POKHARA

Seyahatin 3. gunu, Pokhara’ya gitmek uzere sabah erkenden, yola ciktik. Gittigim tur sirketi de lokal bir tur sirketi ile anlasmis, minibus ve yerel rehber esliginde yola koyulduk.
Haritada gorelim.

Aslinda harita uzerinde 200 km.lik bir mesafe ve Nepal kosullarinda 6 saatlik bir sure olarak belirtiliyor. Normal yol kosullarinda 2 saatlik bir yol olabilir. Bizimki ise asagi yukari 10 saat kadar surdu. Hayal edilemez yol kosullari. Sadece sehirden cikisimiz 1 saatten uzundu. Sehrin merkezi toz duman ve trafik. Yol stabilize. Insanlarin yuzunde toza karsi korumak icin maske.

Asagidaki videodaki minibus’un icindeki sallanmadan yol kosullari tahmin edilebilir.

Dikkatinizi cekerim burasi Nepal’de iki buyuk sehir arasindaki sehirlerarasi yol.

Yolun ortasinda ozgur ormanlarda yasiyormus gibi uzanan kutsal inekler. Inekler de insanlarda cok dogal goruyorlar bu durumu. Burada yeri gelmisken soyleyeyim bu kutsal inekleri cok takdir ettim. Kutsalliklarinin verdigi gucle hic simarik degiller. Kimsenin “Kist” demiyecekleri halde olmalarina ragmen, hic bir sey yapmadan oylece yola uzanip gevis getiriyorlar. Kimseyi rahatsiz etmiyorlar.

Burasi sehrin onemli anayollarindan biri. Gordugunuz uzere yol ve sereserpe yatan Inek birbirlerini Nepal temasinda tamamliyorlar.
Yolda secim mitingine giden yerel insanlarla karsilastik.
Mola yerimiz
                                    https://www.youtube.com/watch?v=TtRLe77XQAQ

 

Kapital duzende herkesin agzina layik bir sey yapiliyor. Lay’s’in Indian Masalalisi.
Yolda yemek  ve rafting molamiz var. Isteyen rafting yapacak. Ben istemedim. Nehir rafting yapmak icin heyecan yaratacak debide degildi. Biz yemek ve rafting yapanlari beklemek icin guzel gorunen bir tesiste bekledik. Tesis havuzlu vs. oldukca luks bir gorunume sahipken tuvaletlere gidince tum gorusum degisti. Neyse, Nepal standartlarinda oldukca luks sayilabilir. Manzarasi da cok guzeldi.
ve video
Burada hayatimin en lezzetli yemeklerinden birini yedim.

 

Nepal yemegi

                                                         (Yukaridaki linke tiklayiniz ltf.)

Yemekle birlikte Nepal birasi da denedik. Guzeldi.

 

Molamiz ile birlikte yaklasik 13 saat suren bir yolculuktan sonra Pokhara’ya ulastik. Otelimiz gayet modern havuzlu guzel bir tesisti. Insan boylesine guzel bir tesisin Nepal’de olduguna inanamiyor.
Pokhara, Nepal’in en turistik bolgesi. Bir golun etrafinda kurulmus tablo gibi.

 

 

Otele yerlesir yerlesmez hemen gol kenarina gidip bir sandal gezisi yaptim. Gol uzaktan bakinca cok daha guzel. Nepal’de doga muhtesem ama genel olarak insan elinin degdigi her yer kirlenmis oldugu goruluyor.

 

20170417_153722

Golun icerisinde kucuk bir tapinak olan minik bir adacik var. Goruntusu masal gibi.
Aradan cekilip, size golun muhtesem goruntusu ile basbasa birakiyorum.

Pokhara golu

                                                     (Yukaridaki linke tiklayiniz ltf.)

Pochara’da basimdan cok guzel iki olay gecti.
Birincisi, oldukca trajikomik.

Pochara’da gezinirken bir ilan gordum. “Kor masorden masaj” diye.  Ne ozelligi vardir ki diye dusunup masaji da cok sevdigim icin merak edip hemen iceri daldim. Birisi geldi. Not almaya basladi. Ben hemen ozellikle belirtmek istiyorum ama nasil “kor olan birisinden masaj istiyorum.”diyeyim ki diye kivranmaya basladim. Nezaketsiz ve kaba olmaktan korktum. Dusundum, dusundum “ahh nasil soylesem?” Sonucta sadece meraktan kor diye ilanda olan kisiden almak icin oradaydim. En sonunda “eger onlar kor diye ilana yazdilarsa ben de masaji kor olan masorden almak istiyorum ” diyebilirim diye karar verip hik mik deyip “sey ben kor olan masorden masaj almak istiyorum “diye hizlica soyleyiverdim. Bu arada gozlerim surekli adamin ne yazdigina ne not aldigina takili kor kisiden alacagimi yazmasindan emin olmak istiyorum. Adamin hic yuzune bakmadim.
Cevap tam Traji Komikti.  “Are you blind? I’m blind. ” “Kor musun ? Korum” demez mi? Basimi kaldirip adamin yuzune bir baktim aman Allahim adamin yuzune baksam hemen anlasilacak derecede kor oldugu belli. Megerse kor masor buymus. Yerin dibine girdim tabiki.

Sonuc: Iyi bir masordu. Ilginc olan masaja baslamadan once masaj icin uzanmis musterinin basi kolu bacagi nerde diye elleriyle kontrol etmesiydi.

Aksam yemege giderken kucuk bir muzik aletleri dukkanina ugradik. Hayatimda hic gormedigim bir enstrumanlar. En ilginci “Sarangi ” denilen bu enstruman. Yayli bir calgi. Sesi muhtesem huzunlu. Nepal’in huznu ve masumiyetini bir calgi ancak bu kadar guzel temsil edebilir. Muzik dukkaninin sahibi hemen calmaya basladi. Calan sarki o kadar guzeldi ki beni benden aldi. Sarki bitince hemen sordum tabiki. Bu meshur halk sarkisi “Resham Firiri’ymis. Hemen bu sarkinin bulundugu 2 CD aldim. Bu CD’nin geliri de ordaki oksuzler yurdu icin oldugunu duyunca cok mutlu oldum.
Tabiki bu muzik dukaninda kisa bir sure kalmak beni kesmedi ertesi gun ilk isim bu dukkana bir kez daha ugramak oldu. Iyiki de ugramisim. Bir baktim bizim muzisyen abimiz Hippi kilikli bir kisi ile oturmus muzik yapiyor. Sessizce kenara ilistim onlari izlemeye basladim. Enfes muzikler. Muzik insani olduklari ve hayatlarinin merkezinde muzik oldugu nasil da belli.

Ara verince basladik sohbete.
Biz Hippi dunyayi dolasiyormus. Daha once de Sri Lanka’daymis. Rastali saclari ve dunya yansa hasirim yok haliyle tam bir azicik asim, kaygisiz basim misali. Nepal’de de 3 aydir bulunuyormus. sanirim her gun bu dukkana gelip muzik yapiyordu.
Bir sure oturduktan sonra kalkti.
Basladik bizim muzisyen ile sohbet etmeye. Nepal, Hindistan ve Sri Lanka gibi ulkelerde her insanin ait oldugu klanlar var. Yani buyuk aileler veya sulaleler diyebiliriz. Ve bu klanlarin uyeleri hep ayni isi yapiyorlar ve toplum icinde hiyerarsik olarak yerleri tanimli. Bazilari alt klan olarak kabul edilirken bazilari da ust klan olarak kabul ediliyor. Evlilikler kendi klan grubunun icerisnde oluyor. Eskiden bu durum daha keskinken simdilerde globallesen dunya’da bu durum biraz yumusamis. Neyse, bizim muzisyen abimiz de Muzik klanindan geliyormus. Yani tum aile muzisyenmis. Bunun cok onemli bir ozellik oldugunu belirtiyor. Dusununce hakikatten hep muzik yapabilen insanlar birbirleri ile evlenseler nasil bir grup ortaya cikar degil mi? Gunumuz muzisyenlerine biraz burun kivirmasini buna bagladim.
Sonra ricam uzerine Resham Firiri sarkisini caldilar. Ben yine benden gittim bu sarkida. Sarki bitince basladi sarkinin hikayesini anlatmaya. Bu sarki daglarin tepesindeki kizlar ile daglarin eteklerinde yasayan genc erkeklerin birbirlerine ulasmak icin soyledikleri bir Ask sarkiymis. Eskiden yerel olarak bilinen bir sarkiyken sonradan herkes soyler olmus. Sozlerinde “Ah surdan ipek ip atip atsam da sana ulassam” gibi hasret sozleri varmis. Cok naif geldi bana.

Bu sarki ile ilgili olarak Wikipedi bile baslik atmis. O kadar meshur. Tabiki ben bu kadar meshur oldugunu bilmeden bu sarkiya vurulmustum.

https://en.wikipedia.org/wiki/Resham_Firiri

O sirada dukkana Western tipli birisi girdi. Bizim muzik ve sohbetimiz hosuna gitti. Size katilabilirmiyim diye sordu. Memnuniyetle dedik. Ingilizceyi tam bir Ingiliz aksani ile konusuyordu. O da gitar ile eslik etmeye basladi.  Once bize Budist bir sarki calabilirmiyim diye sordu. Memnuniyetle dedik. Budist sarkiyi bildigine gore buralara alisik olmali diye dusundum.

Sonra ricam uzerine  Resham Firiri

ardindan da  yine istegim uzerine Beatless’dan “Let it be” caldilar. Ben o sirada zevkten 4 degil tam 8 kose durumundayim tabiki. Nepal’li muzisyen “Let it be'”yi ilk kez duymus olabilir. Ama serde muzisyenlik olunca hemen kendi versiyonunu olusturdu.

