SPOR BAYRAMI

21/02/2011
Spor Bayramı
Katar devleti hepimize yine güzel bir sürpriz yaptı ve 14 Şubat’ı ‘’Ulusal Spor günü’’ olarak ilan ediverdi. Ediverdi diyorum çünkü bu son 15 -20 gün içinde gelişen bir olay. Hatta birkaç gün öncesine değin ‘’milli Tatil’’ kapsamında olup olmayacağı bile belli değildi. Okullarda bile. Hatta bizim okulumuz 7 Şubat için hazırlanmıştı. Tüm program yapılmış bizlere de iletilmişti.  Aniden Milli eğitimden gelen yazı ile program iptal ediliverdi ve denildi ki;
‘’ spor günü 14 Şubat olarak belirlenmiştir. Bu tarihte okul olmayacak öğrencilerimizi aşağıdaki listedeki yerlerde spor etkinliklerine katılmaları için cesaretlendiriniz.’’
Bu yazıyı tatil öncesi son iki gün içerisinde iki defa ilettiler. Aman unutmayın diye. Okulumuzun zavallı Beden Eğitimi bölümü’’ boş yere program hazırlamış oldular. Neyse, bu da olayın bir başka boyutu. Bu ülkenin çalışma biçimi. Önce yaptırırlar, sonra istedikleri gibi karar değiştirirler.
 Spor günü son birkaç yıldır milli tatil olmadan kutlanıyormuş. Hatta geçen sene Kaan’da böyle bir program dahilinde bir çok etkinlikte bulunmuştu. Ama hani okulun sportmen çocuklarının alınıp bir tesiste toplayarak, yarıştırılması üzerine bir spor etkinliği. Geride kalanlar okulda derslere devam ediyorlardı. Herkes de işinde gücünde. Bu yıl farkındalığı arttırmak, devlet olma yolunda bir ulusal gün daha yaşamak için  aniden 14 Şubat Spor Günü oldu ve her yer tatil oluverdi. En tatilsiz İnşaat şirketlerine kadar. Hatta gördüğümüz kadarı ile şirketler devletle samimiyeti bozmamak için maddi- manevi inanılmaz destek verdiler.
Arada söylüyorum. Ülkenin en önemli sağlık sorunlarından biri Obezite ve buna bağlı kalp-damar, kanser gibi hastalıklar. Çözüm yollarından en önemlisi spor yapmak ve sağlıklı beslenmek. İşte yaratılan bu yeni bayramımız sadece spor değil sağlıklı beslenme kültürünü de geliştirmeyi amaçlıyor.
Tabi ki eminim fikir Şeyha’mız Hanımefendiden gelmiştir.
Bir gece önce Kemal,  eve ertesi gün tatil müjdesi ile geldi. Bu sevinçle ertesi gün erkenden kalktım. Dışarıya bir baktım hava nasıl güzel anlatamam. Yılın ilk güzel günü. Tıpkı bütün dünyada olduğu gibi bu kış burada da kendi çapında epeyce soğuk geçti. (Gülmeyiniz lütfen. Sabahları ben işe giderken yaklaşık 6’C civarında oluyordu. Ama inat ettik yayıntı olur deyip ısıtıcı almadan geçirdik.)
Bendeki bu neşe ve coşku derin uykularında olan sevgili aile üyelerime pek sirayet etmemiş olacak ki tek nazımın geçtiği Kemal’i sökerek!!! yataktan kalkmasına yardımcı oldum.
Okuldan gönderilen etkinlik programının ekini açamadığım için nerelerde ne etkinlik var bilemiyoruz. Ama duymuştum Kornişte yani buranın kordonunda yürüyüş varmış. Yola koyulduk. Vardığımızda tüm Katar’ın orada olduğunu düşündük. O kadar kalabalık.  Çocuklar için ayrı etkinlikler hazırlamışlar. Şişme çocuk parklarından, basketbol potalarına, yüz boyamasından, etkinliğe katılanlara oyuncaklara kadar.  Yürüyüşe başladık. Ben hemen tabiî ki fotoğraf olayına girdim. Birisinden bizi foto çekmesini rica ettik  aaa bir baktık Türk arkadaşlar maile gelmişler. Hem de küçük çocukları ile. Bravo dedik.
Hava bize torpil yapmış. Ne alışık olduğumuz toz, duman, rüzgar, ne çok sıcak ne çok soğuk. Hatta normalde görmeye alışık olmadığımız  güneş bile gökyüzünde pırıl pırıl parlıyor. Yürüyüşe başladık. Yürüyüşün başlangıç noktasına ekip yerleştirmişler. Elinize küçük bir mühür vuruyorlar. 2 km. lik kulvar yapmışlar. Bittiği yerde bir mühür daha. Sonrasında üzerinde ‘’Qatar Sports Day’’ yazan tshirt, şapka  ödülünüzü alıyorsunuz. Kuyruk çok uzun. Ama bakınca kadınlara ayrı kuyruk olduğunu fark ettik. Hemen girdim sıraya ödülümü aldım. Hatta evde çocuklar var deyince 3 tane verdiler. Bize 2 km. az geldi. Devam ettik. Sanırım 10km. filan da yürüdük.
Yol boyunca yarıştan dönenleri gördük. Bizden önce koşu yarışı yapmışlar. Neyse ben koşamam zaten. Bu arada başlangıçtan bitişe kadar devlet ve özel şirketler stant kurmuşlar, su, elma ve muz dağıtıyorlardı. Dedim ya bu etkinliğin bir amacı da sağlıklı beslenme kültürü oluşturmak diye.  Örneğin,  hiç fast food standı yoktu. Yine dedim ya özel şirketlerde inanılmaz destek vermişti. Buranın meşhur süpermarket zinciri bir elmalar koymuş yemyeşil. Hani reklamlarda olur ya. Ye beni hissi yaratır. Aynen.
Yine buranın  devlet hastanesi koskocaman bir stant kurmuş tansiyon ve kilo ölçüyor, kan şekerine bakıyor ve çıkarken de elimize besinlerin kalori değerini gösteren bir tablo veriyorlar. Bakınca tabloya aman Allahım oluyorsunuz. Çıkışta kahvaltıya peynirli pizza söyleyecektik hemen vazgeçtik.
Bir diğer noktada müzik grupları müzik yapıyorlardı.
Katılım çok yüksekti. Her milletten, her cinsten, her yaştan insan vardı. Hatta en hareketsiz olan Katar’lılar bile. Buralarda çocukların bisiklete bindiğini pek görmezsiniz. Hatta 5-6 yaşındaki çocuğu hala bebek arabasında taşıdıklarına şahit olmuştum. Baktım bisikletli 3-4 yaşında bebeler. Bir başka Katar’lı ayağına şimdiye değin hiç görmediğim robotların ayaklarına benzer veya sakatlarda bulunan gibi bir yürüme aleti takmış. Ama sakat birisi değildi. Alet havalı bir şey.  Birazda bizim sirk cambazlarının bacaklarına taktığını andırıyor. Onunla yürüyor.
Ama yapmayan da yapmıyor. Arap olduğunu düşündüğüm bir amca  millet canhıraş biçimde spor yaparken 250 kiloluk gövdesi ile malak gibi uzanmış çimlere afedersiniz ama poposunu da spor yapanlara çevirmiş yemek yiyor. Manzara o kadar komikti ki. Arada piknik yapan Arap aileler de  gördük maalesef.
Şirketler araba tutmuşlar. Çalışanları ve ailelerine üzerlerinde şirketin isminin ve ‘’Qatar Sports Day’’ yazan Tshirt ve şapka dağıtmış yürütüyorlar. Bunun şirkete bir sürü faydası olduğunu düşündük Kemal ile. Devletin bayramını destekleyerek devletle arayı sıcak tutmadan, şirket reklamının yapılmasına hatta elemanlarda motivasyon oluşturmaya kadar. Çünkü gelenler daha çok Hintliler, Filipinlilerin çalıştığı şirketler olunca bu insanların gerçekten motivasyona ne kadar ihtiyaçları olduğu tartışılmaz bir gerçek. Çok akıllıca. Bir atışta on kuş vurmak derim ben buna.
Bizi yaklaşık 2 saat yürüdük. Arada fotolar çektirdik. Sonrasında kalbimiz ferahlamış olarak eve geldik.
Ben aslında öğleden sonra da şehrin spor merkezi olan Aspire Zone’a gitmek istedim de Kemal bayıldığı için gidemedim.
Ertesi gün işte konuşurken öğrendim. Tüm gün boyunca şehrin her tarafında etkinlikler olmuş. Hatta İslam Merkezinde bile. İnanılmaz.  Özellikle de Üniversitelerde. North Atlantik’teki hocam Susana’dan biliyorum. Dersler yoktu ama etkinliğe destek amacı ile hocaların okula gelmesi istendi.
Yine bu konuşmalar sırasında öğrencilerimizin pek çoğunun evden dışarı çıkmadığını duyunca doğrusu üzüldüm. Ama bazılarının erkek kardeşleri aktivitelere katılmış. Bir de komik bir şey söylediler. Yapılan koşu yarışı iptal edilmiş, çünkü yarışmacılardan çoğu kulvarları terk edip kısa yollardan gidince skorlar alt üst olmuş.
Geçenlerde Hürriyet Gazetesinden Yonca Tokbaş’ın bir yazısını okudum. Kendisi Dubai’de yaşıyor. Buraların spor anlayışını anlatan bir yazı. Çok hoşuma gitti. Ekliyorum. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19876824.asp
Hem yaşadığımız spor günü hem de Yonca Tokbaş’ın yazısı ardından Türkiye’de son zamanlarda yaşanan 19 Mayıs Bayramı kutlamaları kararını düşündüm. Geriye doğru gidişimiz o kadar çarpıcı geldi ki bana. Burada insanlar Spor’un değerini yeni keşfederken biz 96 yıldır kutladığımız spor bayramından  vazgeçiyorduk.
Olayın bir başka boyutu spor’un ve Türkiye’deki 19 Mayıs Kutlamalarının anlamı, yapılış biçimi. Evet bizde spor zevk alma değil yarıştır. Hazmetme değil, her türlü kirli oyuna da zemin hazırlayacak denli kıyasıya rekabettir. Nerede kalmış olayın dostluk ve bedensel, zihinsel gelişmeye destek olması boyutu. Peki böyle yapıyoruz da sporda çok başarılı olabiliyormuyuz? Büyük klüplere bir bakın hep devşirme sporcular. Kalıcı olmaktan çok,  günü kurtarmaya yönelik adımlar.
19 Mayıs kutlamaları nasıl çıkmış. Geçenlerde bu konuda bilgilendirici bir mail aldım. Onu  ekliyorum.
 akp hükümeti 19 Mayıs Bayramı’nı kaldırmak için düğmeye bastı.
Nazlı Ilıcak CNN TÜRK’teki “Dört Bir Taraf” programında 19 Mayıs törenlerinin Nazi Almanya’sından örnek alındığını söyledi.
Ne yazık ki Altan Öymen bir yanıt veremedi. Oysa…
Soner Yalçın Hürriyet gazetesinde kaleme aldığı yazısında, 19 Mayıs Bayramı törenlerinde gençlerin neden beden eğitimi yaptıklarının tarihsel sürecini anlatmıştı.
12 Mayıs 1916’da Kadıköy İttihatspor (bugünkü Fenerbahçe) sahasında Darülmuallim’in (Erkek öğretmen okulu) öğrencileri Selim Sırrı (Tarcan) nezaretinde Osmanlı tarihinde ilk kez toplu halde beden terbiyesi/eğitimi gösterisi yaptılar.
Ne Nazi Almanya’sı?
Bu “Jimnastik Şenlikleri” adı verilen törene katılan öğrenciler arasında Altan Öymen’in babası Hıfzırrahman Raşit Öymen de vardı!
12 Mayıs 1916’dan sonra bu beden eğitimi bayramı her yıl mayıs ayının üçüncü Cuma günü “Jimnastik Şenlikleri”, “Mektepler Bayramı”, “İdman Bayramı” adı altında düzenlendi. Gösteriler Cumhuriyet’in ilanından sonra da sürdü. Günü değişmekle birlikte hep mayıs ayı içinde yapıldı. 1936 yılında “İdman Bayramı” şenlikleri ilk kez 19 Mayıs gününe geldi.
Ve bu sebeple, 20 Haziran 1938’de, ulusal bayram ve genel tatiller hakkında 2739 sayılı kanuna ek yasayla, Gazi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı 19 Mayıs (1919) günü Gençlik ve Spor Bayramı olarak ilan edildi. Öneriyi getiren Beşiktaş’ın efsane futbolcusu Ahmet Fetgeri Aşeni idi…
Nazlı Ilıcak TV’de herkesin gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Ve ne kadar kolay “Nazi” sözcüğünü azına alıp bir tarihi lekeleyebiliyor.
Evet, nasıl bu kadar kolay itham ediyorlar
Doğrusu ben de tarihçeyi bilmiyordum.
Bence en büyük eksiklik bu güzel bayramın halka indirilememesi.  Bildiğiniz üzere bu bayrama sadece devlet okullarında hatta daha çok kıyıda köşedeki okullarında okuyan bir kısım öğrenci katılır ve ikinci dönemin yaklaşık yarısında talim yapmak için okuldan dolayısı ile de derslerinden epeyce uzak kalırlar. O nedenle de lisenin ilk iki sınıfı görevlendirilir. Çocuklar askeri disiplinle, son derece zevk almadan ellerinden geleni yapmaya çalışırlar.
Diğer ülke vatandaşları için 19 Mayıs sadece tatil demektir. Hele hafta sonu ile birleşirse de yemede yanında yat durumu.
Bu bayram ilk defa ilan edildiğinde tabiki Türkiye’nin o günkü şartlarında düşünüldüğü için toplumda spor bilincini oluşturmak için inanılmaz bir farkındalık yaratmıştır. Ama şimdi aradan geçen bunca zaman içerisinde günümüz koşullarına adapte edilip halka indirilemez miydi? Tıpkı burada olduğu gibi rekabet etmeden ailecek spor yapılacak güneşli bir Mayıs günü olarak kutlanamaz mıydı? Kutlamaların kaldırılması geriye gidiş değil midir?
Bir dönem kızların kıyafetlerine takmışlardı. En son artık toptan kaldırmaya karar verdiler.
Bunları düşününce ‘’eller aya biz yaya’’ atasözümüzü hatırladım.
Son olarak Spor günü ile ilgili burada halk arasında yapılan geyiklerden de söz ederek sizde yazımı yüzünüzde gülümseme ile ben de ise  spor gününü her boyutu ile etraflıca anlatabilmiş olmanın   mutluluğu ile bitireyim.
Biliyorsunuz 14 Şubat aynı zamanda Sevgililer günü. Ama yerel halk böyle günleri kutlamak istese de kutlayamıyor. Expatlarda ise bir telaş bir üzüntü. Örneğin benim İngiliz bölüm Başkanımın tasası bizi gerdi.  Kocasına hediye almaya vakti yok, çocuğu ne yapacaz kutlamalar sırasında vs. vs. post modern sorunlar…İşte bu nedenle expatlar arasında ‘’Devlet çaktırmadan günü tatil yaptı bizi mutlu etmek için’’ dendi.
 Eee  peki halk bunu nasıl kutlayacak. Onlar da Sevgili+Spor= Çocuk olarak kendi versiyonlarını oluşturup zaten kalabalık olan ailelerine bir üye daha ekleyerek tabiki’’ geyikleri ile çalkalandık.
Not: Çektiğimizi zannetiğimiz onlarca fotografı makinayı ters tutarak ve kamera modunda çektiğimiz için görüntüler çok anlamsız olmuş. Üzgünüm ama foto ekliyemiyorum.
Resimler  internetten ben çekmedim..

