi veriyordu. O zamanin Alman Konsolosunun esi ve mahiyetindekiler Almanya’da okula yeni baslayanlara yapilan kocaman cok guzel renkli bir kullah hazirlamislar ve icerisine hercinsten sekerlemeler ve cikolatalar ile doldurmuslardi. Kullahin uzerini de grafon kagitlari ile kapatmislardi. Okula her baslayan cocuga bu kocaman kullahlardan hediye etmislerdi. Daha sonra bedenlerinin nerede ise yarisina kadarini kaplayan kocaman kullahlari ile tum cocuklari biraraya fotograf cekmek icin topladiklarinda ortaya son derce sevimli bir goruntu cikmisti. Ama buda sonucta bir alman adeti idi. Bu konunun yeri gelince  hep annemi hatirlarim. O zamanki hali gulumseyerek aklina gelir anlatirdi. Abim 1953 dogumludur.  Okula basladiginda 1960 yili olmali okula gitmek icin kapiya ciktiklarinda kurban kesmisler.Hayal edin lutfen cocuk okula gidecek diye zaten heyecanli, o zamanlar simdiki gibi anaokulu filan yok.Ogretmen deyince tanri gibi bir sey hayal ediliyor. Bu duygular ile kapinin onune cikiyor bir de ne gorsun kapida bir vahset gerceklesiyor.Cocuklar zaten hayvanlari sever. Annem abinin yuzu kirec gibi olmustu diye anlatir. Ha birde erkek oldugu icin kesinlikle ne aglamak korktugunu bile belli etmemeliydi. Abimde zavalli ne erkegi siska, masum bir seymis.
Kaan’in sinifinda sevimli bir Turk kizi var. Bensu. Gectigimiz yil gelmis bu okula Ankara’li. Okulu cok sevdigini soyledi.  Genel  izlenim cocuklar okulda cok mutlu idiler. Okulda Kaan ve Bensu’dan baska 8. Sinifta Berke diye bir delikanli daha var. Alt siniflarda da bir kac kisi var.
Ingilterede okullar 6 yasta basliyor ve 6 yasa onlar 1. Sinif diyorlar. Bu nedenle Lise 13. sinif sonunda sona eriyor. Dolayisi ile Kaan 10. Sinif olmasi gerekirken birden 11. sinif oluverdi. Bu durumda  hayatinda hic bir zaman 10. Sinif olmayacak.  11. Siniflar 22 kisiden olmak uzere 44 kisi. Kaan A subesinde. Sinifinda yine her millet var. Hele bir Koreli cocuk varki sormayin. Kelimenin tam anlami ile 2 oda 1 salon. Uzak dogulularin tum ufak tefek genlerine ihanet etmis. Ama yuzunden genc oldugu anlasiliyor. Siniftaki Arap cocuklardan birisi Istanbul’da bir sureligine bulunmus az bucuk Turkce biliyormus. Bir de Turkmen varmis ki bilirsiniz onlarda cok komik Turkce konusurlar.
Yine degisik bir uygulamadan bahsedeyim. Kitaplar okuldan verildi. Evet Turkiye’deki devlet okullarinda da bu uygulaniyor. Ama burada ayrica defterlerde okuldan verildi ve uzerlerine hoca tarafindan isim yazilmis halde.  Ayrica okuldan cocuklara okul hayatlarini programliyacaklari bir ajanda verildi. Ajanda ya  gunluk olarak yapilacaklar yazilabiliyor. Ayrica arka bolumu de sinavlardan aldigi notlari isliyebilmesi icin duzenlenmis. Sinav notlari bolumunde  ayrica her ders icin once kredisi sonra sinavlarda sorulacak icerik ve agirlik puanlari da belirtilmis olarak. Planli olmayi cok onemsiyorlar.
Okulda genel olarak; sorumluluk almak, planli programli olmak, arastirma yapmak, yaratici olmak gibi kavramlar oldukca onemseniyormus.