Muzik bitince basladik sohbete. O da bir gezginmis. Ama bir onceki gibi salas degildi. Tabiki ben merak ediyorum bu kadar duzgun bir adamin hikayesini. Hangi ruzgar atmis onu buraya? Hadi dedik birlikte kahve icelim.
Karsidaki kafeye gectik.  Ben sorunca basladi anlatmaya. Aslinda Yunan kokenli bir ailenin ogluymus.  Acikcasi baktigimda Yunan oldugunu anlatan hic bir iz goremedim. Ne tip ne de hal tavir ve aksan acisindan. Inanamadim. Tipik Ingiliz olmus. Ailesinin maddi durumu iyimis sanirim ki Ingiltere’de en iyi okullarda yatili filan okuyup mezun olmus. Ama 18 yaslarinda hayatindaki boslugu fark edip  Budizmi kesfedip, yonelmis. Ve ailesinin tum tepkisine ragmen isini gucunu birakip 3 yil bir Budist tapinakta yasamis. Simdilerde ise 6 ay bir Universitede ders verip para kazanip yilin diger yarisini buralarda harciyormus.
Yunanca hic bilmiyor hatta Yunanca sarki bile bilmiyordu. Ozunu hic bilmemek, ozunden kopmak belki boyle reaksiyonlar yaratiyordur insanda. Bir yere bir gruba bagli olma istegi.
Yunan dili hayrani olarak kendisinden geleneksel bir sarki dinleyebilmeyi cok isterdim.

Ne ilginc yasamlar var degil mi?

Yasadiklarimi birlikte gezdigim arkadaslara anlatinca cok sasirdilar. “Nerden buluyorsun boyle ilginc insanlari?” dediler. Nereden bulacagim aslinda beraber bulduk basta. Pochara’da ilk aksamimizda yemege giderken hep beraber girdik dukkana. Ama ertesi gun onlar otelin havuz basinda ellerinde icecekleri eglenirken ben tekrar dukkana gidince butun bunlar oldu. Ne diyelim; Merak!

Bir sonraki gece yemek yedigimiz yerde Nepal’li genclerden olusan muzik grubu caliyor ve kimse ilgilenmiyordu. Once her sarkilarinin bitiminde deli gibi alkisladim. (benden baska alkislayan yoktu) Yemegim bitince ben de onlara katilabilirmiyim diye sordum. Memnuniyetle kabul ettiler. Tabiki yine istek sarkim Resham Firiri rica ettim. O kadar guzel bir muzik gecesi oldu ki onlar bile inanamadilar.  Yine arkadaslar donduler, o sirada orada bulunan musterilerden de pek katilan olmadi. Anlayacaginiz kendi kendimize eglendik. Yine ilk once Resham Firriri istedim. Cok sasirdilar bu istegime ve Reham Firiri mi diye tekrar sordular. Ben de onaylayinca onlar da kendi versiyonlarinda caldilar. Bu sarkinin her halini sevdigimi farkettim. Cok sevimli genclerdi.
Ben de bu gruptan Nepali Pop sarkilari dinledim. Ilgincti.

Pochara’da ilk defa Kombucya cayi ictim. Fermente bir urun oldugu icin oldukca saglikli bir cay.
Pochara’da cok guzel kafeler var ve ilginc menuleri ile one cikiyor.

Guzeldi.  Bu cay ile ilgili bilgiyi buradan temin edebilirsiniz.
https://yemek.com/kombu-cayi-faydalari/

Onun disinda Pochara siradan bir Turistik kasaba.

Tabiki ben dururmuyum bu siradan kasabayi hayatimda yaptigim en cilgin aktivite ile anacagim.
Soyleki, bize sordular “Zipline veya Paragliding yapmak istermisiniz?” diye. Golun uzerinde yapilacagi icin Para gliding ilgimi cekmekle beraber urktugumu soyledim. Sonucta burasi bir 3. dunya ulkesi. Guvenlik onlemleri ve basima bir sey gelse hastaneler nasil, olsen kalsan yakinlarin niye gelsin seni buralardan toplasin? Birbir turlu dusunce aklima geldi. Kendim icin degil de yakinlarimi, sevdiklerimi uzup, zor durumda birakmamak icin cok dusundum. Diger taraftan da golun uzerinde kartallarla ucacagimizin soylenmesi ve maceraci ruhum hadi yap bir daha bu firsat eline gecmez diyordu.  Sanirim 5-6 defa kararimi degistirdim. En sonunda maceraci ruhum ve birlikte gidecegimiz arkadaslarin israri baskin cikti ve ben bile kendime inanamiyarak ucacagimiz daga dogru yolda buldum kendimi. Bizim gruptan bir Ingiliz bir de Suriyeli arkadas var. Yolda baskalari da katildilar. Yol cok kotu. Ucurumlar, virajlarla dolu dik asfaltsiz bir yol. Yanimdaki Ingiliz arkadas yolu gordukce basladi aglamaya. Ben guya onu sakinlestirmeye espri yapmaya calisiyorum fakat icimden hay Allah vaz mi gecsem acaba deyip duruyorum.
Yaklasik 1 saatlik zorlu tirmanistan sonra atlayacagimiz noktaya ulastik.
Etraf kalabalik. Baska gruplar da mevcut. Beni ilk anda etkileyen  zayif, celimsiz bedenleri ile o agir ucacak ekipmanlari tasiyan Nepal’liler oldu. Bazilari oldukca da yasliydi. Bu isi uc kurusa bizi eglendirmek icin yaptiklari icin uzuldum hatta cok utandim. Ama yapacak bir sey yok. Vazgecmek icin cok gec. Basladim etrafi incelemeye. Hazirlik asamasi epey mesakkatli. Koskoca parasutun tasinmasi, acilmasi ve yere iplerinin de duzgun yerlestirilerek serilmesi gerekiyor. Bu arada herkes sirasina gore ucuyor. Ucmak icin de once uygun ruzgari bekleyip bu ruzgari onunuze alarak hocaniz ile senkronize kosup, ucurumun kenarina kadar hiz alip parasutu havalandirmaniz gerekiyor. Bunu kimi guzel yapiyor kimide duse kalka. O sirada bir cift ucma hazirligindaydi. Once kadin havalandi. Fakat ne olduysa ucamadilar ve ucurumda gozden kayboldular. Herkes kosusturmaya basladi. Goremiyoruz ne oldugunu. Tabiki bizim icin buyuk bir moral cokuntusu oldu. Yaklasik 10 – 15 dakika sonra tekrar ortaya ciktilar. Kadin  uzerinden kamyon gecmis gibi gorunuyordu. Ucmadan toparlanip gittiler. Etrafta ne bir saglik  gorevlisi ne de bir ambulans var. Ben onceligi korkan Ingiliz arkadasa vermistim. O baya guzel havalandi. Onun adina sevindim. Sira bana geldi. Hala vazgecebilecek durumdayim. Hoca ne yapmamiz gerektigini anlatti. Bana gore tecrubeli gibi gorundu. Neyse, bir iki ruzgar kacirdik hatta bir gittik durduk filan. En son hadi kosuyoruz deyince  basladik kosmaya. Nasil olduysa ayagim takildi basladim yerde surunmeye. O an tum hayatim film seridi gibi gozumun onunden gecti desem yeridir. Neyseki, hizlica toparladim kendimi ki zaten ucurumun kenarina ulasmistik ucmaktan baska care yoktu. Bir baktim havalanmisiz. Ondan sonrasi superdi. Asagida gol ve yemyesil doga. Burasi Kartallarin yoluymus. Bir sure sonra etrafimizda kartallar daire yaparak bizimle ucmaya basladilar. Bu goruntu muhtesemdi.  Kim Kartallarla ucmak istemez ki? Kartallarin etrafimizdaki donerek yaptiklari dans muthisti.  Pilotum bu danslarinin anlaminin ” burasi bizim bolgemiz” demek oldugunu soyledi. Bir anda aklima geldi. Ya yollarindan gectigimiz icin kizip parasutumuzu gagalayip yirtsalar. Pilot olmaz yapmazlar dedi ama…

Daha sonra rengarenk desenleri ile ucan parasutler olarak hepimiz biraraya gelip daire yaptik ve donmeye basladik. Bu goruntu de inanilmazdi. Tum Parasutler birbirine selam cakti.

Velhasil denemeye degerdi. Yapmasaydim icimde kalacakti.

Inisimiz cok kolay ve sorunsuz oldu.
Olayi sadece ayakkabilarimda ve dizlerimde yerlere surtunmeden olusan toz toprak ile atlatmistim. Cok sukur hic bir yerimde cizgi bile yoktu. Bu sirada video ve foto cekimi yapildi. Asagidaki gibi goruntuler alindi.

Pochara’da yasadigimiz tek negatif olay Amerikali oda arkadasimin mide ve barsaklarini bozmasiydi. Tam Nepal usulu zehirlenme. Ates titreme de cabasi. Tur sirketi yanlarinda gertirdikleri ilactan verdiler ama hic etki yapmadi. Otele durum iletilince onlar bir ilac verdi ve durum hemen sakinlesti duzeldi. Demek ki siradan ilac degil Nepal’lilerinkini kullanmak gerekiyormus.

Pokhara, bu kucuk aksiligin disinda hayallerimde muhtesem dogasi ve unutulmaz anilariyla kalacak.

NEPAL DUGUNU

Uzun bir aradan sonra Nepal dugunu ile karsinizdayim.

Kathmandu’da gecirdigimiz 2 gunden, sonra Nepal’in en turistik ve buyuleyici dogasi ile meshur Pochara’ya gitmek icin yola ciktik. Yol aslinda cok uzun degil ama o kadar kotu ki gidisimiz 13 saati buldu. Donuste pirpir ucakla donduk ve 15 dakikalik bir ucustu. Bu ayri bir yazi konusu. Tam anlamiyla tingir- mingir toz- duman gidiyoruz. Bu uzun ve yavas moddaki seyahat bize ulkeyi daha yakindan tanima sansi tanidi.

Iste bu firsatlardan biri. Nepal Dugunu.

Yolda davul zurna sesi duyunca, hemen arabamizi durdurduk.



Ikisi de cok genclerdi. Damat cok sevimli gelin hanim ise cok ama cok utangac gorunuyordu.

Bizi cok hos karsiladilar ve cekimin basarili olmasi icin ellerinden gelen cabayi gosterdiler sagolsunlar. Misafirperverdiler.

Gordugunuz uzere dunya kucuk. Butun adetler benzer. Bereket, bolluk, sevgi dilekleri. Bu dilekler pirinci bol olan pirincle, parasi bol olan sekerle, cikolata ile yapiyor.

Muzik aletleri ilginc geldi.

Muzik, dans tum dunyanin evrensel dili.

Dugunun gelin karsilama kismini gorebildik. Asagidaki baglantida videosu yuklu. Yorumlarinizi bekliyorum.