Yine- yeni- yeniden EĞİTİM, EĞİTİM, EGİTİM…

13/01/2012
Kaan’ın halen bir öğrenci, benim ise bir okulda çalışıyor olmam ayrıca CNU-Q(College of North Atlantic-Qatar) dan 5 haftalığına ders almam, ardından Üniversite’de çalışma başvurularım nedeni ile buralardaki eğitim hayatı hakkında değişik gözlemlerim oldu. Paylaşmak isterim.
Öncelikle Kaan’dan başlayayım. Bu yıl IB programına başlayıp ta dersler epeyce yoğun olunca dedik özel ders alalım. Ama nereye gidelim, ne yapalım bilmiyoruz. Sorduk soruşturduk. Bu sorup soruşturmalar sırasında deneyimli Türklere soralım dedik ki bulmada çok zorlandık. Çünkü yakın arkadaş grubu içerisinde çocuğu en büyük olan aile biziz ve  IB (International Baccalaureate) programı pek yaygın değil. Genellikle İngilizlerin IGCSE (International General Certificate Secondary Education) ve Amerikalıların SAT (Scholastic Assessment Test) sınavlarına hazırlanılıyor. IB içlerinde en zor olanı deniliyor. Dünyada daha yeni yeni yayılıyor. Dolayısı ile deneyim az.
Danışma deyince 2 Türk tavsiye edildi hatta bir tanesi IB uygulayan bir okulda Matematik bölüm başkanı. Hemen mail attım. Konusu olmasına rağmen sağolsun mailimize cevap bile vermedi.  Bu yaklaşımı hiç anlamadım, anlayamıyacağım ve anlamak da istemiyorum. Alt tarafı ’’IB konusunda hoca arıyoruz bildiğiniz varmı’’ idi sorumuz. Başvurduğumuz öteki kişinin ise defalarca aramamız sonrasında ağzından kerpetenle laf alabildik ve aldığımız bu  yalap şalap bilgi ile hareket ettik ve neler ile karşılaştık bir bilseniz.
Tavsiye ettiği yer özel ders merkeziydi. Buralardaki adı ile ‘’Learning Center’’.Tam kurban bayramı öncesi defalarca telefon etmemize rağmen ne telefonu açtılar ne de telefonun sekreterine  bıraktığımız mesaja cevap verdiler. Neyse Kemal’in yılmayıp bilmem kaçıncı aramasından sonra 10 gün sonraya randevu alabildik. Randevulaştığımız saatte oradaydık. Burası villadan bozma 2 katlı bir bina. Odalarda,  gruplar veya tek tek halde ders alınıyor. Dediler bir sınav yapalım seviyesini görelim. Tamam dedik. Kaan bu ani sınav ile çok memnun!!! bir şekilde sınava girdiğinde bize hemen sınavlar her biri 400 QR dediler. Yani toplamda 800 QR + bir de 200 QR kayıt parası. Toplam 1000 QR. Türk parası 400 TL. Seviye tespit sınavı ücreti. Hani şu tüm dershanelerin Türkiye’de bedava yaptığı ve hiç bir kayıt ücreti almadığı sınav. Ben hemen ‘’ aaa çok pahalı, gidelim’’ dedimse de Kemal mucize beklediği için kalalım da ısrar edince basiretimiz bağlandı kaldık. Kalmaz olaydık. Sınav sonuçları aslında son derece sevindirici idi. Yapılan teste göre Kaan Matematikte iki sınıf üstte, İngilizce de ise sınıfı seviyesinde bulunmuştu. İnternational bir okulda İngilizcede sınıf seviyesinde olması bile müthiştir. Çünkü sınıf demek sınıfta anadili İngilizce olanlar ile aynı seviyede olması demektir. Tüm bu mutlu sonuçlara rağmen sınav sonucuna göre eksik olduğunu gördükleri noktaları tamamlayıp para kazanmak için bir yıllık bir program yapmışlar ki sormayın. Kaan’ın 1 yıllık okul ücreti ayarında bir para. Şaşırmaya devam ediyoruz. Hadi dedik bir örnek ders alsın. Aynı hoca Fizik, Kimya , Matematik ve Biyoloji veriyor. Nasıl olur dedik. Hocamızın eğitimi süper dediler. Gördük. Ertesi gün bu süper hoca gündüz çalıştığı okuldan koşa koşa merkeze gelmiş olmalı ki ders başlar başlamaz yemeğe fırsat bulamadığı dürümünü yemeğe başladı. Özel ders talep ettiğimiz halde bir masa etrafına iki tanesi ilkokul seviyesinde ve bir de Kaan olmak üzere topladığı çocuklara köy okullarında öğretmen açığı ile 5 sınıfın bir arada tek öğretmen ile ders alması misali ders verdi. Üstüne üstlük bu harika olarak nitelendirilen kişi Kaan’ın sorularına da cevap da verememiş. İngilizce derste böyle geçince kararımız kesinleşti ‘’bize eyvallah’’ dedik. Parayı vermemiştik. Nasıl arayıp soruyorlar. En sonunda Kemal dayanamadı gidip verdi. Konuştuğunda ‘’bizim sistemimiz bu’’ deyip işin içinden çıkıvermişler. Belirtmeliyim. Dünya çapında her yerde şubeleri var.
Sonradan yaptığımız araştırmalarda bunlardan başka bu işlerden para alanını da duymadık, görmedik. Danıştığımız kişi bunu bize önceden söyleyebilirdi. Ama ağzından lafları o kadar arama sonrası kerpetenle alabildik ki…
Özel ders dünyasının başdöndürücü boyutunu görünce resmen irkildik. En basiti 200 QR’dan başlıyor. 80 TL. karşılığı.  400-500 QR seviyesine kadar çıkıyor. Aynen Türkiye’deki gibi bu işlerden inanılmaz para kazanan insanlar var. Native speaker’lar alt yapıları ne olursa olsun inanılmaz avantajlılar. Örneğin bizim bölüm hocalarından İngiliz olanı ve aslında eczacı olup sadece  5 yıldır öğretmenlik yapmasına rağmen  gelir gelmez derslere başladı ve birkaç ay içerisinde maaşından fazla para kazanmaya başladığını söylüyor. Aileler ilkokulda okuyan çocukları için bile çağırıyor bu kişiyi. Arkadaş ‘’ vallahi hiç bir şey yapmıyorum. Çocuğun yanında oturuyorum o ev ödevini yapıyor ben de izliyorum ‘’ diyor. Derslere yetişmek için araba bile almasına gerek kalmadı. Aileler özel şoförleri ile aldırıp – bıraktırıyorlarmış. Ona ‘’bir şey yapmanıza gerek yok sadece çocuğumuzla konuşun’’ diyorlarmış.  Bu kişi Üniversitede eczacılık okumuş ve üniversite hayatında hiç fizik dersi almadığı halde okulun en büyük sınıflarına fizik dersi veriyor. Konular ilerleyip zorlanınca okul ona bir fizikçi hoca tuttu. Hoca haftanın ilk günü geliyor başlıyor bunun o hafta anlatacağı konulara ona anlatmaya. O da not alıp aynısını sınıfta tekrar ediyor. Başlangıçta bu dışarıdan gelen hocadan alınan bu derslere İngiliz bölüm başkanımız beni de davet ediyordu. Bölüm Başkanı kendisi de katılıyordu zaten. Baktılar ben biraz öne çıkıyorum ve kendi bilgisizlikleri ortaya çıkıyor hemen beni davet etmemeye başladılar. Umurumda mı? Ben zaten biliyorum. Ama onların seviyesini görmek ilginçti tabi ki benim için. Düşünün böyle hocadan ders alıp anlatan kişilere  sadece native speaker olduğu için veliler yalvarıyorlar kızlarına Fizik dersi versin diye. İşte size İngilizlerin dünyayı aptallaştırmasına bir örnek. Hep bu tür yaklaşımlar ile karşılaştığımda dilin bilginin önüne nasıl geçtiğini düşünüp hayıflanıyor, Atalarımız Osmanlılara da dünyadaki egemenliklerini nasıl hoyratça kaybettikleri için kızıyorum.
Bu arada bizim İngiliz’e ders anlatan fizikçi Mısırlı. Söylediğine göre 1973’ten beri fizik dersi veriyormuş. İnanılmaz dolu ve saati 400 QR. Rivayete göre ayda 80.000 QR civarı kazanıyormuş. Türk parası ile 30.000 TL. Civarı bir para. Ama gerçekten fizik konularını yalayıp yutmuş adam. En komiği de bu geldiğinde geçiyoruz toplantı salonuna. El sıkışmak filan da yok. Bu hemen kağıdı aldığı gibi en tepesine ‘’ Bismillahirrahmanirrahim’’ diye yazıyor. Ve dersin sonunda hemen her ne konu olursa olsun Kur’an ile bağdaştırıveriyor veya bu konu da Kur’anda şu ayette yazıyor diyor.
Bu konuya gelmişken değinmeden geçmeyeyim. Her Pazar bölüm toplantısı yapıyoruz. Ve Perşembe gününden  gündem dağıtılıyor. Bu hafta bir baktım bir madde. Sordum soruşturdum okulun isteği üzerine konmuş. ‘’Science derslerinin İslam ve Kur’an ile entegrasyonunun sağlanması. Bölüm başkanımız Hıristiyan kendisine ‘’Christiana bölüm başkanı olarak bu görev senin olmalı. Planlamayı sen yap.’’ Dedim. Ne desin güldü tabiî ki.
Buralara gelmemizin önemli nedenlerinden biri de Kaan’ın eğitimi. Özel dersler, sınavlara hazırlık, dershaneler bizi yıldırmıştı. Yaşadığımız tecrübe sonucu buraların da oralardan geri kalır yanı olmadığını gördük. Geçen sene değil ama bu sene bir baktık yine o koşuşturmacanın içerisine girivermişiz. Paramızla rezil oluyoruz. Yeter nereye gidiyoruz deyip kendimize geldik. Son durum’’ oğlum bizi kimseye madara etme kendin yap lütfen demek oldu.’’ Zaten o da bizim yüzümüzden bu işe girişmişti. Sonuca çok sevindiğine eminim.
Biraz da Üniversitelerden bahsedeyim. Qatar’daki Üniversitelerin çoğu Qatar Foundation çatısı altında toplanmış. Qatar Foundation içerisinde devlete bağlı ilk öğretim ve lise ayarında da okullar da var. Hatta öğrenme güçlüğü çeken çocuklar için özel bir merkez ve bir askeri okul da bulunuyor. QF’in imkanlarının çok geniş olduğu söyleniyor. Yalnız Qatar Universitesi ve benim de ders aldığım Colllege of North Atlantic  QF’e bağlı değil. Bu ikisinin kampüsleri yan yana ama Qatar Foundation içerisinde değil. Burada kıstas nedir bilemiyorum. Qatar Foundation’ın halen de inşaatı devam eden çok güzel bir kampüsü var. Katar’dan apayrı bir dünya. Başındaki kişi ise Şeyhin inanılmaz karısı Şeyha Mozah.
QF içerisinde dünyanın öncü Üniversitelerinin şubeleri var. Her bölüm için o konuda en iyi Üniversite hangisi ise o davet edilmiş. Mühendislikten tıbba, hemşirelikten müzeciliğe, güzel sanatlara kadar. Texam A.M. , Carnegie Mellon, North Western, Weill Cornell, George Town, Virginia Commonwealth  vs., vs., vs. Epeyce de Türk çalışan var. Hatta Carnegie Mellon Üniversitesinin başındaki kişi de Türk. İlker Baybars. Belki ismini duyanınız olmuştur. ODTÜ mezuniyeti sonrasında yıllarca Amerika’da aynı Üniversitenin merkezinde çalışmış. Balıkesir doğumlu bizden biri. Üniversite web sayfasına son derece içten ve sıcak bir özgeçmişini koymuş.
Türkiye’de eş- dost- arkadaşlarımdan üniversitede çalışanlara Qatar Foundation’ı araştırmalarını öneriyorum. Bunun bir sürü nedeni var. Öncelikle araştırma bütçesine ayrılar paralar inanılmaz. Her yıl katlanarak artıyormuş. Bunu bir radyo programında işin başındaki kişinin konuşmasından dinlemiştim. Özelikle ülkenin sorunlarına yönelik obezite, kalp-damar hastalıkları, kanser, çevre, deniz bilimleri, eğitim, petrokimya,  konuları öncelikli. Önerimin ikinci nedeni ise sağlanan  imkanların  oldukça yüksek olması. Ev, çocukların eğitim masrafları, yıllık uçak biletleri, sağlık sigortası, yılda bir maaş ikramiye,  ayrılışta tazminat, yaz tatili min. 45 gün ve daha bir sürü tatiller. Tatiller deyince kurban bayramı kesintisiz 10 gün. Yılbaşı 15 gün, dönem tatili1 veya 2 hafta ,paskalya tatili de en azından 1 hafta.Toplamda en az 3 ay yıllık tatil görünüyor. Üniversite çalışanlarının bu imkanlar ile dünyayı gezdiklerini gözlemliyorum.
Üniversiteler haricinde Qatar konferans, seminerlere ev sahipliği de yapıyor. İsmini yaptığı bu kaliteli işlerle duyurmak peşinde. Daha geçenlerde eğitim konusunda bir toplantı yaptı. Şeyha Mozah düşünmüş neden Nobel eğitim ödülü yok diye. O zaman biz verelim demişler ve ilk ödülü Bengladeşten başlayan eğitim hareketini çevre ülkelere de yayarak milyonlarca kişinin kaderini değiştiren bir kişiye verdiler. Bana çok anlamlı geldi. Bu toplantıya bizden Özgür Bolat katılmıştı. Kendisinin konu ile ilgili Hürriyet gazetesindeki köşesindeki linki iletiyorum. Yazıyı okumanızı öneririm. http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.hurriyet.com.tr%2Fyazarlar%2F19155388.asp&h=qAQFzEgvfAQH9NW2EgCyfDQneADu61wwSv-wjF9Ix8wtNJg
Katar’da yine son zamanlarda çok büyük bir doğal gaz rezervi bulunmuş. Şu an dünyanın en zengin devleti. Bu gidişle daha uzun yıllar da böyle olacağını sanıyorum. Ama tüm bu imkanları inanılmaz bir şekilde halkı ile paylaşıyor. Halkın çok önünde eğitimde, sanatta, sporda öncülük yapıyor. Bu durumu gördükçe ülkemizde son günlerde eğitim alanında yaşananlar geliyor aklıma. Göz göre göre geriye gittiğimiz gördükçe boğazıma bir yumruk toplanıyor.