Ogrenciler derslerini kendileri seciyorlar. Donem basinda ogretmenler tum siniflara girerek verecekleri dersleri tanitiyorlar. Ogrenciler de hedefleri dogrultusunda secim yapiyorlar. Okulda ikinci dil Fransizca ve Ispanyolca. Okulda Almanca’da var ama hangi duzeyde henuz bilmiyoruz. Arastiriyoruz. Ogrenciler secimlerini ilk hafta icersinde tamamlamak durumundalar.
12. ve 13. Siniflarda IB -International Bachelorya- programi basliyor. Burada tam branslasma basliyor. 11. Sinifta bunun hazirligi. Birbirini izleyen dersleri almak en mantiklisi.
Bugun okula gittigi 3. Gun. Sabah cok rahat erken kalkabiliyoruz. Ben 05:15 gibi kalkiyorum. Benden 5-10 dakika sonra Kemal ve 05:40 gibi de Kaan kalkiyor. Inanamiyorun ama hic zorlanmiyoruz. Tabiki aksam da cok gec yatmiyoruz. Kaan tum yaz boyunca hep sabaha karsi yatmisti. Yani geceyi gunduz gunduzu gece yapmisti. Simdi yeni duzenine alisti. Erken yatinca erken kalkabiliyor.Geldigimiz gunlerde ikimizde cok uykusuzluk cektik. Belki alisma surecindeydik belki de klimalar nedeni ile evde cok gurultu olmasindan. Kaan ile yatiyoruz, don don uyuyamiyoruz hadi yine kalkiyoruz. Sohbet ediyoruz, birseyler atistiriyoruz, biraz film seyrediyoruz. Uykumuz var ama uyuyamiyoruz. Kaan alisti ama ben bastaki gibi olmamakla beraber cok derin soyle saatlerce deliksiz uyuyamiyorum. Uykusuz gecelerime yine kitaplar arkadaslik etti. Izmir’den bir bavul dolusu kitap gondermistim Kemal ile. Yanimda 2. Kez okudugum Marlo Morgan’in ‘’bir cift yurek’’ kitabi ile gelmistim yolda okuyarak. O bitti. Muhakkak okumuzsunuzdur.  Avustralya Aborjinilerini spirutuel degerleri ile anlatan ilginc bir kitap.  O bittikten sonra Ahmet Umit’in ‘’Istanbul Hatiralari’’na basladim. Dogrusu Ahmet Umit’in daha once Bab-i Esrar’ini okumustum. Iyiydi. Calisilarak yazilimis bir kitapti. Ancak okudugum kitabi siddetle oneririm. Yazar resmen calismis kitabi yazmak icin. Bir kere karsiniza tarihi zenginligi ile cok farkli bir Istanbul cikiyor . Sanki tarih icinde geziniyorsunuz. Utanc verici ama benim hic bilmedigim seyler. Zaten tarihimiz ne kadar biliyoruz ki… En basitinden soru. Bizanthion ile Konstantinapolis arasinda nasil bir iliski var? Yazar tarih, kriminoloji, mimari, tip, hukuk gibi konulari oturup resmen calismis. Kitap cok hos bir tarih sevgisi asiliyor. Dedigim gibi oneririm. Ama sanki     ‘’Da Vinci sifresi ‘’de boyle bir sey mi acaba diye dusundum. Ben baslarinda birakmistim kitabi. Ruhum o kivamda degildi. Simdi olsa hemen okurum. Hatta bu kitaptan sonra cok iyi giderdi. Gectigimiz yil Abu Dhabi’de once ‘’Ask’’ sonra da ‘’Bab-I Esrar’’ okumak da cok iyi gelmisti. Boylece hic bilmedigim Mevlana ve Sems hakkinda cok sey ogrenmistim.
Evde internet olmadigi icin yazilarimi sizlere cok gec ulastirabiliyorum. Bu hafta internetin baglanmasini bekliyoruz.
Aslinda yazacak cok konu birikti. Ancak bu haftasonu tasindigimiz icin ancak firsat bulabiliyorum.