Video baglantisi: Nepal Dugunu


PASHUPATINATH TAPINAGI

Bu yaziyi da  bu muzik ile okuyup vaktiniz varsa goruntuler yani danslari izleminizi oneririm.

https://www.youtube.com/watch?v=xy3U9ihJo4o

“Simdiye kadar hayatinizda bulundugunuz en ilginc yer neresi?” diye sorulsa sizi bilmem ama ben hic dusunmeden “Pashupatinath Tapinagi” derim.
Giderken hic boyle bir yer beklemedigim icin yasadigim kelimenin tam anlami ile “SOK”tu.

Tapinak Hindu Tanrisi Siva’ya adanmak icin 5.yy.da yapilmis. Nepal’in en buyuk Hindu tapinagi. Hindular icin kutsal kabul edilen GANJ nehrinin kolarindan Bagmati nehri kiyisinda kurulmus. Hindu tapinaklari cogunlukla nehir kiyisinda oluyor sanirim. Nedenini az sonra anlayacaksiniz.

 Hindu Tapinaklari Budist Tapinaklarindan cok farkli ve ayri gezegen kadar bize uzak. Budizm’den sonra simdi de HINDUIZM ile tanisacagiz.

Hinduizm’in bu meshur tapinagi ile ilgili internette bir cok video, resim var. Inanilmaz goruntuler bilgiler. Bakmanizi oneririm.

Katar’da da bir cok Hindu var. Hatta bir tanesi ile de calismistim.
Onunla ilgili ilginc te bir anim var. Bir sabah 6:30 da Laboratuvara girdigimde, miriltilar duydum. Ise ilk giden oldugumdan sese alisik degilimdir. Bu nedenle hemen bu miriltilar da nerden geliyor diye etrafima bakindim. Ilk anda hic bir sey gozume carpmadi sonra dikkatlice birkez daha baktigimda,Laboratuvar’in kosesinde, bu arkadasin, kapidan giriste gorulmeyecek bir sekilde,yerde geleneksel kiyafetler icinde yoga pozunda oturmus meditasyon yaptigini fark ettim. Bu goruntunun gerek is ortami ile bagdasmamasi gerekse hayatimda ilk defa boyle onunde cicekler, mumlar transa gecmis biri olmasi bakimindan tedirgin oldum ve rahatsiz etmemek icin hemen Laboratuvar’dan ciktim. Cok ilginc bir karakterdi. Gun icinde herkesle bir problemi olurdu. Savasci bir ruhu ile normal dunya duzeninde yer edinebilmek icin cok caba sarfediyordu. Bu cok dogal bir seymis gibi meditasyonu bitince bana ” niye beni dua ederken rahatsiz ettin” deyip kizmisti.

 Bunun disinda Hindularin,alinlarina surdukleri kirmizi boya cok meshur. Ineklere taparlar. Bakalim daha ne ozellikleri varmis ogrenecegiz dedim.

Tapinaga dogru yururken yolda, iceride tanrilara sunmak icin hazirlanan satilik cicekleri gorunce boyle cicek zevki olan bir dinin cok zarif olabilecegini dusundum. Acaba?

Seyyar saticilarsiz bir tapinak dusunulemez tabiki. Hele de Asya’da iseniz.

Yollarda hem kopeklere hem de insanlara benzer kaplarda benzer yemekler koymuslar. Konulan yemegi kopek yemezken insanin yedigini gormek ilgincti.
Tapinagin yaklasinca giriste birden motosiklet, insan gurultusu icerisinde kaliverdik.

Bu da videosu
 https://www.youtube.com/watch?v=miaFCGEVs-Y

Hemen belirteyim bu goruntuler sakin hali. Ilk giristeki cilgin gurultuyu maalesef ilk sok ile yakaliyamadim. Keske birisi benim o anlardaki yuz ifademi kayit altina alsaymis.
Birden kendimi, etrafimdaki ilginc goruntuleri kacirmamak icin, kendi eksenim etrafimda doner buldum.
Basimi bir cevirdim butun vucudu beyaz pudramsi tebesirimsi bir toza boyanmis, yari ciplak, rastali saclar ile, agzinda dudaklarindan disari tasmis sadece 1 tane ama gordugum en uzun disli adam.Yuregim agzima geldi. Bunlara Sadhu deniliyormus. Hindu dinindeki kutsal kisiler. Vucutlari da kulle kapliyorlar. Bu kullerin de ne kulleri oldugunu sonra ogrenecegiz.

Icerisi tam anlami ile sanki gercek dunya degil de film platformu goruntusunde. Inekler, maymunlar. Fareler de dediler ama biz gormedik. Kutsal 9 hayvan var onlara dokunulmuyor.
Tapinak boyunca ilerledikce her yerin pisligin icinde yatan\ yemek yiyen insanlarla dolu oldugu goruluyor.
Tapinagin icine Hindu dininden olmayanlar giremiyor. Ama tapinagin etrafindaki yuruyus yoluna bilet alip gidebiliyorsunuz ve yapilan her turlu ritueli yukaridan gorme sansiniz var.

Bu goruntuler gercek dunya olamaz.
Coplerin arasinda ailecek ibadet eden,yemek yiyen, cocugunu emziren, kakasini yapmis cocugunu yalap salap temizleyip cocugunun kicindan cikan kirli caputu yola ativeren insanlar..

 I

Insanlar yerlerde yatiyorlar. Bunun bir bacagi yoktu.

Coplerin icinden kendine yiyecek bulmaya calisan biri.

Her gecen dilek tutup atesi karistirinca ben de yapmadan edemedim.

Ve Sadhu’lar.
Sadhu’lar kutsal kisiler olarak biliniyor. Atiklar ve olenlerin leslerini yiyerek besleniyorlarmis.
 Ust duzey  yogiler.

Bir de benim Sadhu’lu fotolarim.

Olayi turistik boyuta da sokmuslar bu fotolar icin para istiyorlar.
Hatta daha da ileri gidip nereden geldigimi sordular ve “Turkiye”
deyince kimbilir ne zamandan beri sakladigi Turk parasini kur sorarak degistirmemi istedi.
 Bir Sadhu’ya para da cevirdim ya olsem de gam yemem.

Tepeden asagida sadece Hindularin girebldigi tapinaga baktigimiz noktada once neler oldugunu anlamadim. O yerde yatan turuncu seyde ne? Yoksa insan vucudunami benziyor? Aman tanrim oluyu yakmaya hazirliyorlar. Yerde gordugunuz turuncu sey de olu.

Hinduizm de Ganj nehri cok onemli. Ganj demek Hayat demek. Burasi da Ganjin bir kolu olan Bagmati nehri. Oluyu yakip kullerini bu nehre atiyorlar ve nehrin Ganj ile birlestigi icin kullerin Ganja ulastigini dusunuyorlarmis. Boylece, Tapinaktaki yogun dumanin ve Sadhu’larin uzerlerine surdukleri kullerin de nereden geldigi anlasilmis oldu.

Herkes film seyreder gibi ellerinde yemekler , cekirdekler yukaridaki balkondan asagidaki cenaze torenlerini izliyor.

Toreni bastan sonra izleyip bir de arastirinca oluyu yakmaya hazirlik isleminin asamalarini ogrendim. Oncelikle belirteyim hazirlik isleminin tum asamalari nehrin kiyisinda herkesin gozu onunde yapiliyor. Bu hazirlik cok asamali ama kisaca once oluyu nehrin kenarina getirerek ayaklarina nehrin suyundan suruyorlar sonra turuncu bir kumasa sarip uzerine rengarenk cicekler serpiyorlar, dislerinin arasina metal para koyup vucut agirligina gore sandal agaci ile sarmaliyorlar. Sandal agaci ozellikle seciliyor sanirim ki yanik bedenin kokusu ortmek icin.

Bu da videosu

https://www.youtube.com/watch?v=clH9oNHJdjU

https://www.youtube.com/watch?v=DJcjhEu3IFw

Nehir o kadar kirli ki birakin mikrobiyolojik kirliligi makro duzeyde temizlik yapmak uzere iki kisi girip baya bir cop toplayip gittiler. Ama Hindu’lar girip yikaniyorlar.
Asagidaki resimde bu iki kisi nehirden topladigi copleri gotururlerken goruluyor.

Bu Tapinagin bir baska ozelligi de olecegi anlasilan Hindular’in olmeden once huzur icinde olebilmeleri icin icinde ozel bir ev = hastaneye bulundurmasi. Okudugum bir blokta yazan kisi hastane ameliyat onluguyle kolunda serum takili bir yaslinin geldigini gozleri ile gormus. Bu merkezde doktor ve hemsire de bulunuyormus.  
Burasi yine Dunya Kultur Mirasi Listesinde olan bir yer. Mimarisi olaganustu. Ornegin, asagida resimde gorulen arka arkaya siralanmis odalar o kadar ince hesaplarla siralanmis ki birinin penceresine oturdugunuzda hepsini ayni aciyla gorebiliyorsunuz.

Inanclari elestirmem. Ancak bu gezinin sonucunda Hindular’in dunyanin en pis insanlari oldugunu rahatlikla soyleyebilirim. “PIS” ifadesini lutfen elestiri degil “GERCEKLIK” olarak kabul edin.

Yazdiklarimi okuyorum. Ne goruntuler ne de olabildigince etkilenerek yazmam duygularimi ifade etmekte yetersiz kalmis. Burayi tekrar ziyaret etmek isterim. Size de siddetle tavsiye ederim.

Mimarisinden, insanlarina, kulturlerine kadar her boyutu ile cok etkileyici bir yer. Geziyi duzenleyen arkadasin yorumu cok iyi tanimliyordu. “Unique and weird”. “Benzersiz ve garip”

BUYUK BUDHA STUPA

Bu yaziyi da bu linke tiklayip okursaniz memnun olurum.
https://www.youtube.com/watch?v=81HKh4RMlME

1 gunluk Katmandu gezimizin ikinci duragi Buyuk Budha Stupa adli budist Tapinakti.
Burasi 1979 yilinda Dunya Kultur mirasi listesine alinmis.

Stupa, ustu bombeli yani sferik olan Budist tapinaklarina deniyormus. Bir de Cin’de Tayland’da gorulen asagidaki resimdeki gibi daha koseli modeller var.

Ziyaret ettigimiz Buyuk Budha Tapinagi, Nepal’in en buyuk, Tibet Budizminin de Tibet disindaki en buyuk tapinagiymis. Yapim tarihi 4. yy.a dayaniyormus. Dusunebiliyormusunuz yaklasik 1600 yildir ayakta ve sapasaglam. Hem de dunyanin en buyuk depremlerinin yasandigi bir bolgede. Yeni yapilar yerle bir olurken. Bu nasil bir muhendisliktir o cag icin. Sanki bu donemden daha ileri bir uygarlik seviyesindelermis. Bunu Petra’yi gezerken de hissetmistim.