Şimdi Okullu Oldum Sınıfları Doldurdum…

Nasıl öğrencilik yakışmış mı?

Burada İngilizler ile çalışmaya başlayınca İngilizce konuşmanın ne demek olduğunu anladım. İlk anda bende resmen ‘’eyvah’’hissinin uyandığını belirtmeliyim. Dedim ki ‘’Sanırım ben İngilizceyi hiç bilmiyorum.’’ Yaşadığım gerçek anlamı ile ŞOKtu. Bu öyle bir anlamamazlıktı ki ‘’kelimelerden başlayıp, bazen de ‘’bu insanlar ne hakkında konuşuyorlar acaba’’ya kadar geniş bir spektrumda. Konuşulan bu dil İngilizce ise bize yıllardan beri okullarda öğretilen ve bizim yabancılar ile konuştuğumuz dil ne idi? Bu insanlar deftere ‘’book’’ diyorlar. ‘’Sorry’’ demiyorlar ‘’upset’’ diyorlar, ‘’move’’ demiyorlar ‘’shift’’ diyorlar. Kısa bir süre sonra alışıyorsunuz tabii ki. En sonunda dayanamayıp bu konuyu onlarla konuştuğumda bizim versiyonun son derece ilkel olduğunu öğrenmiş oldum.

Bir başka sorun ise, tam insanların ne dediğine alışıyorsunuz, onlar gidip de yenileri gelince al sana yeni bir iletişim problemi daha oluyor.
Şunu özellikle belirtmeliyim. Dünyada İngilizce ana olarak iki versiyonda konuşuluyor veya öğretiliyormuş. Ben de burada öğrendim. Bir ana dili İngilizce olanlara ve ikinci olarak belki bir yerlerde okumuş veya görmüşsünüzdür ESL veya EFL diye. Yani ‘’English as a Second Language’’ yada ‘’English as a Foreign Language’’. Yani anadili İngilizce olmayanlar için İngilizce. Öğretim metodları farklı olduğu için bunların hocaları bile ayrı oluyormuş. İş ilanlarında bile bu şekilde tanımlandığı artık dikkatimi çekmeye başladı.
En sonunda dayanamadım ben bu işi bilimsel olarak çözmeliyim deyip Kemal’in o sırada gazete ilanında gördüğü Kanada North Atlantic Universitesi akşam kurslarına başvurdum. O sırada Kaan da IELTS sınavlarına hazırlık kurslarına gitmek istedi. Birlikte kayıt yapmaya gittik ama 18 yaşından küçükleri almıyorlarmış o nedenle sadece ben kayıt yaptırabildim.
Seviye tespit sınavı yapacaklarını söylediler. Aldı beni bir telaş. Birden ya düşük not alırda evdekilere rezil olursam derken en üst kura gitmeyi kendime hırs yapıyor buldum kendimi. 1 hafta sonra sınav sonucu açıklandı. Evet en üst kur. Oh dedim bu sonuca ihtiyacım vardı. Yoksa kendimi kötü hissedecektim. En azından okuldakilerle iletişim probleminin benim İngilizce seviyemin düşük olmamasından kaynaklanmadığı kanıtlanmış oldu.
Kurstan beklentim okuldakileri anlayabilmek.  Gittiğim kurs ise ‘’Everyday English’’. Sınıfa giriyorum. Aman Allahım yaşadığım tam bir şok. Bu sınıfta en iyi konuşan benim. Çoğunluk Arap ve müthiş aksanları var. O anda aklım başıma geliyor. Ne bekliyordum ki bu tür kurslara kimler gelir? Tabiki dille problemi olanlar. Yoksa bizim İngilizlerin gelecek hali yok ya. Hemen hocaya durumu anlatıyorum. Hoca istersem Üniversitenin açtığı ’’ Business English’’ or ‘’ Writing’’ gibi kurslara geçebileceğimi ama hepsinde aynı görüntü ile karşılaşacağımı düşündüğünü söylüyor. Biraz takip edeyim bakayım derken sınıftan bir daha ayrılamadım.
Facebook’ta resimler içerisinde CNU-Q albümünden fotolara bakabilirsiniz. Nasıl mutlu 5 hafta geçirdim anlatamam. İngilizceme faydası ‘’eh’’ diyebilirim. Ama Katar’da neler oluyor, Doha’nın en iyi restoranları hangisi, hangi ülkenin yemekleri hangi restoranlarda yenir, değişik kültürler hakkında bilgi (biliyorsunuz bu başlık bile benim için vazgeçilmez), Katar’lılar nasıl yaşar konusundaki gerçekler gerçek Katar’lılardan, dünyada seyahat, eğitim trendleri, vs., vs., vs… hepsini konuştuk.
Sertifikayı alabilmemiz için bir de sunuş yapmamız gerekiyordu. İlgilerini çekeceğini düşündüğüm Türk kahvesi ve kahve seromonisini anlattım. Çok beğenildi. Sınıfta kahve pişiremiyeceğimi düşündüğüm için evde Türk kahvesi pişirip, sonrasında içerken video çekimi yapıp sunuşuma eklemem  çok sansasyonel oldu. Kendimi Sinan Çetin gibi hissettim. Kameraman Kaan ve en iyi erkek oyuncu rolünde ise Kemal vardı. Başıma da buraya gelirken canım komşum Emine teyzemin hediye ettiği geleneksel tülbentimizi bağladım. Bana bu film Oscar alır dediler. Böylece Nobel’den sonra Oscar’a da aday olmaya karar verdim
Diğer sunumlardan, Katarlı bayan arkadaşımızın Ramazan’ın ortalarında Katarlı çocukların iftar sonrasında kapı kapı dolaşıp hediye isteme adetlerini anlatması benim için oldukça ilginçti. Aslında dünya küçük diyorsunuz. Bizde bu adet bayram sabahları yapılır, Hıristiyanlarda ise Hallowen’da. İran’lı İsmayıl İran danslarını tanıttı. Mısırlı arkadaş bize sordu’’ hiç uyumayan şehir neresidir diye. Doğrusu benim aklıma Newyork ve İstanbul geldi. Cevap ‘’Mekke’’ imiş. Kutsal şehir ve Hac olayını anlattı. Kendisi çok genç ve bekar olmasına karşın hacca gitmiş ve çok etkilenmiş.O sırada Sudan’lı İngilizce öğretmeni Sumaia ülkesi Sudan’ı hızlıca tanıtıp dışarıda bekleyen araba ile hac yoluna koyuldu. Allah kabul etsin dedik. Kendisinden Nil Nehrinin Sudan’da doğduğunu ve büyük bölümünün Sudan toprakları içerisinde yol aldığını, Sudan’ın çok yeşil bir ülke olduğunu öğrendik. En kısa zamanda ziyaret etmeye karar verdik. Mısırlı Hıristiyan arkadaş Mısır’ı vebizim Sema gösterilerine benzer ‘tennure’’ dansını tanıttı. Yine dünya küçük dedim. Zaten kendileri de bu dansın sema dansından esinlendiğini kabul ediyorlar. Bulursanız izleyin çok enteresan bir dans. İlk sunumu yapan bendim. Dediler ki bu böyle olmaz biz senden gerçek Türk kahvesi isteriz. Bir sonraki dersin sonu için  organizasyon yapıldı ben Türk Kahvesi pişirdim. Katar’lı arkadaş ısıtıcı getirdi evinden. Aslında hiç güzel kahve pişiremem ama bayıldılar. Çünkü iyisini bilmiyorlardı. Kendimize küçük bir parti verdik, yedik, içtik ve istek üzerine Türk şarkıları dinledik. Maşaallah hepsini biliyorlar.
Biraz da Üniversite Kampus’unden bahsedeyim. Uzun yıllar sonra tekrar Üniversite ortamında olmak benim için oldukça heyecan vericiydi.  Hatta kayda giderken oldukça gençlere özgü kamuflaj pantalonum var onu giydim. 45 yaşımda beyaz saçlarım ile pek uyumluydum. J
Üniversite binası tam iklime uygun tasarlanmış. Binalar arası üstü kapalı geçişler var. Çok modern ve tertemiz her yerde el dezenfektanları asılı. Sınıflar çok modern her türlü teknolojik altyapı kullanıma hazır. Tepegöz istersen perdeyi çek. Bilgisayar elinin altında. İstersen Projektörle yansıt. Tek zorluk binaların içersi çok soğuk olması ve sıcaklığın da ayarlanamaması idi. Bizde çareyi camı açmakta bulduk.
İlk günden bizlere öğrenci numarası verdiler. Bu numara ile Üniversitenin tüm imkanlarından yararlanır olduk. Sosyal alanlar (yogadan, yüzmeye, yürüyüs klübüne kadar). Ben hemen kütüphaneye üye oldum. Kitaplar İngilizce seviyesine göre sıralanmış. Alçak gönüllü bendeniz hemen en alt seviyeden başladım ki hafta sonu 5 kitap birden okudum. Bir tanesi de futbolcu Pele’nin hayatıydı. Bilmiyordum. Sevdim ve saygı duydum kendisine. Ardından 5 tane de DVD aldım. O hafta sonu film ve kitap komasına girdim.  Ama hepsi de enfesti doğrusu. Son derece kaliteli filmlerdi. Oh be dedim kendi kendime Üniversiteli olmak ne güzelmiş. Bunlara ilaveten, Üniversite bize bir de mail adresi verdi ki okulda ne olup bitiyor anlayalım diye. Ayrıca, hocamız bizden bu mail adresi ile hep çalışma istedi. Ben de seve seve yaptım.
Gelelim bu eğitimin bana en büyük faydasına ve hayatımda bıraktığı ize. Kısaca ‘’Değerli ve Sevgili hocamız Susana’’ diye cevap vermek istiyorum. Bu eğitim sayesinde öğretmenlik nasıl yapılırdan, dostluğa uzanan yelpazede gözlemlerim oldu.
Kendisi Güney Amerikalı originli ancak Kanada vatandaşı. Ailecek dünyayı İngilizce ders vererek geziyorlar. Kocası da CNU-Q’da hoca. 8 yaşında oğulları var. Susana size daha önce de bahsetmiş olduğum üzere ESL konusunda uzman hocalardan. Bu sayede her ülkeden , her meslek grubundan insanlarla çalışmış. Bir bakıyorsun doktorlarla çalışıyor, bir bakıyorsun itfaiyecilerde. Dünyanın bir çok ülkesini bu sayede geziyorlar. Gezmeye meraklı bir aile olunca da gittikleri yerlerin hakkını verip etrafı da geziyorlar. Ben onları tanıyalı beri Kurban bayramında Hindistan ve Nepalde iken, yılbaşında 15 gün Malezya’ya gittiler. Hayran oldum. Küçük oğlan da olaya son derece adapte. Hadi gidiyoruz deyince bu ‘’peki’’ deyip şıp diye hazırlanıyormuş. Bayıldım. İşte dedim benim istediğim hayat. Susana’nın hem Kanada vatandaşı olması hem de eşini babasının emekli büyükelçi olması nedeni ile vize sorunları olmaması tabiî ki büyük avantaj.
Gezi boyutu böyle iken bir yandan da eğitimlerine devam etmekteler. Susana bilmem kaçıncı masterını online olarak bir Avustralya üniversitesinde devam ettirmekte. Sürekli kendilerini yenilemelerine bayıldım. Bu arada evde ilkokul öğretmeni yatılı bir bakıcı var. Çocuk ve ev ile de o ilgileniyor. Western bayanların ortak noktası ve bizden en önemli farklılıkları kendilerinden ev işi beklemeyin. Yemek dahil. Ev işleri kesinlikle taşere ediliyor. Onlar kendilerini geliştirmekle meşgul. Onlar için bir kaşık yemek lükstür.
Susana’nın öğretmenlik boyutuna hayran kaldım. Bu kadar saygılı ve müsamahalı, pozitif yaklaşımlı bir hoca daha önce görmemiştim. Benim gibi sıkı kuralları olan biri için çok iyi bir deneyimdi doğrusu. Zaman zaman ‘’ama ne salakça bir cevap insan utanır vermeye’’ veya ‘’bu kadar da uzun konuşulmaz ki’’ dediğim durumlarda bile saygıyla sonuna kadar dinledi. Aslına bakarsanız işinin insanları konuşturmaya teşvik etmek olduğunun son derece farkındaydı. Derslerimiz sınıfın duvarlarını aştı gerçek hayatla buluştu. Bizlere mailler, telefonlarımıza mesajlar attı bizi derse teşvik etti. Bütün bunları dersin içeriği ile örtüştürdü. Bizlerden cevap istedi. Derslerimiz kendisinin espri yeteneği nedeni ile su gibi akıp geçti. Ne kadar yorgun olursam olayım ders başladığı anda tüm yorgunluklarım gitti. Eve inanılmaz enerji ile geldim. Öğretmenlik böyle olmalı dedim.
Bu süreçte kendisi ile diğer öğrencilerden farklı olarak çok hoş bir dostluğumuz oluştu. Halen de devam etmekte. Ayrılırken hepimize ‘lütfen iletişimi kesmeyelim’’ diye salık verdi. ‘’Ders bitti, iş bitti’’ olmadı. Ne zaman yardıma ihtiyacım olsa hep  yanımda gördüm. Birlikte çok güldük. Kendisi en kısa zamanda bizi Türkiyede ziyaret edecek. Kendisine ülkemizi anlatmak benim için büyük mutluluk  olacak.
Yaşadığım 5 haftalık kısacık öğrencilik çok hoşuma gitti. Bu konuda araştırmalarım devam etmekte. Ulaştığım nokta bu yaşta öğrencilikteki farkındalığımın çok daha yüksek olması idi. Gençlerin eğitim hayatlarında yeterince çaba göstermediklerinden yakınıyoruz. Sanıyorum bu durum farkındalıkla açıklanabilir.  Kimbilir belki bir de not stresinin olmayıp bu işi zorunluluktan yapmayıp sadece ve sadece zevkten yapıyor olmamında etkisi olmuştur.
Buralarda eğitim alanında ama Üniversitelerde çalışmak oldukça anlamlı. Sanayiye göre daha sakin ve sürekli tatilleri var. Ayrıca üniversite öğrencileri orta öğretim öğrencilerine göre daha aklı başında olmalılar. En azından bizim okulun öğrencileri kadar kontrolsüz görünmüyorlar. Çalışanlar sürekli değişik insan ve kültürler ile temastalar. İmkanları da daha iyi. En hoş tarafı da entelektüel ortamı. Gezen, okuyan, izleyen insanlar. Bana bu iş çok çekici geldi doğrusu…Hadi hayırlısı…
Iranlı delikanlı Ismayıl, Geleneksel kıyafetleri içerisinde Sudanlı Sumaia, bendeniz ve Sevgili Hocam Susana.

Sumaia hızlıca sunuşunu bitirip Hac için bize hoşçakal derken Dima ”ŞİŞA” (nargile)sini getirmiş sunuş yapmaya hazırlanıyor.
İstek üzerine kahveyi sınıfta pişirirken.

Canım Hocam Susana bana Sertifikamı verirken.
İşte sunuşum başlıyor.

YÜREKLİ İNSANLAR

YÜREKLİ İNSANLAR
Bugün 11/11 Çinde yalnızlar günüymüş. Yani 1’lerin sopa gibi yalnız görünmesi nedeni ile bugüne bu anlam verilmiş. Komik geldi.
Bir insan niye yalnız olur. Yalnız kalır. Esas önemli olan yalnızlığın seçimden mi, sonuçtan mı kaynaklandığı.
Yalnızlar günü Sabahında  gazetelerde gördüğüm iki fotoğraf ile irkildim. Bu iki kare fotoğraf üzerine kendi hayatımı gözden geçirdim.
İlk kare  içindeki insan sevgisini, yardımseverliği sakin ve kararlı bakışları ile örten, ilk bakışta bile  iceberg derinliğinde, gösterişsiz kişiliğe sahip olduğu izlenimi veren bir uzak doğulunun Van’daki depremzedelere çadırlarında Kurban bayramında et dağıtırken çekilmiş.  Ardından haberi okuyunca irkildim.  Fotograftaki bu uzak doğulu  Van’daki son depremde yıkılan otelin altında kalan Atsushi Miyazaki imiş. Herkes okumuştur. Uluslarası yardım kuruluşunda çalışan 41 yaşındaki doktor. İlk yurtdışı göreviymiş.  Yaptığı kurtarma ve tıbbi müdahalerin yanında bir de kurban bayramının anlamını öğrenip, etkilenmiş ve  300kg.lık dana satın alarak kestirip yoksullara dağıtmış. Zaten görüp irkildiğim bu fotograf da etlerin dağıtımı sırasında çekilmiş.http://www.hurriyet.com.tr/gundem/19222765.asp
İkinci fotoğraf da Angelina Jolie ve Brad Pitt çiftinin maile, çoluk çocuk Brad Pitt’in filminin galası için Japonya’ya giderken havaalanında çekilmiş. Bilindiği üzere çiftin 6 çocuğu var. İkisi ikiz olmak üzere üçü öz, üç de dünyanın değişik yerlerinde, en kötü koşullarda bulunup farklı ırklardan evlat edinilmiş çocuklar. Resmin kutsal boyutu ise toplamda 6 çocuktan 4’ünü kucaklayabilecek kapasiteleri olduğu için burada öz, evlat edinilmiş ayrımı yapmadan yüzlerde kendinden son derece emin ancak bir o kadar da sevgi dolu bakışlar ile taşımaları.
Her iki fotograf da insan sevgisinin din, dil, ırk, renk,millet, cinsiyet  gözetmeksizin nasıl yapılabildiğinin çok farklı açılardan iki örneği.  Bu fedakarlık  ve humanizmin üzerine çok yazılıp, konuşulabilir. Ancak bunlar hep bilinen, konuşulan başlıklar. Bu resimlerde beni düşünmeye iten ise bambaşka bir bakış açısı. Bu resimde  ‘’ istedikleri ve bilinçli olarak seçtikleri hayatı yaşayan insanlar gördüm’’. Ve yaşadıkları hayat bana çok anlamlı geldi.
Hangimiz ,istediğimiz veya  seçtiğimiz hayatı yaşıyoruz ki?
Neden?
Sorumluklarımız, maddi koşullarımız başta olmak üzere  hep bir mazeretimiz vardır. Sonsuz humanizm için; çocuklar büyüsün, maddi koşullarımız iyileşsin, biraz kariyer yapayım, dur bir emekli olayımı bekleyerek hayallerimizi hep öteleriz. Bu insanlar, kariyer, para pul, gelecek demeden hayallerini gerçekleştirebilen insanlar. Hayatlarını istedikleri şekilde  yön verebilen kararlı insanlar. Bu nedenle onlara sonsuz saygı duydum.
Belki diyebilirsiniz ki, Anjelina Jolie’de para çok. Evet ama annelik ilginçtir ve içgüdüseldir denir. Bazen inanmadığınız,saçma şeyleri söylerken bulabilirsiniz kendinizi.  İnanmadığınız halde kolaylıkla öz – üvey ayrımı yapabilirsiniz. Ayrıca içinde bulunduğu kanlı kariyer dünyasında bir çocuk bile yapıp bakmak zor gelirken bu nasıl bir özveridir böyle.
Angelina’nın resmi beni kendimle ilgili 17 yıl öncesine götürdü. Kaan doğmadan önce köpeğimiz Pinky ile 5 yıldır mutlu ve mesut yaşıyorduk. Hatta aynı yatakta da yatıyorduk. Bizim ailenin bir parçası olmuştu. Aynen çocuğumuz gibi idi. Hamilelik süresince de bizimle idi. Herkes aman dikkat diyordu ama biz aldırmıyorduk. Ne zaman Kaan doğdu her şey değişti. Aniden benim gözüm onu iç görmemeye başladı. Aslında, Pinky  Kaan’a hiç yaklaşmıyordu. Şöyle bir manzara geliyor gözümün önüne. Ben Kaan ile odasındayken, odanın kapısında durur, bulunduğu odaya bile girmeden kapıda havlamadan, gürültü yapmadan ben de buradayım der gibi sesler çıkartırdı. Ben de dönüp bakar ‘’tamam Pinky hadi bekle orada’’ derdim. Alıp sevmek, ilgilenmek resmen bıçak gibi kesilmişti. Şimdi düşününce nasıl vicdan azabı çekiyorum.
 Benim merhametli annem bir yıl ona kendi evinde baktı. İnançlı bir Müslüman olarak da aslında evde köpek olmasından rahatsızdı. Ama Pinky’ye çok acıyordu. Merhamet duyguları inancının önüne geçmişti.
 Bir yıl sonra Kaan biraz toparlanmıştı. Karşılaştıklarında Pinky hala Kaan’a yaklaşmıyordu. Kaan ise 1 yaşında bir bebek olarak onunla oynamak istiyordu. Oturduğu yerden onu kucağına almak için kuyruğunu çekiyordu, bu kaçıyordu.  Bu kaçıyor Kaan arkasından yakalamak için koşturuyordu. En sonunda bir gün nasıl olduysa Kaan bunun bıyıklarını yakaladı ve kendine doğru çekmeye çalıştı. Bu da can acısıyla Kaan’ı yanağından ısırdı. Olan oldu. Pinky’nin aslında hiç suçu yoktu. Tabiki minik Kaan’ın da. Neyse ki ısırma fazla derin değildi. Bu son damla oldu ve biz onu hemen bir Pet Shop’a verdik bir daha da hiç sormadık. Duyanlar çok şaşırdı. Çünkü anlattığımız gibi çocuğumuz gibi idi. Pet Shop’a verdiğimizi de utanç içinde söyleyemedik bile.
Angelina Jolie ‘ye baktığımda kendimdeki sığlığı gördüm. Kendisinin çocukları evlat edindikleri çocuklardan küçük, yani önce evlat ediniyor , sonra doğuruyor. Ayrıca, bildiğim kadarı ile kendi doğumları arasında da evlat edinmeye devam ediyor. Bir insan nasıl bu kadar geniş gönüllü olabilir dedim.  Yıllar içerisinde gelişmiş olabilirim ama onların seviyesinde olmak…
Diğer taraftan bu hafta Müslümanlar için kutsal bir hafta idi. Dinin amacı insanları korumak ve doğru yola sevketmektir diye düşünüyorum. Özünde koşulsuz sevgi ve paylaşım olan bu kutsal günlerde hem bizden ve hem de birbirinden bile farklı dinlere mensup iki insanın tüm insanlığa örnek gösterilecek  davranışları demek ki  belli bir din ile açıklanamaz. Peki nedir bu?   Bu kelimenin tam anlamı ile ‘‘YÜREKTİR’’. Ve maalesef  herkese nasip olmuyor.