Once buranin profesyonel bir resmini koyayim internetten.

Tepedeki Budha’nin her acidan izleyen mavi gozlerine dikkatinizi cekmek isterim.
Simdi de nacizane benim cektigim foto.

 Budha’nin kelime anlami: Budizm’de Olumle yasam arasinda gercekligi ve bilgeligi bulmus kimse. Yani Budizmin peygamberi denilebilir.
Burasi, tum Budist tapinaklarinda oldugu gibi genelde beyaz rengin hakim oldugu huzur veren bir yer. Ama buradan daha da sade olan yerler de gorecektik.
6756 m2 taban alanina yayilmis bir tapinak ve dunyanin her tarafindan ama ozellikle de Asya’li Budistlerin Hac yapmaya geldikleri bir yer.

Once tapinagin girisi ana caddenin bir fotosu. Dusunun burasi dunyanin en buyuk Budist merkezlerinden birinin girisinin bulundugu ana cadde.

Simdi burada bir soru. Nepal bildigimiz tum ozellikleri ile dunyanin yuzyillarca gerisindeymis gibi duran bir ulke. Peki Nepal Dunya’daki tum ulkelerden tek bir konuda ileri. Bu nedir|
 Dusunun.
Tapinagin girisindeki tabelada belirtildigi gibi takvim yillari.
Dunya 2017 yilindayken Birkim Sambat adli bizden 56 yil 8 ay ilerdeki ay takvimini kullanan Nepal 2074 yilini kutluyordu. 
Nepal’e ulastigimiz gece Nepal’in yilbasi gecesiymis. Katmandu’daki ilk gunumuz de yilin 2. gunuydu.
Simdi baslayalim Tapinagi gezmeye.
Cok kalabalik bir tapinak. Basta Asya’lilar olmak uzere her turlu insan ziyaret ve ibadete geliyor. Ilk giristen itibaren yapilan ibadet asagidaki videolarda.
Videolardan da gorulecegi uzere insanlar cesit cesit.
Ibadetleri tavaf gibi tapinagin etrafinda bulunan degisik noktalari ziyaret edip gerekli rituelleri yaparak oluyor.  
Tapinagin arka bolumune gectikce bireysel ibadet icin ayrilmis bolgeyi goruyorsunuz. Renkli bayraklarda uzerlerinde sevgi\ baris yazilari olan dilek bayraklari. Burada insanlar tahtalar uzerinde ibadetlerini yapmaktaydilar.

 Bence en onemli ayrinti tipki bizim namaz ritueli seklinde ibadet etmeleriydi. Asagidaki fotolardaki arkadaki gri salvar kamizli adami takip ederseniz ne demek istedigimi anlayacaksiniz. Hareketleri yoga ve namaz kilma arasinda bir yerlerdeydi.

Genelde ibadet sekillerinde tanidik ritueller goze carpiyor. Basini egme, egilme, opme gibi.
Bunlar ibadetin tum dunyadaki ortak rituelleri oldugunu dusundum.

Tesbihler de sanirim butun dinlerde var.

Can calmak belki Hiristiyanliga daha yakin olabilir.

Asagida ise odaciklarda bulunan besgen prizma turu bir mekanizmayi donduruyorlar.

Tapinak cevresinde bulunan yapilarla birlikte Dunya Kultur Mirasi listesinde yer almakta.

Asagidaki resimde ise Universitede master ogrencisi olan tatli rehberimiz ile.

Tutsu yakmak da her dinde var sanirim. Belki ebatlari bu kadar buyuk olmayabilir.

 Adaptasyon asamalarindan biri olan tutsuyu uzerime yonlendirmeyi de basari ile tamamladim. Hosuma gitti kokusu. Tum nazarlardan kurtulmusumdur insallah.😌😌😌

Yine cocuklar…
Sunun sirinligine bakar misiniz?

 Bu cocugun ailesi resim icin para istedi. Tabiki vermedim. Gozlerine, kotu gucler cocugu begenip alip goturmesin diye cirkinlestirmek icin surme cekiyorlar. Aglayinca da boyle oluyor. Surmenin ayirica dezenfektan etkisi var. Bunu da es gecmemek lazim.

Tum kalabaligi ve insan cesitliligine ragmen Budizm’den kaynaklandigini dusundugum huzur verici bir yerdi. Buradan sonra kim bilebilirdi ki hayatimin en ilginc, karmasik, cilgin yerine gidecegim.

TAPINAKLAR CENNETI KATMANDU

Bu muzikle birlikte okumanizi oneririm.

.
                                         https://www.youtube.com/watch?v=JqgSY7r1LtI

Katmandu da 2 gece 1 gun gecirdik. Tam tezatliklar ulkesi. Hindistan’a gidenlerin yorumlari gibi” Sev ve nefret et” iliskisi oluyor. Derin ve degisik bir kultur okyanusunun icinde olmanin verdigi haz ile etrafin pisligi ve insanlarin sefilligini gormenin uzuntusu.

 Tapinaklar cenneti Katmandu. Hindu ve Budizmin dunyadaki onemli merkezlerinden.
Gune ilk olarak Kopan Monastiri ile basladik. Burasi en onemli Budizm merkezlerinden. Dagin basinda bir yerde ve yesillikler arasinda fonda kus sesleri. Tertemiz. Budizm merkezleri temiz\ sessiz\sakin\yemyesil ortamlari ile huzur verici yerler. 

Kopan Manastiri, Tibet akimi bir Budist merkeziymis. Klasik Budizmden farki hic yan Budha heykeli gormememiz oldu.
http://kopanmonastery.com/ bu linkten ayrintili bakabilirsiniz.
 Inceledigimde temel egitimin 5 yil surdugunu ve hocanin da Western birisi oldugunu gordum. Western’lar bu islere cok merakli oluyorlar. Ben sebebini yalnizliklari olarak goruyorum. Biraz da ticari olabilir tabiki.

 sanat da unutulmamis.

Budizm bir baris dini. Felsefelerini Manastirin girisine yazmislar.

Arada duvarlarda guzel sozler de var.
Biraz Budizm ile ilgili bilgi vermek gerekirse baslarini kazitip, giydikleri kiyafetin ruhsuz rengi tamamiyla cekici gorunmemek icinmis. Beyaz giyinmek ve uzun sacin cekici yaptigini dusunuyorlar. Genelde rahipler hep erkek. Cok ender olarak Budist rahip kadin gorulmekte. Normalde cinsel iliskiyi ve evliligi red etmekle birlikte bazi akimlarda evlilik olabiliyormus. Zaten din konusunda akimlar veya bizim degimizile mezhepler de bu yuzden olusuyor sanirim. Kim neyi yapmak isterse hemen kendi versiyonunu olusturuyor ve akimini (mezhebini) yaratiyor.

Kopan Manasiri aslinda bir din okulu ayni zamanda. Erkek cocuklar dini egitim almak uzere burada okula gidiyorlar. Cocuk her yerde cocuk ve Manastirin sessiz ortaminda neseli ve yaramazlik yapan sesleri geliyor. Bize ikinci kat camlarindan sarkarak bagli kumas salladilar biz de onlara yanimizda getirdigimiz hediyelerden verdik. Cocukca sevindiler.

Ayin sirasinda tipki modern caz muzigine benzer sesler geliyordu. Buyuk zil ve vurmali calgilar. Ayin onceden basladigi icin iceri giremedik.

Bahcede bu sirin cocugu gordum. Babasi bize NAMASTE yapmasi icin talimat verdi. Sirin sey.

Budizm’in insana gercekten huzur veren bariscil felsefesini sevdim.




KATMANDU – NEPAL

Yagmurlu bir gune uyandik.

Katmandu hayatimda gordugum en kirli sehirdi saniyorum. Hem havasi hem de sehrin kendisi. Ama anlatmaya baslamadan once kisaca Nepal’i tanitmak isterim. Cunku benim hayalimden cok farkli bir goruntu cikti karsima. Kultur ve hayat cok farkli.
Nepal haritada, Cin ve Hindistan gibi iki dev ulke arasinda kalmis.

Ulkenin haritasi ise.
Ulke 14 eyaletten olusmus. Biz sadece Katmandu ve Pokhara’nin bagli oldugu iki eyaleti gezebildik.
Ulasim cok zor. Yol yok gibi. Olanda da trafik inanilmaz. Ilerde anlatacagim.
Ulke 147.000 km2 alana sahip Turkiyenin 7 de 1’i kadar ve bir bolgesi kadar genislikte denilebilir. 26.5 milyon da nufusu. Insan yogunlugu Turkiye’nin yaklasik iki kati. Bu aslinda Asya ulkelerin karakteristigi. 
Nepal din,dil ve Kultur bakimindan tam bir spektrum olusturmus. Resmi dil Nepali. Hem Hintce hem de Cince’yi cagristiran bir dil. Ama bunun disinda bolgesel olarak kendi dillerini konusuyorlar. Toplamda 13 ayri dil mevcut. Insanlara da bakinca ayni spektrumu goruyorsunuz. Kimi tam Hint’li gibi kimi de tam Cinli bazilari da ikisinin arasi. Turki Cumhuriyetlerde yasayan halka benzerler de var. Rehberimiz bizim gidemedigimiz Everest tarafindaki halkin profilinin gezdigimiz iki eyaletteki ufak tefek insan tipinden cok degisik oldugunu soyledi. Daha boylu poslu iri yari ve kadinlari sismanmis.
Nepal bayragi cok ilginc. Dunya’da bayragin kendisi ucgen olan tek ulke.
Bayrak son 2000 yildir kullaniliyormus. Sadece 1962 de onceden uzerinde bulunan insan yuzleri cikartilarak modernize edilmis.
Mavi sinirlar barisi, kirmizi halkin cesur yuregini iki ucgen Himalayalari ve gunes\ ay ise Nepal’in sonsuza kadar yasayacagini temsil ediyormus. Ayni zamanda ulkenin ikliminin cok sicak ve cok soguk olmasini da anlatiyormus.
Para birimi Nepal Rupisi NPR. Hindistan para biriminden etkilenmis. Turk Lirasinin 30 da 1’i.
Tum degersiz paralarda oldugu gibi insan degmeye cekiniyor. O kadar kirli ve yirtik pirtiklar ki.