Yeniden MARHABA…

                                                                                                      14 Ekim 2011
Yeniden MARHABA,
Uzun, güzel bir tatilin ardından yeniden merhaba. Tekrar sakin limanımızdayız. Karma karşık duygular içerisindeyim. Sonuç… Göreceğiz.
Açıkçası beklediğimden daha güzel bir hava ile karşılaştık. Geçen yıl acaba ilk şok nedeni ile mi halimiz ‘’çıldıracak gibi’’ olarak tanımlanabilirdi. Ama daha sonra etraftakiler ile bu konuyu görüştüğümüzde onlar da aynı kanıda olduklarını belirtince bu durumu ‘’Allahın bir lutfu ‘’olarak düşünmeye başladım. ‘’Garip kuşun yuvasını Allah yaparmış.’’
Biliyorsunuz macera benim göbek adım. İlk önce ülkeden çıkışta pasaport kontrolünde pasaportumu bulamadım. Elimde o kadar pasaport vardı ki. Pasaportlarımızı yeniledik. Ama tüm oturma izinleri eski pasaportlarda olunca eskileri de göstermek gerekiyor. Toplam 6 pasaport. Dönüp dönüp arıyorum. Oysaki kuyrukta pasaportları çıkartırken Kaan’ın eline tutusturuvermişim. Hatırlamıyorum tabiki. Öleceğimi sandım ve o birkaç dakika içerisinde pasaportumu bulamadım üzerine uzun bir senaryo bile yazabildim.
Sağ salim uçağa binince bir baktık Kaan’ın okuldan arkadaşı ve ailesi uçakta. Ailecek tanışıyoruz. Kendileri Hollandalı. Tatil dönüşü son birkaç günlerini İstanbul’a ayırmışlar. İzlenimler nasıldı deyince anlat anlat bitiremediler. Kültürü ve doğal güzellikler ile dolu bir ülkemiz olmasının gururunu yaşadık.
Uçakta ayrıca benim okuldan bir öğretmen arkadaşım ve iki çocuğu ile karşılaştık. Giderken de aynı uçakta gitmiştik. Yine ayaküstü sohbet. Anladık ki yavaş yavaş Doha’lı olmuşuz.
İkinci vukuat bu kez Doha girişte yaşadım. Artık tecrübeli olduk. Uçaktan inince hızlıca pasaport kuyruğuna giriyoruz. Çünkü kontroller o kadar yavaş ilerliyor ki sondakiler için durum çok iç bayıcı oluyor. Evet kuyrukta ilk olmanın mutluluğu ve gururu ile geçiyoruz görevli memurun önüne. Yan tarafta bizimkiler baba – oğul kontroldeler. Sevimli bir gülümseme ile yan tarafa bakıyor ne güzel aynı anda çıkacagız diye düşünüyorum. Derken onların her ikisinin birden işi bitiveriyor ama benim görevli hala pasaportumu karıştırıyor. Karıştırıyor, karıştırıyo, karıştırıyor. O karıştırdıkça benim içim bayılıyor. Buralarda işe karışanı sevmezler. Ama en sonunda dayanamayıp soruyorum ‘’ ne oldu bir problem mi var’’. Kemal oradan karışmamamı gayet gergin ve otoriter bir ses ile hatırlatıyor. Bekliyoruz. Bekliyoruz.Bekliyoruz… Bu arada tabiki benim arkamdakiler ile birlikte bekliyoruz. En sonunda dayanamayıp Kemal geliyor. İki pasaport olmasının anlaşılamadığını sanıp açıklamaya çalışıyor. Görevlinin dinlediği yok. Gümrük görevlileri neden hep böyledirler acaba? Epey bir sure sonra kendileri lütfedip açıklamada bulunuyolarr. Pasaportumda Temmuzda Doha’dan cıkışta basılan mühürü görmemiş. Pasaportları böyle inceleyen görevli gördünüz mü? Tabiki yine zayıf, kuru, sıska idi. Nedir benim bu kuru, sıska gümrük görevlilerinden çektiğim. Anlatsa derdine çare olacağız. Hemen Kaan’ın pasaportunu getirdik Bak beraber çıktık dedik. Aaaa bakınca ne görelim Temmuz’daki Doha çıkışında Kaan’ın pasaportunda iki mühür var. Yani anlayacağınız benim çıkış mühürünü de ona vurmuşlar. Siz siz olun bunları kontrol edin ben bundan sonra edeceğim. Neyse durumun kendi hatalarından olduğu anlaşılınca çok da hızlı olmayan bir şekilde çözdüler. Özür dilemek mi dediniz. Hahhh ha diyebilirim size.
Bu olay ne kadar uzun sürmüş olsa da baktık arkadaşlarımız hala bavullarını beklemede. Gördüğüm manzara karşısında THY’nin yer hizmetlerinin mükemmelliği konusunda bir dakika saygı durmak istedim.
Oldukça maceralı bir yolculuk sonrası gecenin bir yarısı gelmemize rağmen heyecandan mıdır nedir yolda pek uyuyamadım doğrusu. Ama birkaç saat de olsa uyumam gerekirdi. Sabah erkenden iş vardı.
Sabah beklediğimden daha formda bir şekilde kalktım. Sanırım benim beynim yapılacaklar, edilecekler üzerine programlanmış. İçerisinde de bir takvim ve çalar saat var. Ne kadar yorgun, ne kadar uykusuz olursam olayım istediğim saatte, saat kurmadan kalkabiliyorum.
İşe heyecan ile gittim. Okula biraz emrivaki yapıp tatilimi 15 gün uzatmıştım. Onlarla maaşımı keserek cevap vermişlerdi. Sanıyorum ki bana sitem edecekler. Yine senaryo yazmaya başlıyorum. Üzerime gelirlerse çeker gelirim eve diyorum kendi kendime. Buraların da bu güzelliği var. İstemedin mi bırak işi eve gel. Bu bana hayatımda biri çok  gençliğimde, biri de burada olmak üzere iki kere nasip oldu. Hele birincisinde sabah istifamı basıp öğleden sonra denize girmek güzeldi. Deniz tüm stresimi almıştı. Hayatınızda bir kere bile yapmanızı tavsiye ederim. İnsan kuş gibi hafifliyor. J
 Tabiki fırsatlar oluştuğunda. Her iş buna el vermez.
Bu duygular ile işe vardım. İlk karşılaşma okulun idari işlerden sorumlu kişisi ile oldu. Kendisinde biraz Türklük var. Ama atalarından. Görmemiş bile ülkemizi. Gelmeyeceğimi ilk ona haber vermiştim. Baktım kollarını açmış beni bekliyor. Bir sarılıyor ki sormayın. Hiç bir şey sormadı bile. Konunun tek sözü olmadı. Hemen yukarı çıkın oditoryumda toplantı başlamak üzere dedi. Koşa koşa yukarı çıktık. Ortalık ana baba günü yeni öğretim yılının ilk günü. Bakıyorum çevreme genelde yeni yüzler. Geçtiğimiz yıl öğretmenler ve çalışanların çoğunun kontratı yenilenmediği için okuldan ayrılmak zorunda kalmışlardı. Şimdi yeniler onların yerine gelenler olmalı diyorum. Yeni gelenler de şaşkın şaşkın etrafa bakınmadalar. Dizin hemen altında etek boyları ve kol boyu dirsekte kıyafetleri ile okulun havasını henüz hissetmedikleri belli. Hele birine bakıyorum gülesim geliyor. İlkokul 1’den itibaren erkek sineğin bile izin alarak girdiği okulumuza yaklaşık 15-16 yaşında olan oğlunu da getirmiş. Hani biz küçükken hamama böyle çocuklarını getirenlere ‘babasını da getirseydin bari’’ denirdi ya öyle. Kendisine bakıyorum dirsekte yarım kollu gömlek, yaka açık, etek boyu  dizin hemen altında en komiği de kabarık kıvırcık saçlarının içine kocaman bir orkide şeklinde toka takmış. Ama çiçek benim elim kadar. Bakınca 1970 Amerikan  rüküş country şarkıcıları gibi duruyor. İnanmıyacaksınız ama sonradan bu hanımın Türk olduğunu öğreniyorum. İnanamadım. Aradan geçen günlerde tanıştırdı arkadaşlar. Avustralya’da yaşıyormuş. Çocuklarım dinlerini öğrensin diye geldim buralara dedi. Ama karşılaştıkları sonucunda çok moralsizdi. Avustralya’ya üç aylıkken gitmiş. Yıllardır orada yaşıyor olması nedeni ile konuşmamız çok az Türkçe olarak gerçekleşebildi. Böylesine spesifik bir ortamda vatandaşımız ile karşılamak çok enteresandı doğrusu. Şimdi aralarda karşılaşıyoruz. Hala moralsiz. Maalesef çocukları geriye göndermek zorunda kalmış. Bu ülkenin bir de bu yüzü var tabiki.
Okulun bu ilk günlerdeki renkliliği çok hoş. Gülümsüyorum. Keşke böyle kalabilse. Yavaş yavaş kararacağımızı düşünüyorum!!!
Bu arada bu kadar kalabalık içinde, rakam vermek gerekirse 175 kişi kadar, okulumuzun müdürü çok uzaktan beni görüyor. Pozisyonumuzu şöyle anlatayım. Kendisi sahne önünde ben ise toplantı salonunun en arkalarındayım. Birden bakıyorum aman Allahım bize doğru mu geliyor?  Hem de tüm salonu boydan boya geçerek. Evet doğru bize doğru. İnanamıyorum. Hoşgeldiniz, iyi bir yıl diliyorum diyerek sarılıyor. Ben hemen kafamda o kadar kurmuşum ki hoşbulduk demeden ‘’doktor raporumu getirdim’’ diyorum. ‘’Ahh tamam önemli değil geçmiş olsun şimdi iyimisiniz?’’ diyor.  Şaşkınlık içerisindeyim. Hiç böyle sıcak bir karşılama beklemiyordum. O saatten sonra da kimse bana bir şey sormadı. İçimden’’ iyiki her şeyi göze alıp Türkiye’de evimde kalmışım’’ dedim. Yoksa 1 hafta çalışma sonrasında 1 hafta bayram olmak üzere 15 gün sıcağın doruğunda buralarda olacaktım. En önemlisi de Kemal’i boş yere bayramda buralara sürükleyecektim. Allahıma şükürler olsun.
Bu heyecandan sonra baktım bizim yeni bölüm başkanı tüm heşameti ile önde oturuyor. Bizi görünce hemen yanımıza geldi. Sanırım kendisi de heyecanlı idi. Dile kolay doğma büyüme Londra sonrası her tarafından ilginçlik, sürprizler fışkırmakta olan!!!böyle bir ülke ve okul. Hoş beş merhabadan sonra ‘’ hadi bize yeni arkadaşlarımızı tanıştır’’ diye rica ettim. Toplantı da aşağı yukarı sona ermişti. Bakındı şöyle etrafına hemen buldu getirdi onları. Biri Lübnan kökenli Avustralya’lı diğeri de Africa- Hint kökenli İngiliz. Ah şu benim 6. hissim. Birden eski arkadaşlarıma olan özlemim depreşiverdi ve hiç kimsenin onların kalbimdeki yerini dolduramıyacağını düşündüm. Onlarla çok şey paylaşmıştık. Çok kısa sürede bana kalplerinin en derin köşelerini açmışlardı. En sevdiğim özellikleri çok objektif olmaları idi. Aramızda tamamı ile paylaşıma ve güvene dayanan bir ilişki vardı. Aslında başlangıçtaki dil sorunlu dönemi de düşününce bu kadar kısa sürede bu kadar yol alabilmeyi frekansların uyumu olarak açıklayabiliyorum. Bunca yıllık iş hayatımda geçirdim en fırtınalı ama en eğlenceli günlerdi diyebilirim.

Bu düşünceler ile ayrı bir dünyada gezinirken, hemen kendime geliyor, toparlanıyorum.
En iyisi her türlü ön hissi bir kenara bırakarak, sıfırdan yeni düzeni kurmak deyip, her zamanki gibi, umut dolu duygular ile işe koyuluyorum.

MARHABA

Sevgili Dostlar,
Bugun geleli tam tam 1 hafta oldu. Bu kucucuk ulkeyi kesfediverdik bile.
Su siralar yogunlukla ev arama durumundayiz.
Sabah Kemal ile kalkiyorum, yuzumu yikamadan onunla sohbet ederek kahvaltisina eslik ediyorum. Yuzumu yikamiyorum cunku uykum acilsin istemiyorum. O gider gitmez cumburlop yataga uykuya devam. Ogleye dogru uyaniyoruz. Rahat rahat kahvalti sonrasi, omur biter ders bitmez deyip, Kaan ile Ingilizce calisiyoruz. Sonra hemen disariya cikiyoruz. Taksiye atlayip, herhangi bir kafenin birine gidiyoruz. Asagi yukari tum kafelerde wireless internet var.  Neyse kafeden yiyeceklerimizi de alarak giriyoruz internet dunyasina. Bu arada eve internet baglanmasi icin yaklasik 1.5 aydir bekliyormusuz. Araplar heyecana gelmez. Hele araya ramazan ayi ve bayram girince sahtilar, sahmaran olmuslar. Ben hemen maillerime ve zorunlu banka islerine ancak bakabiliyorum. Sonra Kaan aliyor elimden ve ta gidene kadar onda kaliyor. Aksam uzeri Kemal geliyor. Bizi kafelerden toplayip yemege daha sonra da genellikle de ev bakmaya gidiyoruz. Aksam 22:00 sulari eve ulasiyoruz. Kemal boyle bir tempoya alisik olmadigi icin epey hastalandi. O alismis kendi rahat duzenine resmen dagildi. Neyse sagolsun giki cikmiyor. Cok mutlu. Bu arada gelis tarihimizi oldukca iyi belirlemisim. Cunku,2 gun Ramazan nedeni ile yarim gun, bayramda da 3 tam gun olmak uzere evde olmasi adaptasyonumuzu rahatlatti. Katar’in altini ustune getirdik dogrusu.
Neyse biraz da gorduklerimden bahsedeyim.
Abu Dhabi ve Dubai daha kosmopolit idi. Ozellikle de Dubai’de dunyadaki tum insan cesitlerinden var gibiydi.Kurban bayrami sirasinda dunyanin her yerinden insan gezmeye gelmis besbelli. Cok yorucu gelmisti bu kadar insani izlemek. Bu insanlarin hatta  ortunme sekilleride inanilmaz bir spectrum olusturuyordu. Agzina metal (sari veya beyaz) bant cekip son derece savasci bir gorunume sahip insanin gorunce eyvah simdi kilici kinindan cikacak dedirteninden baslayip, burkalisi, yalnizca gozu goruneni, yok gozunun yaninda burnu goruneni deyip, esarpli teyze modeline hatta Iran versiyonu seksi ortunme modellerine kadar gidiyordu. Africa ulkerinin kadinlarinin renkli ipeksi kumaslar ile ortunme bicimleri enteresandi. Daha sevimli idi en azindan. Kadinlarin da zaten ortuneyim gibi bir dertleri yokmus gibiydi. Gayet neseli duruyorlardi. Oyle kac goc te yok onlarda. Sanki kiyafetin aksesuari gibi ortunuyorlardi. Cok uzattim ama artik bosum ya anlatayim anlatayim…
Burada bir kere yabancilar sanki daha fazla ve yerli halk da daha birbirine benzer duruyor. Ulkeyi tanitan MARHABA diye bir kitap var. Insan okudukca imreniyor. Ulke hakkinda hersey yazili. Nufusun 1.7 milyon civari oldugu belirtilmis. %29’u kadin. Kadin az cunku expatlarin cogu erkek. 11.521 km2 yuzolcumu ve kiyi seridi 563 km. Turkiyenin yuzolcumunu 745.000 gibi hatirliyorum. Nufus 70 milyon civarinda da olduguna gore varin siz hayal edin durumu. Dedim ya kucucuk bir ulke. Ulkeyi Thani ailesi babadan ogula yontemi ile yonetiyor. Basbakan bile ayni aileden ve seyh kendi seciyor. Ama inanilmaz 1999’da ilk defa kadinlarinda secen ve secilen olarak katildigi 29 uyenin secilecegi belediye meclis secimi yapilmis. Katilim %96.6 imis. Ama kadin secilmis mi yazmiyor. Aslinda tarihi milattan once 10.000 lere kadar giden bir ulkeden soz ediyoruz. Izmir’in tarihinin en fazla 8.000 lerde oldugunu hatirliyorum. Niye bir ulke bu kadar geri kalir degil mi? Birde evde bu konuyu kendi aramizda tartisirken Kaan buralardaki petrolun bitki ortusunun col olup bitki olmamasi nedeni ile oldugunu, bitki ortusu fossilleri bir sekilde besin (gubre)  olarak kullanarak yok ettigini bitki olmazsa curuyerek petrole donustugunu dusundugunu soyledi bana da mantikli geldi. Dunyada da ornegin Texas bolgesi de boyle degilmidir. Yani bu dusunce ile Petrol egenin canim bamya, enginar, domates  tarlasinda OLMAZZZ.
Bu kadar ciddi bakistan sonra simdi sizlere enteresan gozlemlerden soz edecegim. Cogu komik gorunse de cok aci aslinda.
Birkere muthis statu ayrimi var. Pakistan, Hindistan gibi ulkelerden gelen garibanlari ailelerin girdigi guzel alisveris merkezlerine sokmuyorlar. Peki onlar ne yapiyorlar dersiniz? Bu alisveris merkezlerinin arabanin yanina gidinceye kadar bile nefes almakta zorlandigimiz,sicak egzos dumanli kapali arac park yerlerinde yerlere oturup gelen geceni seyrediyorlar. Oturma ama ne oturma sanki tertemiz bir evin koltugunda oturur gibi. Bayramda ayrica bu guruplar ben diyeyim basmane siz deyin bit pazari gibi yerlerde toplaniyorlar. Kaldirimda cogunlukla ayakta ama birkaci da resmen misafir odasinda oturur  gibi yerlere oturu, pislik icerisinde sohbet ediyorlar kendi aralarinda. Ama, seriat kurallari geregi mi, kendi kulturleri geregi mi yoksa dogru durust beslenmedikleri her hallerinden belli oldugu icin enerjilerinin olmamasi nedeni ile mi, bir tanesi bile yan gozle bakmiyor belki de bakacak halleri yok. Burasini zaten dunyanin emniyetli ulkelerinden birisi olarak bahsediyorlar. Bir de cok komik bir arkadaslik goruntuleri var. Iki iyi erkek arkadas elele geziyorlar. Baslarinda namaz takkesi. Hatta biri digerinin omzuna basini dayamisti. Kimse bu durumu yadirgamiyor. Ben bu durumu bizim kirsal alanlarda eskiden olan ama simdi var midir bilemedigim ) genc kizlarin kol kola gezmesi duruma benzetiyorum.(gerci biz kiz lisesinde de yapardik). Yabancilar da bize guluyorlardi herhalde. Turkiye’de de selamlasmada normalde hemcinsler opusur. Eskiden karsi cinsle opusulmezdi. Hatirlarsiniz kiz kiza danslar falan edilirdi dugunlerde. Benim bir kina gecesinde kiz arkadasimi refuse edisimi hatirlarim ki ikimizde universite ogrencisi idik. Kizcagiz bozulmustu. Boylece gecmisimdeki ilkelliklerimi de ogremnis bulunuyorsunuz.
Kisacasi bu ulkeler statu farkinin doruk yaptigi ulkeler. Turkiye’de boylesine radikal oldugunu dusunmuyorum. Ve inanin insanin yuregi kalkiyor.
Basta hatirlarsaniz ev ariyoruz demistim. Ev kiralari ates pahasi. Yillik aliniyor.Soyle ornek vereyim bizim Urla evleri bahcesini saymayin 5000$ dan asagi degildir.Ancak evlerin odalari cok buyuk ve genelde banyo tuvalet odada. Mahremiyet acisindan misafir tuvaleti muhakkak ayri oluyor. Yani iki odali bir evde 2 banyo ve biri misafirin olmak uzere 3 tuvalet oluyor. Ve onlar bu durumu 2.5 bath diye tanimliyorlar. Bu uygulamayi begendim dogrusu. Bu benimde hayalimdir. Evler mobilyali ve mobilyasiz olarak kiralanabiliyor. Biz henuz karar veremedik. Ulke daha yeni yeni oymasiz – kakmasiz kulture geciyor. Yani soyle soyleyeyim koltuga otursan icindeki renkten gorulemezsin. Dusunsenize, halilar, perdeler,koltuklar hepsi renk renk desen. Bazilarini gorunce inanin icim kalkiyor. Bu aksam bir eve gittik o kadar renkli idi ki ben Kemal ve Kaan’i beklemeden evi terk ettim. Kaan bana kizdi gosteren adama nezaketsizlik oldu diye. Ama ne yapayim dayanamadim icim kalkti boguluyor gibi oldum. Bu durumun yanisira yeni apartmanlarda spor merkezi ve yuzme havuzu da olabiliyor. Son derece modern spor aletleri de var. Oyle bir yere tasinirsak olacagim bir Cindy Crawford. Kaan artik burada da spor yapmazsan peh sana deyip duruyor. Bir turlu karar veremiyoruz dogrusu spor yeri olanin baska bir ana maddesi eksik oluyor. Tam olarak icimize sinen olmadi henuz. Bakalim dolasiyoruz. Ama her kiracidan sonra beyaz esyalar dahil biraz eskimis ise degistirebiliyorlar. Baskasinin esyasinda da oturmaya alismamisiz o nedenle biz yeni ev ariyoruz.
Geldigimiz gun asiri sosyal ruhum depresti. Buradaki Turk Kadinlar Birliginin temsilcisi bayani aradim. Telefonu MARHABA dergisinde var. Ertesi gun bayram Turklerde bayramlasma var mi diye.  Varmis ve biz bayram kahvaltisinda 40-50 Turk ile bulustuk. Hemen hepsi egitimli ve duzgun insanlara benziyorlardi ve sagolsunlar cok yardimci oldular telefon  numaralarini verdiler aklima takilan birsey olursa hemen acip sorabiliyorum. Ayda 1 gun en azindan kadinlar bir kafede toplaniyorlarmis. Bana da haber verecekler. Bu Pazar burada okullar aciliyor. Unutmayin burada okullar Cuma, Cumartesi tatil. Yarin okulumuzun oriyentasyon egitimi var. Oraya gidecegiz. Geldigimizin ertesi gunu okulu ilk kez ziyaret ettik. Gayet duzgun ve standartlara uygun gorunuyordu dogrusu. Insallah mutlu oluruz. Hayatimiz ne kadar su an icin oturmamis dahi olsa okulla ilgili Turklerden aldigimiz gorusler cok sevindirici idi. Simdilik ayni okula giden 3-4 Turk aile var. Ancak Kaan’in yasiti yok.
Okuldan aldigimiz bilgilere gore 11. siniflar 42 kisi imisler ve 2 sinif olacaklarmis. Kimbilir hangi ulkelerden insanlar olacak. Okulda her yer koridorlar dahil kitaplar ile dolu idi. Hepsi de termemiz. Fizik, Kimya ve Biyoloji Laboratuvarlari oldukca donanimli idi. Ve en onemlisi bir tane bile test kitabi yoktu. Bilgasayar laboratuvarlari da bilgisayarlar ile doluydu. Aslinda siniflarda da bilgisayar vardi. Kaan en cok spor salonunu sevdi. Ziplama trampleni bile var idi. Yarin ilk defa arkadaslari ile tanisacak bakalim neler yasayacagiz. Okulda kocasi Ingiliz olan bir Turk bayan da yardimci ogretmen olarak gorev yapiyor. Oglu da ayni okulda ogrenci imis. Ama yine Kaan’dan kucuk.
Sevgili Dostlar,
Sizlere simdilik bu kadar haber iletiyorum. Hepinizin beni merak ettiginizi biliyorum.
 Evde henuz internet olmadigi icin, kafelerde Kaan’dan firsat buldukca internete giriyorum. Simdiye degin gunler gayet hareketli gecti, bundan sonra da  kesfedecek daha cok yer var ozellikle deniz kenari hava biraz daha SOGUSUN beni bekliyor. Geldigimizde denize soyle bir ayagimi soktum resmen hamam suyu idi.
Ilk yazimi boyle genel yazdim. Sizlerin de haberlerinizi vaktiniz oldukca beklerim.
Izmir’den sizlerden yogun sevgi duygulari ile ayrildim. Hayatimda km. tasi olan bu ozel donemde dostlugunuz, yanimda oldugunuz icin hepinize tekrar cok tesekkur ederim.
Sevgilerimle,

one-two-three VIVA QATARI

KATAR

Arap Yarımadası’nın doğusunda Basra Körfezine uzanan küçük bir ülke olan  Katar, kuzeybatısında Bahreyn, batı ve güneyde Suudi Arabistan doğusunda ise BAE bulunan ancak ve tek sınır komşusu Suudi Arabistan olan diğer tarafları Basra Körfezi ile çevrili bir yarimadadir. Ulke Katar Devleti olarak aniliyor. Devletin basindaki kisiye ise Seyh deniliyor.Tek sehri ayni zamanda baskenti olan Doha.