Sayilar ve alfabe de farkli Devanagari denilen Hint alfabesi kullaniliyor.

Sayilar;

Din Nepal icin ayri bir baslik. Tam anlamiyla bir spektrum daha ve bize gore cok degisik. 
%82 Hindu
 %9 Budizm
%4.5 Islam
%3 Krant
%1.4 Hiristiyanlik
%0.4 Animism (obje, hayvan, soz, nehir, gol, dag veya kaya vs. gibi bir seye inanma)
Aslinda tarihin en eski dinlerindenmis.
%0.5 Dinsiz
Din’in yogun etkisi tum ulkede rahatlikla goruluyor. Her yer buyugunden kucugune tapinak dolu. Acikcasi ben cami ve kilise gormedim.
Hindistan’in etkisiyle ulkede kast sistemi dine de yansimis. Gittikleri tapinaklar bile farkli. Ancak son yillarda egitim arttikca aradaki keskin hatlarin yumusadigi soyleniyor.
Bilmeyenler icin kast sistemi; halkin sosyoekonomik seviyelerine gore siniflanmasi denilebilir. Eskiden bu hatlar cok keskinmis ve kastlararasi evlenme olmazmis. Hatta soyle bir olay anlatayim. Kemal’in bir Hintli Muhendisi sirketteki Hintli caycidan cay isteyemiyormus. Cayci da istese bile vermezmis. Cunku, Hintli caycinin kasti Muhendisinkinden yuksekmis. Kemal durumu cozmeye calismis ama Muhendis durumu kabul ettigi icin bir sey yapamamis.
Kisi basina dusen milli gelir 837 USD civari. Gunde 2-2.5 USD arasi bir gelir anlamina geliyor. Cok ama cok fakir bir ulke. Fikir vermesi acisindan baktim Turkiye’ninki 10.000 USD civari. Gunluk 27 USD. 10 katindan fazla. Katar’i hic soylemeyeyim.
Ulke Federal Demokratik Nepal olarak adlandiriliyor ama Demokrasinin D’sinin esamesi okunmuyor. Nerede esitlik, uygarlik. Ulke yonetiminde inanilmaz bir calip cirpma oldugu apacik.
1 Temmuz 2001 tarihinde Nepal tarihinde bir ilk oluyor ve Prens Dipendra, Kraliyet sarayindaki aksam yemegi sirasinda cikan kavgada,   anne, baba, kardesleri ve amca, dayi, halasi dahil olmak uzere,hepsini olduruyor. En son da kendine ates edip komaya giriyor. Sonrasinda halki cahil tutup yonetmek burada devreye giriyor.  Prens komada iken sozculugunu amca ustleniyor halka Prensin Kral ve Kraliceyi yanlislikla elinde patlayan silahla oldurdugu anlatiliyor ve katil Prens’i de yeni Kral olarak  ilan ediyor. Fakat uc gun komada kalan Prens de oluyor. Halk ta  olduren Prens icin olunce agitlar yakiyor. Hic kimse diger olen 9 kisiyi kim oldurdu diye sormuyor ve Prens bir kahraman olarak defnediliyor.
Olayin perde arkasinda ise Prensin Hint ve Nepal kokenli asil bir aileden gelen ve Disisleri Bakanin kizi Devyani’ye asik olmasi ve ailesinin kizin her ne kadar asil bir aileden gelse de annesinden gelen Hint kokenlerine karsi cikarak bu evliligi kabul etmemesi yatiyor. Asil “Rana” ailesinde  ulkeye Bakan yetistiren bir gelenek olmasina karsin ulkede Hintlilere karsi olusan direncin etkisiyle bu evlilige karsi cikiliyor. 
Ikinci bir rivayete gore de Nepal’li falcilar Kral ve Kralice’ye Prens’in 35 yasindan once evlenip coluk cocuga karismasi halinde Kralin olecegini rivayet ediyorlar. Bu nedenle de aile bu evlilige karsi cikiyorlar.
Bu hazin olaydan sonra Nepal demokrasiye gecmis. Su an Kraliyet ailesi Katmandu disinda bir sarayda sakin bir sekilde yasiyorlarmis. Bu olayi sordugum Nepal’liler hala inanamiyorlar cunku Hindu dininde anne babayi oldurmek hic gorulmus sey olmadigini ve simdiki yonetimin resmen gelen gideni arattigi sozunu dogruladigini eski krallik gunlerini aradiklarini soyluyorlar. Bu arada Kraliyet ailesinin tum bireyleri Oxford , Cambridge Universiteleri mezunlariymis.
Benim konustugum kisiler, ki bir tanesi de Kraliyet ailesi ile yillardir calisan birisiydi, bu trajedinin ayrintilarini bilmiyorlar. Ben arastirarak ogrendim. Ama ulkedeki genel bir Hint dusmanligi geregi “Hintliler yaptirmistir.” deyip isin icinden cikiverdiler.
Halk egitimsiz olunca, her gelen calip cirpiyor ve olan halka oluyor. Ulke aslinda cok guzel. Dogasi muhtesem. Ama sehre girdiginiz an hem sehrin hem de insanlarin yasam kosullari cok ama cok uzucu. Kimse boyle yasamayi hak etmiyor diye dusundum hep.

Trafik sagdan ve bir de yollar cok dar kotu olup soforler de bu duruma cok alisip korkusuz ve kuralsiz olunca seyahatler tam bir kelle koltuk turizm oluyor. Hadi biz Turkler biraz serbetliyiz de gruptaki Amerikan, Ingiliz ve Kanadali arkadaslar epeyce korktular. Ben de kendimi defalarca istemsizce gozlerimi ellerimle kapar buldum. Asagidaki baglantiya bakarsaniz ne demek istedigimi anlarsiniz. Benim cektigim fotolar sarsintidan pek net olmamis.
https://www.google.com/search?q=roads+in+nepal&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=0ahUKEwiS-8Te_dbTAhUMCZoKHRMBBr8Q_AUICigB&biw=1366&bih=599

Asagidaki foto da Katmandu’nun ana caddelerinden birinde cekildi.

Kisaca Nepal bizi tum carpikligi ile karsilamisti. Yasadigim tam bir ikilemdi. Bir yandan urkutucu. Insan alistigi goruntuleri ariyor. Bir taraftan da bu kadar degisik bir kulturu ogrenmemin heyecani.
Bakalim gelecek gunlerde neler hissedecektim. 

NAMASTE

Oldukca uzun sayilabilecek bir aradan sonra tekrar merhaba. Yaklasik 2 yil olmus yazmayali. Bu surecte aslinda gezdim ama hem yazmaya firsat olmadi hem de yazacak kadar ilginc yerler degildi benim icin. Ancak, takipcilerim sagolsun hep tesvik ettiler.
En sonunda yazmaya deger Nepal’e gittim.
Hikaye soyle basladi.
Bizim buralarda tatil cok ve benim hayalim hepsinde bir yerlere gitmek.
Boyle nereye gideyim diye arastirdigim bir donemde okul email adresime bir mesaj geldi. Bir grup ogretmen bayan “Paskalya tatilinde Nepal’e gidiyoruz. Bize katilirmisiniz?’’ diyorlardi.
 Okuldan baska arkadaslara da bu mail gelmis. Baska okullara da gondermisler. Tanisinca ogrendim, gonderilen o kadar kisi arasindan bir tek ben donus yapmisim.
Aslinda Nepal seyahat onceliklerim arasinda bir yer degildi. Asya’ya gitmek istiyordum ama daha cok Filipinler, Vietnam, Kambocya, Laos, Buthan, Mynanmar oncelikliydi benim icin. Biraz yesil, doga filan ariyordum sanirim. Nepali de daglik ve corak olarak hayal ediyordum. Okuldan giden kisilerle konustum. Cok guzel bir dogasi oldugunu ve kesinlikle gitmemi onerince ben de kesin kararimi verdim.
Nepal, butun dunyadan vize istiyor. Ancak, bazi mimli ulkelerin disinda, ulkeye giriste vize alinabiliyor. Ben yine de emin olmak icin Katar’daki buyukelciliklerine 2 kez mail attim, birkac kez telefon ettim ama maalesef hic bir cevap alamadim. Oyle olunca da Elcilik sayfalarindaki ve bizim turu duzenleyenlerden edindigim bilgiler ile yetinmek zorunda kaldim.  Ancak, bu bana epey heyecana neden oldu. Soyleki, yola cikmadan onceki gece bu durum kafama takildi insallah ucaga biniste bir problem olmaz dedim. Ve maalesef hic uyuyamadim.
Ve gercekten de oldu.
Check in sirasinda pasaportumu inceleyen gorevli vizemi sordu. Ben de kapida alacagimi soyledim. Hizlica islemi yaparken bir an durdu, ekranda yaziyi okumaya basladi. Okudukca, okudugunu anlayabilmek icin ekrana daha cok gomuldu. Ben de gorevlinin catik kaslarla gomuldugunu gordukce dayanamayip ne oluyor diye sormaya basladim, ben sordukca gorevli “’ bir dakika deyip ekrana daha cok gomuldu. Bir sure sonra isin icinden cikamadi ve birisini cagirdi ona danisti. Bu sefer birlikte benim duymayacagim sekilde mirildanarak ikisi birden ekrana gomulduler. Bu sinir bozucu manzara karsisinda  ben surekli olarak “Elcilikten kontrol ettim kapida vize alabiliyorum.” diyordum. Onlar da  “Yes Ma’m but we need to confirm it” deyip duruyorlardi. Bu durum bana bir omur gibi geldi. Sonunda orada bulunan daha da ust bir gorevliyi cagirdilar.
Bu sefer uc kisi kafalarini bilgisayar ekranina sokarcasina bakmaya basladilar. Neyseki, bu gorevli bir okuyusta anladi “go down, open that page” vs ile birkac dakikada olayi cozdu. Gidebilir dedi. Sorun suymus onceden vize alinmasi gereken ulkeler arasinda Turkiye’yi gormus ama bu gecici Turkiye pasaportu olanlaraymis. Bu geri zekali gorevli “gecici” ifadesine dikkat etmedigi icin Turk Pasaportuna vize gerekiyor  diye okumus. Tabiki bunu duyunca  dogru duzgun okumayip beni strese sokmaya haklarinin olmadigini soyleyip epey bir kizdim. Ama ne soylesek nafile hep ayni cevaplari aldim. “Yes Ma’m but we need to confirm it” Bunlar insani catlatirlar.
Bu gecis surecinde “omrumden omur gitti” sozunu bizzat yasadim.
Neyseki, sonraki asamalar hatta ulkeye giriste vize almam dahil inanilmaz kolay gecti. Katar’dan cikista artik egate uygulamasi ile epey kolay oldu.
 Nepal’e de alalade bir kagit doldurup 100 QR (100 TL) vererek kolayca  girebiliyorsunuz.
Ucagin inis sirasinda, yanimdaki Nepal’li genc telefon ile konusmaya basladi. Gozlerime inanamadim. Neden yapiyorsun bu sadece senin degil hepimizin riski deyip bir guzel azarladim. Asyalilarin en belirgin ozelligi olan surekli gulumseme ile “I’m sorry Ma’m” deyip durdu. Yuzlerde ayn gulumseme hic kizmama, ozur dileyip bildigini okuma. Insani catlatir bunlar.
Nepal’in baskenti Katmandu’ya indigimizde hafif esintili ilik bir hava karsiladi. Havaalani bizim eski anadolu otogarlarindan daha eski gorunumde. Her sey elle yapiliyor. Valizlerin gelisini epey bekledik. Bu arada birlikte seyahat ettigim arkadaslarimizla tanisma imkanim oldu. Birbirimizden habersiz dagitmak uzere kiyafet, kirtasiye getirmisiz. Grupta benim disimda herkes ayni okulda calisan insanlar olunca birbirlerini cok iyi taniyor. Bu onlarin birlikte yaptiklari 4. geziymis.
Son anda yolculuk yastigimi ucakta unuttugumu farkettim. Gorevliye soyleyince sagolsun cok ilgilendi ve telefon acip birinden istedi. Havaalani kucuk olunca 10 sonra yastik elimdeydi.
Havalanindan cikista da acayip bir kuyruk var. Ilerleyince anlasildi ki herkesin bavulu gercek sahibine ait mi diye kontrol ediliyor. Yine otomatik degil tabiki. Iki gorevli tek tek bavul numaralari ile bilet numaralarini kontrol ediyorlar. Insan ustu bir caba.