Ulkeyi tanitan MARHABA adinda  bir kitap var. Insan okudukca imreniyor. Ulke hakkinda hersey yazili.  Bu kitaba gore yüzölçümü: 11.521 km2 (Türkiye’nin yaklaşık 70’de 1’i),ulke o kadar kucuk ki boyuna 160, enine ise 80 km, kiyi seridi toplam 563 km. Iklimi col, bitki ortusu col.Resmi Dili: Arapça Para Birimi: Katar Riyali. Su siralar 1TL=2.51 QR. Nufusun 1.7 milyon civari oldugu belirtilmekte. Ulkede yabancilar cogunlukta. Bunlar dunyanin hemen hemen her ulkesinden degisik statude calismaya gelen expatlar. Calismaya gelen expatlarin cogunlulugunu hizmet isleri icin Hindistan ve Pakistandan gelen erkek isciler olusturmasi nedeni ile de ulkenin sadece %29’u kadinlardan olusmakta oldugu belirtilmis. Ulkeyi 19.yy.’in ortalarindan beri Thani ailesi babadan ogula yontemi ile yonetiyor. Basbakan bile ayni aileden ve seyh kendi seciyor. Demokrasiye gecis calismalari cercevesinde  1999’da ilk defa kadinlarinda secen ve secilen olarak katildigi 29 uyenin secilecegi belediye meclis secimi yapilmis. Secimler %96.6 oraninda katilim olmus. Ama kadin secilmis mi belirtilmiyor.
Aslinda tarihi milattan once 10.000 lere kadar giden bir ulkeden soz ediyoruz. Ancak gelisimi petrolun bulunmasi ve islenmeye basladigi yillardan sonra baslamis. Son 10 yildir da ivme kazanmis.1995 yilinda su anki Seyh iktidari ele aldigi gun olan 18 aralik tarihi 2007 yilindan beri Katar Ulusal gunu olarak kabul edilmektedir. Bugunku seyh Emir Hamad bin Khalifa Al Thani 1995 yilinda babasini kansiz bir sekilde devirerek iktadara geliyor. Bu tarihten itibaren ulkede disa acilma, modernlesme sureci basliyor. Zaten  2022 FIFA Dunya Kupasina evsahipligi icin yarisa girmesi ve bu alanda ciddi sekilde calisarak ipi goguslemesi de ayni amacla yapilmis calismalarin sonucunda gerceklesmistir.
Ulkede modernlesme ve disa acilma kapsaminda egitim ve spor oncelikli ele alinan konular. Ulkede egitim ve spordan soz edilince Seyhin 2. esi Sheikha Mozah Bint Nasser Al-Missnedin katki ve etkilerinden soz etmeden gecilemez.Kendisi 18 yasinda Katar Universitesi Sosyoloji bolumu ogrencisi iken emir ile evleniyor. Her ne kadar kendisine bakildiginda inanilmasi imkansiz gibi gorulse de  1959 yili dogumlu ve 2’si kiz, 7 cocuk annesi. Zarif goruntusunun yanisira karizmasi ilk goruste fark edilebiliyor.Bu karizmasi ve aldigi egitim ile birlikte Arap ulkelerindeki Monarsi yonetimlerinde gorulmemis bir sekilde yonetimde etkin ve cagdas bir profile sahip. Egitimin basinda  ve cagdas egitim modellerine gecilmeye baslanmasinda topluma onculuk eden yol gosteren bir sembol. Ancak hala devlet okullarinda kizlar ve erkek ogrenciler ayri egitim almaktalar. Verilen bu egitimde yonetim ve ogretmenlerden baslayarak en alt seviyede calisana kadar cinsiyet ayrimi son konusu. Okullar ana sinifindan Universiteye kadar  ucretsiz.Qatar Universitesi 1972 yilinda kurulmus. Ayrica ulkede ana sinifindan baslayarak Universitelere kadar dunyanin degisik ulkelerinin okullari, universiteleri  yer almakta. Spor alaninda da 2006 yilinda yapilan Asya Olimpiyatlarina ev sahipligi yapmasi bir donum noktasi olmus. Acilan son derece modern spor tesisleri  araciligi ile halk sporla bulusturmak icin calismalar baslanmis. Bu kapsamda halkin cogunlugunda gorulen obezite ile cocuklardan baslayarak savas baslatilmis.
Ulke’de seriat kurallari halkin sosyal  yasaminda tam anlami ile etkili. Bu baglamda kadinlar seriat kurallarina gore giyiniyorlar. Ancak Seyhin esi  giyim, kusam ve etkinligi ile ulkenin oldukca otesinde bir profil cizmekte oldugu gorulmekte. Buna ragmen, 2022 FIFA Dunya Kupasinin hangi ulkede yapilacaginin aciklanacagi torende Seyh ve ailesinin davranislari incelendiginde gercek anlamda Katar’in sosyolojik durumunu en iyi aciklayan manzaranin sergilendigini belirtmek gerek. Izleyenler bilir ama bilmeyenler icin anlatalim. Torende Seyh  ogullari ile birlikte , bugune degin benim en azindan ilk kez gordugum, takim elbise giymis halde ; seyha ise modern ama uzun etegi ve hafif turbani ile maile televizyon ekranlarindan bile belli olan heyecanli bir bekleyis icinde salonda oturmaktaydilar. FIFA Baskani Joseph S. Blatter’nin elindeki zarfi acip icersinden QATAR yazisi cikarmasi ile bir anda aile hep birlikte buyuk bir heyecanla ayaga kalkti. Yanyana oturan Seyh ve Seyha oncelikle ayakta birbirlerine yuzlerindeki  gurur ve mutluluk ifadeleri  ile uzun uzun baktilar. Ayakta ellerini cilginca cirpip birbirlerine gurur ve mutlulukla uzun uzun bakarken, biz izleyiciler evet simdi birbirlerine  sarilarak bu ozel anin mutlulugunu paylasacaklar diye beklerken ,  maalesef tam Katar gercegi ortaya cikti ve Seyh karisinin koltugunu atlayarak gidip ogullarina sarildi. Ve seyha yapayalniz ayakta kaldi. Hatta ogullarina bile sarilamadi. Iste sosyolojik anlamda Katar su anda bu ikilemi yasayan bir ulke. Ama en azindan yonunu cagdasliga dogru yoneltmis bir ulke.
Katariler icin belirli giyim kurallari varken, expatlara marjinal olmadikca karisilmiyor. Zaman zaman hatta  cok uc ornekler bile ara sira gorulebiliyor.
Ulkede bulunan yabancilara  tanitim amaciyla devlet tarafindan hazirlanan MARHABA kitabinda yine kulturleri ile ilgili uyarici nitelikte su bilgileri veriyorlar.
  • Her ne olursa olsun bir Katarliya selam vermeden soze baslamayin. (Merhaba, gunaydin gibi)
  • Insanlara degisik kiyafetleri nedeni ile dikkatlice bakmayin.
  • Kadinlarin ellerini sikmak icin uzattiginizda karsilik almiyorsaniz bu size yapilmis bir saygisizlik olmayip bu kulturun ozelliginden kaynaklanmaktadir.
  • Arap kadinlarina information olarak tanimlanmis yol, adres vs.sormayin.
  • Izinsiz fotograf cekmeyin.
  • Muslumanlar ile yemek yerken sol elinizi kullanmayin. Inanca gore sol el kisisel hijyen(!!!) icindir.
  • Toplu yerlerde bagirip cagirarak konusmayiniz. Esinize fazla yakin olmayin gibi…
  • Icki icmeyin ozellikle de araba kullanmayin.
  • Bir Katar’li ile otururken ayaklarinizi uzatarak veya sirtinizi donerek oturmayin.
Gibi devam ediyor. Bana oldukca enteresan geldi.Bir de yapin dedikleri var.En basinda da bol su icin diye yaziyor.40o C sicaklikta min. 2lt olarak tanimlanmis. Idrarinizi rengini kontrol ediniz. Koyu sari olmamasina dikkat ediniz. Koyu sari idrar dehidrasyon anlamina gelmektedir diye yaziyor.
Ulke bir yarimada hatta nerede ise ada olacak denli karaya az bagli bir yarim ada olmasina karsin deniz kulturu yok. Ornegin  Araplar pek balik tuketmiyorlar. Bunun devami olarak da denize girmiyorlar. Dolayisi ile sahillerde hemen hic tesis yok. Denizkenarlari gunubirlik kullanan expatlar ile dolu. Baliklar sanirim sicak deniz baligi olduklari icin alistigimiz damak tadindan oldukca uzak ve yavan. Ancak marketlerde balik reyonlari oldukca zengin ve isler durumda. Bu reyonlari en onemli musterileri ise ulkedeki uzak dogulu expatlar oluyor.
Sehir icerisinde her modelde tekneler ile denize acilmak mumkun.Ozellikle de Dowl denen nostaljik tekneler  yabancilar icin en revacta olanlari. Bu tekneler  yarim saatten baslayarak istediginiz sure kiralanabiliyor. Revacta olani iklim nedeni ile mehtapta gezmek. Ayrica balik avlama icin de tutulmasi oldukca siklikla tercih edilmekte.
Ulke turizm alaninda da gelisme cabasi icinde oldugu rahatlikla gorulmekte. Ornek aldigi Dubai gibi ancak daha istikrarli buyume hamlesi icerisinde. Bu kapsamda kiyi seridinde PEARL (Inci) adi verilen cok hos, son derece modern bir bolge yapmislar. Pearl buranin en prestijli bolgesi. Dubai’deki Palmiye adasina benzetilmeye calisilmis. Soyle bir genel bilgi vereyim deniz doldurularak  yaratilmis Limanda ultra lux apartmanlar bunlarla  uyumlu magazalar, kafelerden olusuyor.  Yani tekneni evin onune baglama imkani sunuluyor . Bu arada sehir hayatinin tum nimetlerinden faydalanarak tabiki.  Dunyanin en lux markalari giyim, otomotiv, puroya kadar  burda. Evler  sadece yuksek katlilardan olusmakta. Halen insaatlar devam ediyor zamanla villa tipi de olabilir. Ama cati dublex katlarinin manzarasi cok hos olsa gerek.
Katar genel olarak kulturunden vazgecmeden modernlesmeye calisan bir ulke. Kulturleri ile gercekten gurur duyorlar.Tarihlerini  ve kulturlerini her firsatta gosterme cabasi icersindeler. Ulkelerinin adini duyurmak icin para harcamaktan  kesinlikle cekinmiyorlar. Bu kapsamda restore edilen Souq Vakif (Vakif Pazari) onemli bir cazibe merkezi ve sehrin meydani ozelliginde bir nokta olmus. Aslinda Carsi Doha’nin en eski pazari. Onceki yillarda bedevilerin haftasonu alisverisi yapmasi icin kurulmus. Bedeviler bu pazarda basta et, sut ve yun olmak uzere urettikleri urunleri satarak ticaret yapiyorlarmis. Gunumuzde de ise  ayni ticaret merkezi olma ozelligini devam ettirmekle birlikte turistik ozelligi giderek daha fazla onem kazanmakta oldugu belirtilmekte. Bu nedenle  carsinin geleneksel yapisini bozmadan restorasyonun yanisira  genisletme calismalari ciddiyetle yapiliyor.Ve bu konuda oldukca basarililar. Oyleki carsiya girdiginiz anda havanin nemi ve sicagina karismis nargile ve dogunun yogun baharat, parfum kokulari icerisine cekiveriyor sizi. Binalar ve kokular, saticilara bakip birden kendinizi 100-200 yil oncesine gitmiscesine farkli bir atmosferde buluveriyorsunuz. Carsiya giriste bulunan FANAR (fener) camiinin isiklandirmasi ortami daha da buyuleyici kiliyor.Katar 2022 FIFA evsahipligini kazanmasinin ardindan yapilan kutlamalar bu bolgede oldu ve tum dunyaya bu bolgeyi gostermek istediler.
Bu yil Katar bircok kulturel ve sanatsal etkinlige ev sahipligi yapti. Ekim ayindan beri olanlari sayacak olursak
26-30 Ekim 201 Doha Tribeca Film Festivali
28-30 Ekim 2010 Doha Bayanlar Tenis Turnuvasi
24 Kasim – 04 Aralik Qatar 21. Kitap Festivali
29/11/2010 Barcelona – Real Madrid maci
Ocak 2011 de Doha Dunya Erkekler Tenis Turnuvasi
Bu etkinliklerin disinda yurt disinda futbolun onemli sporcu ve spor adamlari ulkeye davet edildi ve ulke tanitildi. Tum Billboardlarda 2022 FIFA dunya kupasina ev sahipligi yapmak istiyoruz diyerek halkla birlikte tek nefes olarak hazirlanildi. Dunya kupasina ev sahipligi yarisinda futbolun besigi Ingiltere ile yarisildi. Diger adaylar Avustralya , Amerika, Guney Kore, Japonya gibi sporda dunya devi ulkelerdi.  Ilk kez bir ortadogu ulkesine bu gorev verilmesi ve gectigimiz yillarda yildizi iyice parlayan ancak ekonomik kriz neticesinde su anda bu evsahipligini yapamayacak durumda olan Dubai degilde Katar’a verilmesi oldukca onemli.Burada cok onemli iki noktaya dikkatinizi cekmek isterim. 2022 Dunya kupasi yaz aylarinda gerceklesecek. Hava kosullarinin 50-550C olacagi dusunulurse Katar’in bu oldukca zor isi yapabilirligi ve gucunu gostermesinin ne denli onemi bir iddia oldugu tartisilmaz. Kapali, iklimlendirilmis stadyumlardan bahsediyoruz. Katar “ekonomik gucum var bunu yapabilirim ve dunyanin her neresinden gelirse gelsin sundugum ortamlarla misafirlerimize ve sporcularimiza bunu hissettirmem’’in sozunu vermis durumda. Ayrica bu soz sadece stadlari ve spor alanlarini kapsamiyor, hali hazirda son derece kisitli olan otel, resorant gibi gelenlerin konaklamasi icin gerekli alt yapi metro, havaalalani dahil sozu verilmis anlamindadir. Aslinda yepyeni bir sehir, ulke yapilacagi anlamini tasiyor.
Tum bunlar para ile yapilacaktir kimsenin hic kuskusu olmasin Katar sahip oldugu dogal gaz ve petrol rezervlerinin verdigi ekonomik gucle bunu rahatlikla yapabilir. Ama benim de cok merak ettigim bir konu var onu nasil cozecekler bilemiyorum.  ICKI.  Ulkede icki icilmesi yasak.Ev, otel gibi bazi kapali yerlerde sinirli olarak izin veriliyor ancak muslumanlara icki satisi yasak. Ozel izinler ile musluman olmayanlarin disindakilere maaslariyla orantili ve basta belli bir oldukca yuklu bir harc yatirilarak icki satisi yapilabiliyor. Kisaca icki oldukca zora kosulmus durumda. Hal boyle iken futbolun maclarinin vazgecilmezi ickiye ve de ozellikle de biraya nasil bir cozum bulunacagi simdiden herkesin merak konusu olmus durumda.
Katar modernlesmeye yolunda ilerlerken ilerde dunyanin sayili turizm merkezlerinden biri olmayi hedeflemis durumda. Simdiden herkesin 10 yil sonra yaratilan bu suni cenneti gelip gormeyi planlamasi,  hayal dunyalarina yepyeni pencereler acacagina inaniyorum.