Disarda da bizi ciceklerle grup lideri karsiladi.

ÜRDÜN -7 Veeee ölmeden ÖLÜDENİZ

Artık inanmıyorum uykusuzluğa. Yorulun bak nasıl uyursunuz. 

Bizde de aynen tecelli etti. Bir önceki gün sıcağın altında dağ, tepe gezip saatlerce stresle yolculuk yaptıktan sonra, deliksiz bir şeklide uyuyabildik ve sabah enerji ile uyandık. 

Yaptığım gezilerde ne kadar aksilik olursa olsun motivasyonum hiç bozulmaz. Hepsini bir macera ve deneyim olarak kabul ederim. Hatta olmasını isterim. Öteki türlü biraz sıradan ve ruhsuz geliyor. Ne kadar yorulursam yorulayım veya işler ters giderse gitsin derin bir uyku benim için her şeyin ilacıdır. Ertesi gün zımba gibi tam motivasyon modunda kalkarım.

Sabah, dün gece buluşacağımız Eray’ın arkadaşlarıyla kahvaltıda buluştuk. Bizim için epey endişelenmişler. Güzel bir kahvaltı ve sohbet ile kendimize geldik.
Grup, Ürdün,Amerika, Meksika ve Çin’lilerden oluşuyordu. Özellikle de Ürdün’lüler ile konuşarak ülke hakkında bilgi sahibi olmaya çalıştık. Bu insanlar dünyanın değişik yerlerinde çalışmış insanlar olunca hepsini ayrı ayrı dinlemek epey ilginç oluyor. 
Aldığımız bilgiye göre Ürdün’de devlet her mal, hizmet ve üründen %25 vergi kesiyormuş. Pahalılığın başlıca nedeni buymuş. Ama bu cevap hala bize paralarının neden bu kadar değerli olduğunu açıklamıyor. Onlar da bilemediler.

Kahvaltı sonrası, hadi dedik denize girelim.

Çölün ortasında bir vaha gibi burası. Tam bir turizm merkezi olmuş. Yan yana dünyaca ünlü oteller zincirleri. Otellerin oluşturduğu sahte yeşil dışında normalde çıplak dağlar. Resimde gördüğünüz karşıdaki çıplak dağlar İsrail’e ait.



Ölü Deniz diğer adı LUT gölü, İsrail ile Ürdün arasında sınır bölgesinde yer alıyor. Büyük bölümü İsraile ait.


Burasının en önemli özelliği dünyanın en çukur yeri olması. Değişik kaynaklar 410 ile 430m. arası derinlikler veriyor. Otelimiz 420m. diyor.

 Hava güzeldi.


Hemen Kimyacı boyutum devreye giriyor ve tuzluluk oranını araştırıyorum.  %33,7. Bu oranı şöyle açıklayabilirim. 100 gr. suda 33,7 gr. tuz çözünmüş. Bu rakamı anlamak için bizim sofra tuzu olarak bildiğimiz ve Ölü deniz’deki en ana tuz olan Sodyum Klorür’ün çözünürlüğü 36,1 ile karşılaştırmak gerekir. Tabiki aynı sıcaklıkta yani 20’C. Bu ne demek ki NaCl (sodyum Klorür) 20’C’de 100 gr. suda en fazla 36,1 gr. çözünebilir. Daha fazla çözünemez. Tuz eklemeye devam ederseniz dipte çözünemeyen tuz kristallerinin çökelmeye başladığını görürsünüz. Buna çözeltinin doymuş hali denir. Dolayısı ile Ölü Deniz de hemen hemen doymuş NaCl çözeltisi kadar yoğun.
Verilen 33,7 rakamı sadece NaCl çözünürlüğü. Ölü Deniz’de suda başka mineral ve tuzların da olduğu düşünülürse gerçek değerin verilen 33,7 değerinden çok daha yüksek olduğu düşünülebilir.
Ama dünyada bundan daha tuzlu biri Antartika’da olmak üzere iki yer daha varmış.

Bu kadar tuzlu ortamda balık ve bitki gibi makroskobik deniz canlılarının yaşaması mümkün olmadığı için mikroskobik boyutta bazı mantarlar ve bakteriler yaşayabiliyormuş sadece. Bu kadarının bile yaşaması ilginç aslında çünkü tuzlama işlemi bildiğiniz üzere gıdaları koruma tekniğidir ve mikrobiyojik gelişmeyi önlemeyi hedefler. Demek çok spesifik mikroorganizmalar yaşayabiliyorlar.

Burası aynı zamanda dünyanın ilk şifa merkezlerinden biriymiş. Karadaki çıplak dağlar, denizde de canlılığın az olması polenlerin de az olmasına sebep olduğu için burası astım hastalarına tavsiye ediliyormuş. Ayrıca yeryüzünün en derin noktası olduğu için de güneşin radyosyon yayan UV ışınlarından uzak olduğu ve yüksek basınç’lı atmosferi nedeniyle her türlü hastalığa iyi geliyormuş. 

Ölü deniz’in suyu ve dip çamuru özel ambalajlarda piyasada kozmetik ürünü olarak satılıyor.
Dip çamuru Mısır’lılar tarafından mumyalama işlerinde kullanılmış. Potas miktarı ile gübre olarak da kullanılmış.

3,7 milyon yıl önce oluştuğu düşünülüyor. Boyuna 67 km. enine de 18 km. uzunluğunda.
Bugün karşılaştığım bir İsrail’li Ölü Deniz’i besleyen su kaynaklarının son yıllarda hem İsrail hem de Ürdün devletleri tarafından kullanılıp Ölü Deniz’e aktarılmadığı için Ölü Deniz’in % 35 oranında  küçüldüğünü söyledi. Bu duruma engel olmak istiyorlarmış ancak her iki devlet de bu su kaynaklarına ihtiyaç duymakta oldukları için en iyisi Kızıldeniz’den su getirelim diye karar vermişler. Ancak, bu karar Kızıldeniz’e kıyıları olan Suudi Arabistan ve Mısır gibi diğer Arap ülkelerini de etkileyeceği için kolay alınabilecek karar olmadığını da belirtti.

Benim de okuduğum kadarı ile bu bölge Kur’anda lanetlenmiş bölge olarak geçiyor. Bölgede o dönemde yaşayan halk yoldan çıkıyor ve değişik sapkınlıklara başlıyor. Aile içi tecavüzler ve sapkınlıklar yaptıkları için Allah, Hz. İbrahim’in de hem akrabası (sanırım kardeşi) hem de onun gibi inançlı bir müslüman olan Lut’u insanları uyarması için gönderiyor. Lut, halka, Allah tarafından görevlendirilip onları uyarmak için geldiğini ve yaptıklarının sapkınlık olduğunu hemen vazgeçip yüzlerini Allah’a dönmelerini” söylüyor ama onlar Lut’u dinlemiyorlar. Allah’ta bu kavmi hatta Lut’un karısı dahil olarak yok ediyor. Yakınlarda heykel görünümlü bir taş Lut’un karısının taşlaşmış hali olduğuna inanılmakta.  

Lut’un eşi kaynaklarda Madam Lut olarak geçiyor. Kendisi neden taşlaşmış diye soracak olursanız zaten biraz alevere dalevere bir tipmiş ve kocasını bırakıp gitmiş sapkınlara destek vermiş. 
Tabiki bu duruma ”kocasının sözünden çıkan kadının sonu” yorumu yapmak isteyenlere güzel bir ibret hikayesi.;)))

Neyse, bu kadar bilgiden sonra gelelim bizim gördüklerimize.
Yukarıdan bakınca aşağısı sanki sıradan bir deniz kenarı gibi duruyor.

Tipik sahil görüntüsü. Şimdiye kadar her şey normal.

Aşağı indikçe birden çamura bulanmaya çalışan insanları görmeye başlıyorsunuz.


Yukarıdan insanların çamura bulandığını görmek komik oluyor. Önce hayretle bakıyoruz.
Sonra tabi ki biz de operasyona başlıyoruz.

Önce denize girilerek ıslanılıyor ki çamur vücuda tutunabilsin. 

Ben bir kimyacı olarak bile bugüne değin yoğun tuzlu su’yun da tıpkı şekerli su gibi son derece kaygan olduğuna hiç dikkat etmediğimi fark ettim. Denize girerken kaymamak için çok dikkat ederek girilmesi gerekiyor. İlk giriş oldukça taşlık. Zor yürünüyor ve birden derinleşiyor. Konsantrasyon yüksekliği nedeniyle suyun kaldırma kuvveti çok yüksek. Sanki su yüzeyinde bağdaş kurup oturacakmışsınız gibi. Zaten böyle oturup gazete okuyan insanların fotolarını gördüm internette. Ben de kaynamaya attığınız bayat yumurta nasıl suyun yüzünde yuvarlana yuvarlana durursa aynen kendiniz bayat yumurta gibi suda yuvarlana yuvarlana yüzdüğünüzü hissediyorsunuz. Tabiki bu benzetmenin benim yaşım ile bir ilgisi yok. Her yaştan herkes bayat yumurta misali. Batmanıza imkan yok. Çok değişik bir his. 

Görevliler, ”yoğun tuzlu suyun yakıcı etkisi nedeniyle  yüzünüze, gözünüze su kaçırmamaya dikkat edin” diyerek girerken uyarıyorlar. Ben tabiki yüz göz değil ama hafiften burnuma suyu çekmek istiyorum. Hem suyu hissedeyim hem de sinüslerime iyi gelir diyerek. Azıcık. Sadece deneme. Amman !!! Allahım. O nasıl bir histir. Bırakın burnum ve sinüslerimin temizlenmesi genzim, boğazım ağzımdan dışarı parçalanmış halde çıkacak zannettim. Gözlerim pörtledi. Epey bir süre kendime gelemedim. O kadar yakıcı. Allah’tan dışarda ellerinde temiz su ile bekleyen görevliler alışmışlar hemen müdahale ediyorlar.
Bu nedenle bildiğiniz denizlerdeki gibi iki kulaç atayım, dipten gideyim, karşı adadan çıkayım yok. Usul usul, hiç kıpırdamadan su fışkırtmadan suyun içinde durmanız lazım. 

Sudan çıktığınızda vücudunuzda suyun kayganlığını halen hissediyorsunuz. Hatta bazıları bu durumu su vücudumu pürüzsüz yaptı olarak yorumladı ama yıkanınca geçiyor.

Sonra dışarı çıkıyorsunuz başlıyor şifalı çamura bulanma. 
Ortada bir küp var otel görevlileri tarafından her gün içi siyahımsı dip çamuru ile dolduruluyor.Herkes elini çamura daldırıp vücuduna sürüyor. Çamur epey killi bir çamur. Hani şu kozmetikte kullanılanlardan. Zaten her yerde de paketlenmiş halde satılıyor.
Bu aşamayı tamamlamış tüm gül cemalimle ben.

20 dakika sonra temizlenmeniz gerekiyor. Bunun için sahilde bir direğe kocaman bir saat konulmuş. Yukarıdaki resimlerde görebilirsiniz. Ama çalışmıyor. Saate inanırsanız yandınız. 

Temizlikte denizde oluyor.
Temizlenme aşamasındaki bu pozum bana İzmir-Çeşme Dalyan Marina çıkışındaki deniz kızı heykelini hatırlattı. Onun da böyle taşın üzerinde bir oturuşu vardır.

Çok çok  ilginç bir deneyimdi. Çok tavsiye ederim.

Gelelim olayın spirütüel boyutuna. 
İki boyutu var. 
1) Bir kere tuzlu su enerji dengeleyici ve negatif enerji atıcı olarak bilinir. 
2) Burası tıpkı Ka’be’de olduğu üzere dünyanın üzerinden geçen enerji hatları olarak bilinen Ley hatlarının üzerindeymiş. İnsana ayrıca bir enerji veriyormuş.

Açıkçası çok istememize rağmen biz bu boyuta bir türlü ulaşamadık. Bu boyuta geçmek konsantrasyon meselesi. Ortam çok önemli. Bizimki gibi bir grupla o boyuta ulaşılamazdı zaten. Ayrıca, insan kendini şartlarsa da olmuyor. Yalnız olmak önemli bir etken bence.

Bugün artık gezimizin de son günüydü. Gitmeden bu unutulmaz güzel gezinin hatıra selfie’sini çektirdik. 

Dönüşümüz yine UBER’siz taksi ile ama sorunsuz oldu. Sonra yine Bahreyn üzerinden Doha. Doha’ya indiğimizde gece 2;30 sularıydı ve biz sabah işe gidecektik. Ama değmişti.

Gideceklere tavsiyem turlarını Akabe ve Kudüs’ü de alacak şekilde organize etsinler. Wadi Rum’da 1 gece Bedevi çadırlarında kalsınlar. Akabe, Kızıl Deniz’de olduğu için meşhur su altı dünyasını görebilmek için dalış yapsınlar. Deniz ürünleri yesinler. Kudüs çok enteresanmış. 

Ürdün değişik bir ülke. Bana göre ülkedeki en düzgün şey binalardaki numaralardı. Koskocaman ve düzgün sıralanmış. Bina dökülüyor ama üzerindeki numara  10 numara denir ya. Numaralandırmadan hiç taviz verilmemiş.

Bu geziden bir de patent alacak bir uygulama çıkarttık. Petra’da tüm güneş altında gezince her ne kadar yüzümüze güneş kremi sürsek ve vücudumuzu örtsek de burnumuz yandı. Biz de çareyi burnumuzu gözlüğümüz desteğinde peçete ile kapatmakta bulduk. Bu uygulama ile literature girmeyi planlıyoruz.

Türkiye’den bakınca Ortadoğu ilkel ve tehlikeli görünüyor olabilir. Ancak, unutulmamalıdır ki buralar insanlığın başlangıcı, uygarlıkların beşiği ve dinlerin ana vatanı. Müthiş bir tarih var. İçerisinden önemli dersler çıkartılabilir. 
Gezmek için de vizesiz ülkeler.


ÜRDÜN – 6 Ölü Denize Doğru- ölmeden inşaAllah

Vadi Rum turunu yaptıran ve Ürdün kültürel mirasının bir parçasıymış gibi görünen arabamızdan ayrılırken mirasın bir diğer parçası olduğuna kanaaat getirdiğimiz şoförümüz, sunduğu ilkel koşullara karşın aldığı onca paraya rağmen bir de bahşiş isteyince şok olduk ama hemen cevabını verip ”hadi işine, anca gidersin” dedik.



Bir gün içinde koskoca Ürdün’deki bütün taşları görmüştük. Ne kadar dünya mirası olsa da burnumuza kadar taş görüntüsü ile dolmuş arabaya oturduğumda tüm bu taşlar üzerime üzerime geliyor gibi hissediyordum. Buraları sindire sindire gezmek lazım.
  
Ürdün’ün bir diğer kültür mirası gibi görünen Vadi Rum gezisi sırasında bizi beklemekte olan arabamız ve şoförümüzle Ölü Deniz için yola koyulduğumuzda saat 6 civarıydı. Önümüzde 3-3,5 saatlik bir yolumuz vardı ve bu durumda akşam 8 deki toplu yemeğe katılabilmemiz maalesef mümkün değildi. ”Ama hiç olmazsa geç de olsa yemeğe katılabilir geç olduğu için de hafif bir şeyler yeriz gibi iyi niyetli” düşündük.

Bu hayallerle başladığımız yolun 5. dakikasında tarihi eser arabamız hararet yaptı. Araba sürekli arıza yaptığı için sanırım şoför artık tamirci gibi olmuştu.Gerekli müdahaleleri yaptı. Biz de yaptığı ve yaklaşık 15-20 dakika süren müdahalelerin sonucunu  arabanın içinde dua ederek bekledik. Arabanın kendine gelmesi ile tekrar yola koyulduk ama ilk tamirciye kadar. Burada kısa bir bakım molası verip yine yola devam ettik. İşte 1 saatimiz böyle geçti. 

Şoför’ümüz, yolda kaybettiğimiz zamanı kazanmak için sanırım bize ”sizi uzun olan ana yoldan değil de kestirme ara yollardan götürsem olur mu” diye sorunca hemen ”götür de nasıl götürürsen götür yeter ki bir an önce götür” diye düşünüp ama ona sadece ”ok” dedik. Ben kendi adıma memnun oldum çünkü” hiç olmazsa değişik ve daha halkın olduğu ara yollardan geçerken hayatı da gözlemleyebilirim” diye düşündüm.

Böyle der demez başladı serüvenimiz. Ben diyeyim patika siz deyin dağ başı her türlü yollardan, köylerden geçmeye başladık. Genelde bakımsız her yer. Çok az yerde biraz daha sayfiye yeri havası gördük. En güzel manzara gün batımıydı. Güneşin büründüğü renkler tek kelime ile ”MUHTEŞEMdi”.

Bu arada şoförümüzün de sabahtan beri direksiyonun başında olduğunu öğrendik. Oysaki UBER’de 6 saatten fazla çalışılmadığı için Amman- Petra yolculuğumuzda araba ve şoför değişikliği yapmak zorunda kalmıştık. Tabiki Petra’da UBER bulunamadığı için ”Allah kabul etsin” şeklinde ancak bu araba bulunabilmişti.

Şoför baya yaşlı görünüyordu. Fakat burada insanlar bakımsız oldukları için de yaşlı gösterebiliyorlar. Tahmin etmeye çalıştık en sonunda dayanamayıp sorduk ama şoförümüz bir türlü soruyu anlayamadı. İngilizce o seviyede.

Yol git git bitmiyor hava karardı. Karnımız aç. Yollarda yenecek doğru dürüst bir şey yok. En iyisi bira ve çerez alıp yolda eğlenelim dedik. Hem de karnımız bir şekilde doyar diye düşündük. Ama maalesef içki satılmıyor. Uzaktan bakıp bira olarak gördüklerimiz de alkolsüz. Ülkede alkol sadece özel likör shop’lardan alınabiliyormuş. Onlar da sadece şehir merkezlerinde.

Yol ilerledikçe ”şoför bir önceki hayatında İngiliz’di sanırım” diye düşünmeye başladık. Kendisi saatlerce araba kullanmaktan transa geçip bir önceki hayatı boyutuna geçmiş olmalı ki bir süre sonra yolun sol şeridinden gitmeye başladı. Yoksa sağdan trafik olan bir ülkede kurallara uyup saatler sonra ortaya çıkmış bu duruma başka bir açıklama bulamadık doğrusu.
Manzara korkunçtu. Virajlı, patika yollarda son hızla ve sol şeritten gidiyorduk. Bir anda tüm yorgunluk ve bezginliğimizi üstümüzden attık ve ”AMMAN” (Ürdün’ün başkenti olan amman değil bizim aman’ın daha heyecanlı hali olan) boyutuna geçerek şeridinden gitmesini istedik. Hemen geçti. Hiç ”hayır” demiyor. Ama sanırım 1 dakika sonra sola tekrar kayıyor. Biz de tekrar uyarıyoruz. Böyle böyle derken bizim uyarılar sesimizi yükseltmeye kadar vardı. Ama nafile. Bir süre sonra biz de budizm boyutuna geçip, kabullendik mi, yoksa hipnoz mu olduk ne oldu anlayamadım. Arada bezgin seslerle birbirimize ”aaaaa inananılmaaazzz hala soldan gidiyoooo.” dedik.