QATAR NEWS Kultur-Sanat – Spor haberleri

                                                                                                                                       01/11/2010
QATAR NEWS  KULTUR – SANAT – SPOR HABERLERI
Buralarda olmaz diye dusunmeyin.
Gecenlerde Kemal ile hafta sonu basbasa turlamalarimiz sirasinda sinemaya girmeye karar verdik. Julia Roberts’in su yeni filmi. Eat, Pray and Love. Aslinda bu tur filmler Kemal’in tarzi olmamakla beraber beni kirmadi sagolsun. Neyse hem filmi hemde ortami anlatmak isterim. Bir kere sinema salonlari bizimkiler gibi modern. Dogrusu Turkiyedeki salonlarin dunya standartlarinda oldugunu tahmin ediyorum. Etrafta anlasin anlamasin her yas ve ulkeden insanlar ile filmi izledik. Ancak yerli halk salonda hemen kendilerini ortaya koydular. Film boyunca normal hayattaki ses tonu ile cep telefonu ile konustular. Abartmiyorum seslerinde en ufacik bir kisiklik goremedim. Yanimizda oturanlar catur cutur patlamis misir yiyip kendi aralarinda sohbet ettiler ve en onemlisi benden baska uyaran olmamasi idi. Gerci bunlari yapanlar 9-10 yaslarinda cocuklardi daha buyuk Qatarlilarda gormedim. Peki bu yasta bir cocugun boyle bir filmde isi ne idi. Cevap veriyorum ‘yapacak baska birsey bilmiyorlar.’’ Surekli para harciyorlar. Filmin ortasinda cikip alisveris edip gelip film boyunca yiyip konusuyorlar. Hatta filmin ortasinda alisverise giderken de yanlarindaki arkadaslarina ne istersin diye yuksek sesle soruyorladir. Ilginc olan kimsenin bunlara dur sus dememesi idi. Tabiki benden baska. Ben hem yanimdakilere hem de bizden epeyce uzak ta oturan gruba once isaret parmagimi dudaklarima goturup sus  isareti ile baslayan yetmeyince susmasini saglayacak her turlu el kol ve ses cikartan hareketler yaparak filmi izledim. Ancak hic fayda vermedi. Birkac dakika susup aynen devam ettiler. Filmin son sahnelerinde hala himmmmmmm, ssssssssttttt gibi garip sesler cikartiyordum. Ilk uyarimda cocugun bana bir bakisi vardi ki gormeye degerdi. O kadar anlamamis bakiyordu ki, bu cocugu sanirim bugune degin hayatinda hic uyaran olmamisti. Film biraz daha devam etseydi acaba kulagini cekmeye baslarmiydim diye de dusunmeden edemedim. Bu yastaki cocuklari hangi akilli ebeveyn yalniz baslarina boyle bir filme gonderir. Cocuklari benden baska kimse uyarmamasinin altinda expatlarin  yerel halktan cekinmesi olabilir mi diye de dusundum. Burada cocuklar ozellikle de dogu kulturlerinde siklikla gorulen bir davranis bicimi olarak erkek cocuklar pek kiymetli. Dokuyorlar saciyorlar kimse birsey demiyor. Baslarinda birer filipinli veya endonezyali minik celimsiz bir bakici AVM’ler icerisinde ordan oraya kosturup para harciyorlar.
Filme gelince Amerikan toplumundaki yabancilasma, sevgisizligi asmak icin insanlarin kliselesmis cozumler ile bundan kurtulma yolculugu anlatilmis. Eat kismindaki Italya ve yemekler cok hostu. Uzun suredir yesil dogadan ve taze sebze,meyve, yemekler ve saraptan uzak olmam nedeni ile yanimdaki cocuklara ragmen hos duygular ile izleyebildim dogrusu. Aklima Urla ve saraplari geldi. Italya’nin dogal guzelligi ve tarihlerini bozulmadan korumalarina bir kez daha hayran oldum. Geleneksel bag evleri, eski ancak cok estetik bir araba ile gelinen evde aile ve dostlarla yenilen uzuuuuun ogle yemekleri ve bol sarap. Nasil da ozledigimi hissettim ve Turkiye’ye gidince yapilacaklar listesinin basina not ettim bu ozlemimi. Tabiki mevsim kis olunca somineyi yakarak.  
Pray kismi Hindistan’i anlatiyordu. Hindistan’in spirutuel boyutunu inanilmaz merak etmek ile birlikte, pisligi nedeni ile hep bana cok uzak oldugunu dusunmusumdur. Bu filmde dogruladim gorusumu. Ama filmde ilgimi ceken Turkiye’de de son zamanlarda moda olan Hindistan’da ruhu kesfetme yolculugunun arkasinda buyuk bir pazarlama politikasi oldugunun hicvedilmesi idi. Bence cok hos olmus.
Son bolum Love kisminda ise Thailand’da cekilmisti. Bol yesil, dere, deniz olmasi bakimindan bana cok iyi geldi. Firsatiniz varsa filmi gidip gorunuz.
Film bittiginde onumdeki sirada oturan kizin cep telefonuna baktigimda gozlerime inanamadim. Kemal soyledi bilen bilirmis markasi VERTU. Fiyatlari 10.000$’dan basliyormus. Ama bu telefon bu ozel markadan olmasi yanisira  tamamen pirlanta ile kapli olmasi telefonu daha da ilginc kiliyordu. Hatta uzerine kirmizi pirlantadan da bir desen vardi.  Kemal’i hemen durttum. Kas goz yaparak telefonu isaret ettim. Benim gibi memuruslar icin o tum telefonu kaplayan taslarin iki tanesini alip iki kulagimiza minik kupe yapmanin, gereksiz musrifce bir yatirim, oldugunu dusunup hemen almaktan vazgectigim icin, telefon dogal olarak cok ilgimi cekti. Bu durum bana kucukken Kaan’a okudugum ‘’Gokkusagi Baligi’’ masalini hatirlatti. Masal siirsel ve lirik bir dille yazilmasi ve cocuklara paylasmanin mutlulugunu son derece yumusak bir dille anlatmasi acisindan bizim ailede cok ozeldir. Cocugu kucuk olanlara siddetle tavsiye ederim. Bilmeyenler icin anlatayim. Gokkusagi baligi muthis guzel pullari sayesinde denizlerin en guzel baligi. Bu durum nedeni ile de tabiki cok kibirli ve sonucta hic arkadasi yok. Bir gun minik bir balik ondan bir tane pul istiyor ancak o  bastan vermiyor. Ama kucuk baligin israri ile en arkadaki pullarindan kucucuk bir tane veriyor. Ve kucuk balik ona cok tesekkur ediyor , dost oluyorlar ve Gokkusagi baligi paylastigi icin cok mutlu oluyor. Bir an bende kizdan iki tanecik tas istesem mi diye dusundum.  Bilmem ne demek istedigim anlasildi mi?
Ikinci etkinligimiz DTFF idi. 26-30 Ekim tarihleri arasinda duzenlenen Doha Tribeca Film Festivali. Acilis gecesine gittik. Giderken tam yerini ogrenebilmek icin, taksici ve polis olmak uzere uc ayri kisiye sorduk, ucude ayri bilgi verdi. Yanlis anlasilmasin ‘’Film Festivali nerede’’ degil ‘’open air theater nerede’’ diye sorduk. Hic biri bilmiyoruz demedi tam tersi cok emin bir sekilde cevap verdi. Neyse sonunda Kemal yine kendi bilgisi ile buldu. Burasi Doha’nin yeni yuzu. Buyuk bir park olarak baslamis zamanla luks binalar evler vs. de yapilmasi planlanmis 2030’a kadar surecek kapsamli bir proje. Konu film Festival’i olunca  daha cok Avrupali ve Amerikalilar vardi ortalikta. Tabiki bir de parki gezmeye gelen Qatarli olmayan araplar. Ulkelerin  insanlarin kulturleri uzerinde bu kadar belirgin etki ettigini bir kez daha dogrulamis olduk. Festival katalogunda gordugumuz gosterilecek filmler bir film festivalinde sergilenecek duzeyde izlenimini veriyordu. Filmleri izleyemedik cunku salon doldugu icin iceri almadilar. Festival kapsaminda paneller ve acik oturumlar da duzenlenmisti. Kirmizi hali seremonisi de yapilacagi belirtilmisti katologda. Bu arada burada bir Film Akademisi de bulundugunu belirtmek isterim. Gittigimiz sinemada da de bu akademinin epey uzun bir reklami vardi. Reklamda bu akademiye giderseniz islerinizi daha kolay halledersiniz mesajini Hint ve Arap filmlerinde cok belirgin olarak yapilan saklabanlikla veriyordu. Hic gulunecek gibi degildi dogrusu.
Filme giremeyince biz de parkta dolanalim dedik. Park denize sifir olunca benim deniz sevgim hemen depresiverdi. Denize ayaklarimi sokmak istedim. Aslinda sahili barikatlar ile kapatmislardi ancak Kemal’in uyarisina karsin atlayip girdim. Cunku az once de baskalarini sahilde gormustum. Daha adimim atar atmaz guvenlik geldi. Kapali oldugunu sadece Cuma gunleri acik oldugunu belirtti. Kos kos ciktim tabiki. Sahil bakinca cok hos gorunuyordu. Ama denize yapilan dolgular nedeni ile deniz olu bir deniz gibi idi hic hareket yoktu. Etraftan aldigimiz bilgiye gore de deniz gercekten olu ve balcik gibiymis.
Parkta ilerlerken gayet lux bir restoran gorduk uzerinde de bilmem bir sey Pasha Ottoman filan yazinca daldik iceriye. Bizi bir bayan karsiladi. Ingilizce olarak  Restoranin seyhin biri tarafindan yaptirilan Ottoman- Turk mutfagi oldugunu soyleyerek basladi anlatmaya. Yemeklere baktik hakikatten hunkarbegendiler, serbetler filan. Calisanlar Osmanli tarzi giyimliler. Hersey cok sik ve ozenle dekore edilmis. Bir tek her yere siklikla asilmis flat tv’leri sevemedik. Ama burasi boyle. Kizda hafif uzak dogululara benziyor. Ben Turk yemeklerini nasil buldu filan diye sormak icin kiza nereli oldugunu sordum. Ingilizce olarak Turkum deyince ben de ona ’’ me to’’ deyiverdim. Karsilikli bir an bakistik sonra basladik gulmaye. Cok komik oldu. Aaaa baktim gogsunde ismi yaziyor adi Gamze imis. Hemde Universiteyi Izmir’de okumus. Basladik bir derin sohbete. En sonunda close friend olduk. Tum Izmirliler gibi sevgilisinden,  kac para maas aldigina kadar herseyi ayak ustu konusuverdik. Restorani anlatti. Turkiye’den garsonlar, calisanlar ve ozel serbetci getirtmisler. Hemen bize limonata ve cok meshur gul serbeti ikram etti. Biz limonatayi begendik. En kisa zamanda burada yemek yemege gelecegimiz belirterek ayrildik. Bu arada size bilgi vereyim. Gamze daha once Antalya’daki MARDAN PALACE’da calisiyormus. Hani su Azeri isadaminin yaptirdigi meshur otel. Acilina Richard Gere, Sharon Stone gibi unluleri davet etmisti. Turklerden de 5 yildizlarin mudavimleri Sibel CAN ve Ibrahim Tatlisies. Neyse Gamze Mardan Palace’in gosteristen baska birsey olmadigini arkasinda muthis problemler oldugunu o gosterisli malzemelerin hepsinin ucuz Cin mali olmasi nedeni ile de derdinin bitmeyecegini, zor kactiklarini belirtti. Bilmem hatirlarmisiniz bu isadami 5- 6 yasindaki torununa da muthis bir dogum gunu partisi yapmisti. Yine dunya starlarini davet ederek.  
Ucuncu etkinligimiz ise 28-30 Ekim tarihleri arasinda gerceklesen bayanlar Dunya Tenis Turnuvasi idi. Cok hos karsilasmalar oldu. Oncelikle sunu belirtelim Katar 2022 dunya olimpiyatlarina ev sahipligi yapmak istiyor ve bunun icinde inanilmaz paralar harciyor. Gazetelere baktiginizda bununla ilgili asagi yukari her gun bir etkinlik gorulebiliyor. Yapilan statlara dunyanin en iyi takimlari’ sporculari ve spor camiasinin unluleri, yoneticileri Qatar’I tanitmak, adlarini duyurmak icin davet ediliyor. Dolayisi ile karsilasmalarin yapildigi yer muthisti. Tabiki bunun dogal yansimasi olarak sahanin her yerinde kocaman kocaman DOHA- KATAR yaziyordu. Aralarda da, sanki tum Doha oyleymis izlenimi verilmek icin Doha’nin birkac tower’dan olusan o bolgesi siklikla gosteriliyordu. Williams kardesler gelmemisti. Ancak Ocak ayinda erkekler karsilasmalari olacak ki Nadal gelecekmis. Kaan simdiden heyecanli. Cok enteresan bir sporcu. Tv’den maclarini izlerken ne kadar obsesif bir kisiligi oldugunu fark ettik. Neyse bayanlar karsilasmalari oldukca cekismeli gecti. Gazetede cikan yaziyi sizlerle paylasmak isterim.
Kim Clijters uzun sure ara verdiği kariyerine, geçen yıl özel davet ile katıldığı US Open (Amerika açık) ile muhteşem bir dönüş yapmış ve buradaki performansı ile şampiyonluğa ulaşmıştı.

Kim Clijters bu yılda Doha WTA Cahmpionship’e gelene kadar sergilediği performans ile 4 turnuva kazanmıştı. Rakibi ise bu sene gösterdiği performans ile bir numaraya kadar yükselmişti ve çok formdaydı. Bayanların iki formda ve başarılı raketinin karşılaşması da heyecanlı geçti.

İlk seti kazanan KimClijters oldu. Zorlu geçen ikinci seti ise Caroline Wozniacki kazanmayı başardı. Üçüncü sette ise oyuna ağırlığını koyan Kim Clijters rahat bir oyun ile seti ve maçı kazanarak Doha’nın en iyisi oldu.

Goruyormusunuz kariyerine ara verdikten sonra neler yapmis. Bir kez daha istemenin birincil etken oldugunu gormus olduk. Aslinda daha 27 yasinda imis. Rakibi Wozniacki ise 21 yasinda olmasina ragmen yenildi. Ama seneye alir diye dusunuyorum. Ben karsilasmalarda hep Clijters’i tutmustum. Sonuctan mutluyum. Wozniacki biraz simarik gibi geldi. Neyse kazanilan odulu soyleyeyim.Tam tamina 1.450.000 $. Odul toreni de enteresandi. Odulu vermeye Tenis Federasyonu Baskani Katar’li gencten biri geldi. Yine fistan ve o meshur terliklerle sahneye cikti. Sonra seyhin ailesinden biri davet edildi. Sahneye 35 yaslarinda carsafli ama yuzu peceli olmayan bir hanim kolunda da  gezmeye gider gibi taktigi cantasi ile cikti. Gorseniz bu seyhin akrabasi filan demezsiniz. Kirkyilda bir evden cikan ev hanimi teyze goruntusu icinde idi. Cunku bu kadinlarin o kadar gosterislisini gordum ku bu seyhin ailesinden olmasina karsin oldukca mutevazi idi. Onun bu mutevaziligi dogrusu  oldukca dikkatimi cekti. Taniyip sohbet etmek isterdim.
Turnuvada ayrica oldukca duygusalda bir olay yasandi. Rus bir tenisci yaptigi mac sonrasinda yenildi. Ancak mac sonrasi bir konusma yapti. Bu onun Jubile karsilasmasi oldugunu soyleyip aglamaya basladi.  Sporcunun agladigini   goren basta annesi ve calistiricilari hatta rakibi ve turnuva yetkilileri olmak uzere, tum stat herkes baslamasin mi aglamaya. Dusunun koskaca stad ve ekran basinda dunyanin her yerinden izleniyorken. Ekran karsisinda ben de cok duygulandim dogrusu. Aslinda kullandigi sozcukler son derece siradan tesekkur sozcukleri idi ama aglayarak tesekkur etmesi herkesi cok etkilemisti. Destek veren herkese annesinden, calistiricilarindan baslayip taaa Doha yetkililerine kadar tek tek aglayarak  tesekkur etti. Hele bir annesine tesekkur edis ani vardi ki anlatilamaz.
Bir de turnuvada Italyan bir sporcu kiz vardi ki cok komik bir tipti. Aslinda Italyan kadinlari gayet hos hatta seksidir. Ama bu kizcagiz tum bunlara inat  kiz demeye bin sahit ister modeli idi. Oyle iri yari filan dusunmeyin tam tersi zayif siska bile denilebilir. Comak gibi yamuk bacaklar. Yuruyus ve vucut dilinde de zerafetin z’si yok. Komik olan tarafi ise bu kizcagiza herhalde kiza biraz benzesin diye firfirli etekli spor kiyafetleri giydirmisler. Yani tum diger fistik gibi sporcular gayet mini hos tenisci  etekleri elbiseleri giyip daha da bir hos olurlarken niye buna firfirlisini giydirmisler anlayamadim dogrusu. Kiza benmesi icin son bir umit diye dusunmus olabilirler. Vallahi ayip olacak ama hani gosteri maymunlarina giydiriliyor ya aynen. Turnuvada 3. oldu. Ama odul sadece ilk ikiye verildi.
Aslinda bilindigi uzere tenisci kizlar halk arasinda fistik olmalari ile unludur. Evet ilk iki de oyleydi. Bu arada gidikleri kiyafetlerin ardinda biliyorsunuz inanilmaz bir sponsor destegi var. Cok hos kiyafetler gorduk. Ikinci kiz kiyafete uygun olsun diye kuf sarisi uzun takma tirnak takmisti. O kadar uzun tirnaklar ile nasil oynayabildi anlayamadik. Havlusu, oturdugu koltuk hepsi tam takimdi sporcularin. Defile gibi.  Ama ben giyimi, kusami, tarzi dahil her seyi ile Clijters’ i tutmustum.
Dogrusu bugune degin ben hic tenis maci izlememistim. Daha dogrusu spor karsilasmalari izlemezdim. Vaktim olunca Kaan sayesinde alistim. Tenis maclari sonrasinda 1. ve 2. Sporcu uzun uzun konusma yapiyorlar tesekkur ediyorlar. Enteresan geldi. Baska bir spor dalinda da varmidir boyle birsey?
Gordugunuz gibi Katar tum gelenek ve ikliminin sertligine  inat kendini asmaya cabalayan bir ulke. Elindeki kaynaklari ulkenin gelismesine harciyorlar. Turkiye’yi uzaktan izleyince Turban, 29 Ekim respsiyonu, kim katildi kim katilmadi, yok kim kiminle tokalasti, Erdogan- Kilicdaroglu’nun bitmez- tukenmez bir yere goturmeyen soz duellolari… Enerjimizi ne kadar sacma sapan seylere harciyoruz. Tarihimiz, kultur mozagimiz, dogamiz ne kadar buyuk bir sans ve inanilmaz kiymetliyken enerjimizi sacma sapan tartismalara harcamamiz inanilmaz uzucu geliyor insana. Buradaki egitim faaliyetlerine ve seyhin karisina baska bir yazida deginecegim. Siz bu arada bulursaniz internette karisinin resmine bakmanizi oneriyorum. Sonra bizimkilerin karilarinin resmine bakmayin ama.
Simdilik bu kadar yazayim. Bir sonraki yaziyi arayi uzatmadan gondermeyi planliyorum. Hoscakalin…