Bu arada hava karardığı için etrafı göremiyorduk ve karnımızda inanılmaz açtı. Yolda bir manavın önünde durup biraz meyve alalım bari dedik. Hiç olmazsa ”meyve güvenlidir” deyip. Meyveleri yıkamak için yandaki restoranın mutfağına girmek için garsondan izin aldım. Aman Allah’ım. Böyle bir yerde nasıl yemek yenilebilir? Ben meyveleri yıkarken restoranın sahibi patron olduğunu sandığım kişi birden içeri girdi, orada olmamdan hiç hoşlanmadığını belirtir şekilde garsonu Arapça azarladı. Sanırım Michelin Yıldız’lı olarak gördüğü mutfağının yıldızlarını düşüreceğim diye evhamlandı. Ben de işimi hızlıca bitirip, hem zavallı, iyi niyetli garsonu korumak hem de patronun gönlünü almak için verdikleri desteğe defalarca teşekkür ede ede bir hal oldum.

Yola devam.

Yolda km. tabelaları yok denecek kadar az. Olanlarda da ”Ölü Deniz” diye yazmıyor zaten. Dolayısı ile tek bilgi kaynağımız şoför. Arada ”ne kadar yaklaştık” diye sorunca şoför yine İngiliz boyutuna geçiyor sanırım. Bir önceki sorduğumuzda örneğin 1,5 saat demişse bir sonrakine 2 saat diyor, önceden 150 km. demişse sonra 250 km. deyiveriyor. Arabalarda meşhur triger kayışı vardır ya, hani her 60,000 km. de bir değişmesi lazım. Soför’ümüzün bu kayışının koptuğunu düşünüyorum. Artık yorgunluktan mı yoksa genel bakımsızlıktan mı bilemiyor ama ısrar etmenin anlamı yok deyip bu konuda da üzerine gitmekten vazgeçiyoruz. Yine ”AMMAN” boyutuna geçiyoruz. Bu sefer de ”boş ver” anlamında. Şimdi dikkat ediyorum. Bu AMMAN’ın da ne çok anlamı varmış dilimizde. Bir de ”kahretsin” anlamı vardır değil mi? Başka?
Sonuçta, her anlamı ile bu geziye cuk oturduğu kesin.

Şoför saatler ilerleyip saçmalamaları arttıkça da aklımıza ”ya kaza bir şey olur da gecenin bu vakti yolda kalırsak” düşüncesi geliyor. İçimizi tam karabasanlar basmışken çare müzik deyip unutmak için şarkılara tutunuyoruz. Bir taraftan da Ölü Deniz’e yaklaştığımızı düşünüp, gezimizin ana amaçlarından biri olan spirütüel boyuta geçebilmeyi istiyor ve ona göre şarkılar seçiyoruz. En ağırından ve en bunalımlılarından. Ama HEYHAT. Arabadaki genç arkadaşımız gençliğin verdiği bütün pozitiflik ve enerji ile boyutumuzu ”düriyemin güğümleri kalaylı” boyutuna çekerek tüm hayallerimiz ve çabamızı alt üst ediyor. Biz de zaten bunalmış olarak çekildiğimiz bu boyuta memnun, mesut katılıyoruz. Bu anlarda şoför’ün bizim hakkımızdaki düşüncelerini yüzünden okumaya çalışıyorum. Ama o her zamanki UK (United Kingdom) boyutunda.

3 hadi en fazla 3,5 saat planladığımız gezimiz gece saat 11;30 civarı 5,5 saat sonra bitti. En azından çok şükür sağ salim ulaştık deyip avunuyoruz. Bizi niye onca garip yollardan kestirme diye getirdi anlayamadık doğrusu. Parayı da kat ettiği km olarak almayacaktı ki.
Duygularımız kısaca toprağı öpecek boyutta.
Bu müthiş başarılı!!! yolculuk sonrası şoför aldığı onca paradan sonra bir de bahşiş isteyince duruma ”tüy dikti”.
Sanırım, bildikleri en iyi İngilizce kelime ”tip”.

Odamıza doğru giderken gözlerimiz yatmaktan başka ne yemek ne de arkadaşları görecek haldeydi. Bu sıra dışı yolculuktan sonra bir önceki hayatımda ben de Arap olabileceğimi düşünüp o boyuta geçiyor duygularımı Arap’ların en çok kullandığı ”Bukra İnşaAllah”. (Yarın inşallah) deyiminden daha güzel bir şey ifade edemiyeceğini düşünüyorum. 

ÜRDÜN – 5 – Vadi Rum

Vadi Rum
Petra yolculuğu sonunda sürünür vaziyette kendimizi otelimize zor attık. Bırakın üstümüz, başımızın  o kadar toz toprak içinde olmasını, ayakkabının içine giren kumlar tırnaklarımı inanılmaz çizmişti. 
Kendimize gelmemiz epey vakit aldı.
Ahhh bu Vadi Rum’u dün yetiştirebilseydik çok iyi olacaktı. Hiç olmazsa Petra’yı daha sakin dolaşabilirdik. 
Başka vakit olmadığından bir süre dinlenip, kendimize gelebilmek için birkaç fincan kahveyi ardı ardına içtikten sonra  sonra yola koyulmak gerekti. Yine taksi ve UBERsiz. Önümüzde 1.5 saatlik bir yol vardı. Güneye doğru, Akabe yolunda dolayısı ile sınıra yakın yol aldık. Aslında neredeyse Ürdün’ü boydan boya dörtte üçünü görmüş olacaktık.

Manzara çok az yeşil. Tarım ve hayvancılık alanları epey azdı. Katar’da Ürdün’den ithal edilen et ve tarım ürünleri de hep marketlerde yer aldığı için açıkçası ben gelmeden önce epey yeşil bir yer olarak düşünüyordum. 
Yollarda en ilgimizi çeken sınıra yaklaştıkça Polis kontrollerinin sıklaşması idi. Şoförümüz, güvenliğin sağlanması nedeni ile bu işten memnundu. Bu arada şoförümüz İngilizce bilmediği için de muhabbetimize doyum olmuyordu. Arabamız da, şoförümüz de her an yıkılacak gibi duruyorlardı.

Vadi Rum’u gezmeden önce bilgi vermek isterim.
Vadi bildiğimiz Vadi, Rum’da Arapça Ay demek. Ay takvimi de, Rumi Takvim olarak bilinir ya. Yani Ay vadisi. Bir de Aramice yükseklik demekmiş. Yani Vadi’deki yükseklik. Burası aslında bir çöl vadisi. Akabe’ye yaklaşık 50km., Amman’a da 250km. uzaklıkta. Çöl’ün ortasında inanılmaz kaya tepeler’den oluşuyor ve yaklaşık 720km2. genişliğinde olduğu söyleniyor. En yüksek noktası, 1784m. yüksekliği ile ülkenin en yüksek ikinci noktası.

Doğayı tarif ve anlatabilmek için önce internetten bulduğum profesyonel fotoğraflardan yararlanmak istiyorum. Çünkü, benim acemi olanaklarımla aşağıdaki pozu yakalamam mümkün değil.

Şimdi gelelim benim çektiğim fotolar ile gezmeye. Girişte biz.

Giriş yine üçretli ve 4*4 arabalar ile birlikte kişi başı 35 JOD. Yaklaşık 133 TL. Süre 1,5 saat. Epey pahalı. Hadi dedik 4*4 araba ile gezeceğiz olabilir. Parayı ödedikten sonra arabamızı gördük. Sanırım tekerlek icatından sonra çıkan ilk modeldi.

Biraz gittik. Zaten hemen su kaynatmaya başladı. 35 yaşındaymış. Hiç bir şey demedik. Sanki aile büyüğümüz gibi kendisine hürmette kusur etmedik.

Vadi Rum bir köyün kenarında kurulu. Köyden birisi şoförümüz ve arabanın sahibi ve aynı zamanda rehberimiz. Gözlerinde dolar işaretleri ile dolaşan cinlerdendi.
Vadi girişinde köyün okulu,

Evler ve insanlar çok bakımsızlardı.



Başladık gezmeye, doğa olağanüstü değişik görüntüsü ile büyüleyici. Size her türlü olumsuzluğu hemen unutturuyor.

Tepelerden gün batımı doğaya bakmak inanılmazdı.

Turlar değişik alternatifler sunuluyor. Bizimkisi süre azlığından en kısa olandı. Min. 1,5 saatlik olmak üzere 4-5 saatlik, günlük, deve ile olandan gece yatılı olana kadar her türlü alternatifte tur bulmak mümkün. Aşağıda  gece kalabilmek için düzenlenmiş kamp. Kalanlardan dinlediğimiz kadarı ile gece yıldızlar müthişmiş. Çok güzel bir deneyimdi diye anlatıyorlardı.


Vadi Rum, sıradışı doğası ile bildiğimiz bir sürü Hollywood filmlerine sahne olmuş. Bunlardan bazıları;

Arabisatan’lı Lawrence -1962, Çöl tutkusu-1998, Kızıl Gezegen- 2000 (Mars olarak), Transformers- (Mısır olarak),Prometheus gibi.

Arabistan’lı Lawrence deyince kendisinin 1917 ve 1918 yıllarındaki Arap özgürlük hareketi sırasında buradan defalarca geçtiği söylenmekte. Kayanın birinde de onunla ilgili olduğu söylenen Arapça yazılar yer alıyor.

 Petra’dan 1.5 saat yol alarak gittiğimiz Vadi Rum gezimiz toplamda 2 saat sürdü. Dönüşte bizi oldukça maceralı 4-5 saatlik Ölü Deniz yolu bekliyordu. Teoride akşam 8’de Ölü Deniz’de kalabalık bir arkadaş grubu olarak yenilecek bir yemeğe katılacaktık. Heyhaaaaatttt!!!